Bütçe görüşmelerinde pek dikkat çekmeyen çok ilginç bir açıklaması oldu Başbakan Erdoğan’ın. Başbakan’ın bu sözleri, AKP zihniyetinin demokrasi, hukuk, adalet kavramlarına hangi gözle ve nasıl baktığının da kanıtıydı bana göre.
Başbakan konuşmasının, CHP lideri Baykal’a “hoplama” gibi Meclis kürsüsünden söylenmesi pek yakışık almayan sözle başladığı bölümünde Hatay’da ortaya çıkarılan ve kısaca Ali Dibo olarak adlandırılan yolsuzluk iddialarına da yer vererek aynen şöyle dedi:
“Sayın Baykal, hâlâ yorulmadınız mı? Ali Dibo yattınız, Ali Dibo kalktınız. Hataylı size gereken dersi verdi. AK Parti açık ara birinci parti oldu. Halkımıza hakaret ediyorsunuz. Halkımız yolsuzluğu yapanı abat ediyor, ona paye veriyor öyle mi? Yine parlamentoya geldiler hatta oy sayısını artırarak geldiler.”
Deniz Baykal Başbakan’ın bu sözlerine “Aynen dediğiniz gibi bu halk yolsuzluk yapanı abat ediyor” dedi mi bilmiyorum. Ancak Erdoğan’ın bu sözlerini duyunca çok şaşırdım. Çünkü bu sözler demokrasi için yepyeni bir tanım gibi geldi bana.
Sözlerin tam tercümesi şudur bence: “Ey ahali, benim adamlarım yolsuzluk yapabilir, adam kayırabilir, suistimalde bulunabilir. Ama eğer onlar seçilip geliyorsa kimsenin ağzını açmaya hakkı yoktur.”
Gerçekten de, siz istediğiniz kadar yolsuzluk çıkarın ortaya, eğer halk buna rağmen oy veriyorsa söyleyecek lafınız olmaz artık. Ama bunu başbakan bir “milli irade sonucu” gibi sunarsa canınız sıkılıyor. O kadar. Üstelik Başbakan bir de muhalefete adeta nanik yapar gibi “Ali Dibo dedin ne oldu, oyun azaldı” diyor ki bu da başka bir sıkıntı verici taraf.
Gerçi Deniz Baykal’ın bunu biliyor olması gerek. Çünkü 1999’da Türkbank yolsuzluğunu ortaya çıkardığı için halk kendisini cezalandırmış ve meclis dışında bırakmıştı.
Şimdi gelelim Ali Dibo olayına. AKP Hatay milletvekili aynı ilden seçilmiş başka bir AKP milletvekilini suçlayarak “İhaleleri yönetiyor, istediklerine veriyor” demişti. Gerçekten de Hatay’da yapılan 271 ihalenin tamamı AKP’lilere verilmişti. Yani ortada parti adına yapılan müthiş bir yolsuzluk vardı.
Buna karşın Hatay halkı AKP’yi ödüllendirdi. Adı yolsuzluğa karışan milletvekillerini daha fazla destekle Meclis’e gönderdi. Bu hiç de mantıksız değil. 271 ihale nedeniyle sebeplenen binlerce kişi var. Altın yumurtlayan tavuğu niye kessinler ki, elbette yine AKP’yi seçecekler ki bu düzen aynen devam etsin.
Tamam bu bir realite. Ama yakışık almayan Başbakan’ın yolsuzluğu bile “demokrasi” adı altında “milli irade” diye tanımlamaya kalkması ve rakibiyle alay etmesi.
Son sözüm: Halkın oyu her zaman demokrasi anlamına gelmez. Daha çok oy almış olan daha iyi demek değildir. Halk her zaman haklı olmayabilir.
CHP’ye biraz dokundum....!
Geçen hafta bir kadın okurumun evlerdeki fazla giyim eşyalarını ihtiyaç sahiplerine vermek üzere CHP Kadın Kolları ile işbirliği yaparak dağıtmak istediklerini ancak partiden umdukları ilgiyi göremediklerini anlattığını yazmıştım.
