Yolsuzluğu söylemezseniz herkes yok sanar

Haberin Devamı

Sevgili okurlar uzunca bir aradan sonra gündemimize “yolsuzluk” kavramı tekrar girdi. Şaban Dişli’nin “izahı pek mümkün olmayan” 1 milyon dolarlık imar değişikliği anlaşması biraz da VATAN’ın ısrarlı takibi sonucu kamuoyu tarafından öğrenildi. AKP’li olan olmayan pek çok kişi Dişli’nin bu olayda sorumlu olduğuna inanıyor. AKP’nin Dişli’ye sahip çıkması parti tabanında bile şaşkınlık yaratmış durumda.

Herkes şerbetlendi mi?

Geçen hafta açıklanan bir kamuoyu araştırmasında halkın gündeminde yolsuzluğun hayli geri sıralara düştüğü görülüyordu. Tabii bu araştırma Dişli olayından önce mi sonra mı yapıldı bilmiyorum ama halkın yolsuzluklara karşı eskisi kadar duyarlı olmadığı ortada. Ya herkes şerbetlendi ve kimse yolsuzluklara aldırmıyor ya da yolsuzluk olduğunu pek çok kimse bilmiyor.

Yolsuzluk yok mu?

Sevgili okurlar, biraz da deneyimlerime dayanarak söylüyorum ki, sorun halkın yolsuzluk iddialarını eskisi kadar duymamasından kaynaklanıyor. Yoksa yolsuzluk olmuyor değil. Ki zaten kulağı gözü açık olanlar nerelerde ne tür yolsuzluklar yapıldığını biliyorlar ve bunların kamuoyuna duyurulmamasına da çok şaşırıyorlar. Çünkü gerçekten son 5 yıldır medyada yayınlanan yolsuzluk haberleri neredeyse iki elin parmaklarını bile geçmiyor. Ancak medyada yayınlanmaması yolsuzluk yapılmadığı anlamına da gelmiyor.

Medyanın suçu mu?

Tabii buradan yola çıkarak ilk akla gelen, “medya yolsuzlukları yayınlamıyor” oluyor. Bu mantıklı olsa da gerçeği tam yansıtmıyor. Çünkü medyanın temel görevi hafiye gibi çalışıp yolsuzluk olup olmadığını araştırmak değildir. Medya da eline gelen bilgi ve belgelerin izini sürerek yolsuzlukların üzerine gidebilir. Medyaya sadece dedikodu gelirse bu olayların üzerine gitmesi o kadar da kolay değildir.

Herkes işine geleni yaparsa

Son 5 yıl içinde pek çok yolsuzluk olayının dedikodusu geldi ya da kokusu çıktı. Kimi bakanlar ve aileleriyle ilgili söylentiler yayıldı. Ama AKP iktidarı bu tür konularda öylesine koruyucu ve savunmacı tavırlar içine girdi ki olayların izini sürmek çok zorlaştı. AKP’nin yarattığı “korku imparatorluğu” sayesinde yolsuzlukla bizzat muhatap olanlar da, kokusu çıksa bile başlarına geleni anlatmaktan çekindiler.

Sivil toplum kuruşları

Ama sevgili okurlar burada kimi sivil toplum kuruluşlarının da hatasını, ihmalini ve hatta iş birliğini sorumlu tutuyorum. Örneğin geçmişte yaptığı işlerle saygın bir yer edinen TESEV’in sesi bu iktidar döneminde neden hiç çıkmadı acaba? 2000-2002 arasında TESEV “temiz toplum” adına neredeyse her ay yeni bir yolsuzluk dosyası açıklardı. Ne zaman ki AKP iktidara geldi TESEV’in yolsuzluklarla ilgili araştırmaları şıp diye kesildi.

İşte önerim

Şimdi bu ifadelerden yola çıkarak TESEV yöneticileri öfkeli açıklamalar gönderebilirler. Sözüm sadece onlara değil, çok bilindikleri için yazdım. Ama şunu yapabilirler, çünkü imkânları geniş: Son 5 yılda belediyelerde yapılan imar plan tadillerini incelesinler. Bu uzmanlık işidir. Hangi arazi üzerinde ne zaman imar tadilatı yapılmış, daha önceki sahipleri kimmiş, imar tadilatından önce kimler satın almış, bu tadilatlar o arazilere ne kadar değer katmış. Meşakkatli bir çalışma olabilir, ama buyrun size bir araştırma konusu.

Kuşkumun kaynağı

Bunları yazmanın bir nedeni de AKP iktidarının oluşumuyla ilgili kamuoyunda oluşan bazı kuşkular. Çünkü AKP’nin iktidara gelişinde dış etkiler bugüne kadar çok konuşuldu. Şimdi düşünüyorum da 2000- 2002 arasında sanki bazı dış güçler çok ısrarlı biçimde ekonomik krizden, yolsuzluk ve usulsüzlerden söz edilmesini sağladı. AKP iktidar oldu. Sonra da sanki bu kampanya özellikle kestirildi. Herkes bir düşünsün derim.

