Sayın Valim, Sayın Belediye Başkanım; kar yağışı geçtiğine göre artık yazabilirim. Daha önce neden yazmadığıma gelince, gecenizi gündüzünüze katıp öyle bir çalıştınız ki, açıkçası moral bozmak istemedim. Ama her yıl olduğu gibi bu yıl da öyle bir noktayı atladınız ki bunu da yazmadan da olmaz.
Değerli Valim, Belediye Başkanım, daha önce iki kez kar alarmı verip İstanbul’u ayağa kaldırdınız. Kar yağmadı. Ama öyle sanıyorum ki emekler de boşa gitmedi. Öncelikle, iki kez genel ve gerçek bir tatbikat yapma olanağı buldunuz. İkincisi İstanbul halkının içine her köşe başında gördüğü karla mücadele araçları ile bir umut ve güven duygusu doldu. Özellikle Belediye Başkanımız yağmayan karla pek güzel bir şov yaptı.
Gelelim karın gerçekten yağdığı ve İstanbul’un felç olduğu günlere. İtiraf etmeliyim ki ana yolları işler halde tuttunuz. Nar tanesi büyüklüğünde doluyu andıran kar bastırdığı an elbette yapılacak bir şey yoktu, ancak hemen ardından caddeler tuzlandı. Solüsyonlar döküldü, ana yollarda trafik pek aksamadı.
Ancaaaak, her nedense her zamanki gibi yine sadece araçlarla gidenleri ve araç sahiplerini düşündünüz. Trafiğe araçların neredeyse beşte dördü çıkmamıştı zaten, ama yayaların yarıdan fazlası yine yollardaydı. Ve bu yayalar, kar küreme araçlarının cadde kenarlarına yığdığı çamurla karışık yığınların üzerinden yürümeye çalıştı.
O durakların haline baktınız mı hiç, çamurlu kar yığınlarının üzerinden otobüslere binmeye çalışan insanların hali geçekten yürek paralayıcıydı. Ama yanısıra da kar lastikleri takmış devasa arazi araçları vızır vızır gidiyordu. Tabii ki onlar gitsinler de yayalar da düşünülmeyi haketmiyor muydu?
Yer versinler
Benim oğlan çocukken çok afacandı. Kalabalık bir belediye otobüsüne bindiğimizde hemen benden uzaklaşır, birkaç sıra arkaya giderdi. Bir süre sonra hâlâ ayakta olduğumu görürse hemen bağırırdı “Anneeee, hamile olduğunu anladıkları halde o abiler hâlâ sana yer vermiyorlar mı?” diye. Tabii mutlaka bir utanan olur ve yerini bana verirdi. Hey gidi günler. Şimdi yere düşüp bayılsan bir kişi bile kalkıp yer vermiyor.
Aptal âşık
Adamın biri Tanrı’ya sormuş, “Tanrım, kadınları niye bu kadar güzel yarattın?” Tanrı “Âşık olasınız diye...” demiş. Adam bunun üzerine yeni bir soru daha sormuş, “Peki niye bazen aptal oluyorlar?” Tanrı cevaplamış: “Onlar da size âşık olabilsinler diye....”
Gökçek’le Ankara’da bir gün
Önce bir hikâye. Putin bir gün araba kullanmak istemiş, direksiyona kendi geçmiş makam şoförünü de yana oturtmuş. Giderken bir trafik kontrolüne denk gelmişler. Genç bir polis durdurduğu Putin’in arabasına yaklaşmış. Ancak birden beti benzi atmış ve geri geri arkadaşlarının yanına gitmiş. Merak etmiş arkadaşları, “Hayrola?” demişler. Genç polis “Arabada çok önemli biri var” diye kekelemiş. Arkadaşları “Putin olacak değil ya” diye alay edince genç polis “Yooo, daha da önemli, adam kim bilmiyorum ama şoförü Putin” demiş.
Salı günü Ankara’da, Büyükşehir belediye Başkanı Melih Gökçek ile tıpkı bu fıkradaki gibi gezdik. O, makam arabasının direksiyonuna geçti, ben de yanına oturdum. Gelen geçen direksiyonda Gökçek’i görüyor, sonra da bana bakıyor “Kim bu?” diye.
Gökçek’le Ankara izlenimlerimi hafta başından itibaren parça parça sizlerle paylaşacağım. Sadece şu kadarını söyleyeyim, Gökçek inanılmaz işler yapmış ve yapmaya devam ediyor. Bunların çoğu eleştirilebilir, ama Ankara halkının çoğunluğunun bundan mutlu olduğunu söyleyebilirim.
Kızılay’ın türbanlıları
Geçen hafta Kızılay’ın Çad ve Filistin’e gönderdiği yardım ekipleri içinde türbanlıların da olduğunu belirterek “Elbette olabilir bunlar Müslüman ülkeler, ama son zamanlarda dış faaliyetlerde hep türbanlıların görünmesi yeni bir imaj yaratma çabası mı?” diye sormuştum.
Çarşamba günü Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali aradı. “Bir yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum” dedi. Küçükali, “Çad’daki ekipte türbanlı yoktu. TV ekranlarına yansıyanlar Çad’dan dönen Türklerdi. Dışişleri biz dönerken oradaki Türkleri de getirmemizi istemişti” diye açıklama yaptı. Tekin Küçükali Türkiye’nin en eski yardım kuruluşu Kızılay’ın hiçbir politik akımın etkisi altında kalamayacağını belirterek “Aslına bakarsanız çok yoğun baskı altındayız. Bazı başka yardım kuruluşları önümüzü kesmek için çok çabalıyor. Bizim için dinsiz diyenleri bile var. Halkı bize yardım etmemeye çağırıyorlar bu da bizi çok üzüyor ve yaralıyor” dedi. Ne diyeyim, Kızılay için bile böyle yıpratma yapılıyorsa artık...
Üzüntü kendi kendini giderir, ama mutluluğun tam zevkini çıkarmak için onu paylaşacağınız birinin olması gerekir. Mark Twain
Çocuklara eziyet çektirmeyin
Her nedense kar yağdığında okulların tatil edilmesi hep sorun olur. Çocuklar ve aileler bilirler ki kar yağınca okullar tatile girer, ama valilik nedense bunu son ana kadar ketum biçimde saklar. Bu kez de öyle yaptı hatırlayın.
Ama benim üzerinde durmak istediğim bu değil. Neden sadece kar yağdığı gün tatil ediliyor okullar? Oysa kardan bir hatta iki gün sonra ortalık daha beter oluyor.
Bugün İstanbul’da çocukların dörtte birinden azı okullarına servisle gidiyor. Gerisi yürüyor. Geçen salı günü okula gitmeye çalışan, kenara yığılmış karlar üzerinde bata çıka giden, sırtındaki çantayı taşımakta zorlanan çocukları görünce içim sızladı. O çocukları buzlu kaldırımlarda düşe kalka okula göndermek insafla bağdaşmaz. Okullar iki üç gün tatil edilse bir şey kaybetmezdik. Bu yazıları özellikle kardan sonra yazıyorum ki bir dahakine belki akılda kalır.
KAMYON YAZILARI
Gönlünde bana yer yoksa güzelim, farketmez ben ayakta da giderim.