Yazı üzerine CHP’den pekçok tepki aldım. Bu tepkilerin büyük bölümü CHP içinde nasıl fırtınaların estiğini de gösteriyor.
CHP Bakırköy İlçe Kadın Kolları Yönetim Kurulu üyesi bir kadın (ismi bende) hemen arayarak “O hanımefendi ile ben konuştum, iki gün süre istedik, ama onlar beklemeyip eşyaları dağıtmışlar” dedi.
Ancak CHP’li bu kadın yönetici “Asıl söylemek istediğim başka” diyerek şunları anlattı: “Bizler CHP Bakırköy Kadın Kolu yönetimi ve kadın kolunda aktif olan kadın üyeler olarak seçim sürecinden 1 yıl önce Bakırköy’de girilmedik bina, ziyaret edilmedik esnaf ve sivil toplum örgütü bırakmadan birebir çalıştık. Bizler yaz sıcağında evimizi, çocuğumuzu, ailemizi ihmal ederek oylarımızı artırmak ve iktidar olabilmek için çalışırken, bugün bizleri çalıştırmamak için uğraşan sözde yönetim kurulu üyeleri Zuhuratbaba kahvesinde oyun oynuyorlardı. İlçeyi polis kuvvetiyle teslim almaya gelen zihniyet elbette Bakırköyde Kadın Kolunu yok sayıp çalıştırmamak için çaba sarfediyor.
Bizler 16 yılda 2474 üye yaparken aynı zihniyet bir gecede 12. maddeden 1626 üye yaparak parti tüzüğünü çiğnemişlerdir. Üye yapılan kişilerin çoğunluğu üye olduğunu bile bilmemektedir. Türkiye’nin her ilinden ve her ilçesinden naylon üye yapılmıştır. Delege seçimleri sandık konulmadan sahte imzalarla ilçemizde gerçekleşmektedir. Bu duruma il başkanı nedense sesini çıkartmamaktadır. Çünkü kendisi de atanmıştır. Biz Cumhuriyet Halk Partili kadınlar olarak partimize son nefesimize kadar çalışıp emeğimizi sunacağız.”
CHP kaynayan kazan gibi besbelli. Kurultay’a doğru ciddi kavgalar çıkabilir.
Cumhurbaşkanlığı artık gereksiz mi?
Başbakan Erdoğan, çok güçlü bir iktidarın başında oturduğundan belki, çoğu zaman konuşmasına pek dikkat etmiyor. Eskiden de etmezdi gerçi.
Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkmasından sonra, Meclis’te kabul edilen yasaların neredeyse hiçbir incelemeden geçirilmeden imzalanması, atama kararnamelerinin jet hızıyla geçmesi çok dikkat çekiyor.
Başbakan ise Meclis’te bu uygulamayı savunurken bakın ne diyor: “Neymiş (Cumhurbaşkanı) döner dönmez imzalamış. Biz 15 günün son dakikasına kadar bekletildik. Bu ülke hizmetine bir ağırlaştırmaydı. Kusura bakmayın, bu iş ne kadar süratlenirse o kadar hayırlı olacağına inanıyoruz. Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum, var olsun sağ olsun.”
Cumhurbaşkanının “şeklen” de olsa tarafsız görünmesi gerekir. Ama Gül böyle gözükmek bile istemiyor, direk “ben bu hükümetin cumhurbaşkanıyım” tavrıyla hareket ediyor.
Başbakan da Cumhurbaşkanı’nın ne isterse öyle davranacağını biliyor ki Meclis’te böyle bir konuşma yapabiliyor.
Bu durumda Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı makamına gerek kalıp kalmadığı bile tartışma konusu olabilir. Hükümet Sezer’in acısının çıkarılması için her şeyin hızlanacağını söylüyor. Çankaya bu talebe aynen uyuyor. O halde işleri daha hızlandırmak ve Türkiye’nin önünü açmak için Çankaya’nın jet onayı ile zaman kaybetmeyelim, Cumhurbaşkanı onayını kaldıralım olsun bitsin.