Meclis Başkanı da sessiz

Bu arada sevgili okurlar, Meclis Başkanı, Şaban Dişli’nin doğruyu söyleyip söylemediğini test etme şansı olduğu halde bu şansı kullanmayıp topu taca atmaya devam ediyor. Dişli, 1 milyon liranın önceden verilmiş bir teminat olduğunu söylüyor. O halde geçen yıl seçildiğinde verdiği mal beyanında bunu belirmiş olması gerek. Köksal Toptan mal varlığını açıklamasın, ama yetkisi var, kendisi açıp baksın, Dişli’nin doğruyu söyleyip söylemediğini görsün. Sonra da neyi doğru buluyorsa öyle davransın. Talep bu, Toptan tınmıyor bile.

Bazı medyanın tavrı

Bu konuyla ilgili bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Şaban Dişli olayı her nedense özellikle AKP’ye yakın olduğu görülen medyada pek yer almadı. Ama her nasılsa bazı CHP’li belediye başkanlarının, dernek başkanlarının yolsuzlukları gündeme gelmeye başladı. Şaban Dişli’yi görmeyip, birkaç küçük beldedeki CHP’li ya da başka partililerin yolsuzluklarını ortaya dökmek de harika bir şey yani.

Afrika zirvesi

Geçen hafta Türkiye yeni bir dış politika atağı ile gündemdeydi. Pek çok Afrika ülkesinin devlet yöneticileri İstanbul’da bir araya geldi. Dünya medyası da bu olaya geniş yer verdi. Ama ne yazık ki bu bizim dilediğimiz biçimde olmadı. Çünkü dünya medyası toplantının önemine değil, konuklar arasında bulunan Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan El Beşir’e değindi. Çünkü Sudan’daki insan hakları ihlâlleri ve toplu kıyımlar nedeniyle dünyanın nefretle baktığı bir isim El Beşir.

Sudan şart mıydı?

El Beşir dünyanın gözünde bir insanlık suçlusu. Ülkesindeki pek çok ölümden sorumlu tutuluyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler geçici Güvenlik Konseyi üyesi olmak için çok sayıda ülkenin desteğine muhtaç. Zaten Afrika zirvesinin de asıl bu amaçla yapıldığı biliniyor. Koca Afrika’da bir Sudan’ın eksik olması acaba bir şeyi değiştirir mi? Ya da diğer ülkeler Türkiye’ye sempati beslese bile sırf Sudan Başkanı yüzünden oy vermezlerse bunun sorumlusu kim olacak?

Din birliği temeli

Ancak sevgili okurlar, anlaşılıyor ki, AKP iktidarı temel ölçü olarak din birliğini kabul ediyor. El Beşir diktatörlüğünün yanı sıra ülkeyi şeriat kurallarına göre yöneten bir lider aynı zamanda. Anlaşıldığı kadarıyla bu kriter AKP yönetimine diğer gerçekleri unutturuyor. Ülkelararası ilişkilerde din birliği kriterinin esas alınması, uzun vadede Türkiye’yi ciddi sıkıntılara sokacaktır.

Atatürk’ün telgrafı

Önceki hafta yazdığım “Atatürk olmasaydı Hazreti Muhammed’in mezarı da olmayacaktı” başlıklı yazım geçen hafta da yine çok konuşuldu. Pek çok okur bu işin peşini bırakmamamı isteyen mesajlar attılar. Ne yazık ki 12 Eylül döneminde çok az basılan kitaba ulaşmam hâlâ mümkün olamadı. Dışişleri Bakanı da 2 haftadır tüm çağrılara kulak tıkıyor. Nedense bu konuyu konuşmak bile istemiyorlar.

İlker Başbuğ yazısı

Birkaç gün sonra Genelkurmay Başkanı olacak Orgeneral İlker Başbuğ’un isyancı gelenekten gelen son Harbiyeli olduğunu yazdığım yazıya, özellikle asker kökenli okurlar tarafından eleştiri ve düzeltmeler geldi. Bu mesajlarda tarih yanlışları olduğu vurgulandığı gibi bazıları da bu yazıyı Başbuğ’a iftira olarak nitelemiş. Oysa o yazıda da belirttiğim gibi bu sadece bir ayrıntı yazısıydı. Ne Harp Okulu öğrencilerini bir dönem isyancı gibi gösterdim ne de 1963’ten sonra Harp Okulu’nun sindiğini anlatmaya çalıştım. Üst üste gelen olayların yarattığı tabloyu sergilemek istedim.

HaberX’te ayrıntılı röportaj

Sevgili okurlar, bu hafta başı son olarak HaberX internet haber sitesinin benimle yaptığı söyleşinden söz etmek istiyorum. Cemil Barlas’ın yönetimindeki HaberX’in röportaj yazarı Hülya Okur geçen hafta benimle çok ayrıntılı bir konuşma yaptı. Çok iyi hazırlandığını gördüğüm Hülya Okur pek çok soru sordu. Bu köşeden de bildiğiniz bazı görüşlerimin ayrıntılarını okumak isterseniz bugünden itibaren www.haberx.com adresine girebilirsiniz. Özellikle darbeler, Ergenekon, muhalefet, medya konularındaki görüşlerimi bu söyleşine bulacaksınız.

Hepinize iyi haftalar dilerim.



***




Politika ve ahlakı farklı ele alanlar, her ikisini de asla anlayamazlar.

J. J. Reusseau

DİĞER YENİ YAZILAR