“Yoksula yardım suç oranını düşürüyor”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek sabah saatlerinde aradı. Dünkü yazdığım “Çağdaş olmakla olmamak arasındaki fark” başlıklı yazım üzerine görüşlerini anlatmak istediğini söyledi

Haberin Devamı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek sabah saatlerinde aradı. Dünkü yazdığım “Çağdaş olmakla olmamak arasındaki fark” başlıklı yazım üzerine görüşlerini anlatmak istediğini söyledi.

Melih Gökçek’i uzun yıllardır tanırım. Televizyonlarda demogojik atışmalara girmediği zamanlarda çok iyi ve ikna edici konuşan, yaptıklarını çok iyi anlatan bir siyasetçidir.

Nitekim dün de Ankara Büyükşehir Belediyesi adına yaptığı çalışmaları gerçekten çok etkili biçimde anlattı.

Gökçek, “Elbette bir insana yardım etmek yerine ona iş sağlamak, bir beceri öğretmek çok daha önemlidir” dedikten sonra “Biz de belediye olarak birçok kişiye ayni yardım yapıyoruz. Ama biliyor musunuz bu sayede suç oranını düşürüyoruz” diye konuştu.

Gökçek’e göre, aç kalan insan suça yöneliyor. Anne babalar çocuklarına bakmak için ahlak dışı yollara bile sapabiliyor. Oysa karnı doyan insan suçtan da uzak duruyor.

Melih Bey belediye olarak sadece bu tür yardımlar yapmadıklarını, asıl işlevlerinin gençlere sosyal alanda hizmet sunmak ve iş bulmalarını sağlayan olanaklar yaratmak olduğunu söyledi. Ankara’da bir dönemler en yüksek suç oranının Çınçın Mahallesi’nde olduğunu söyleyen Gökçek “Burada gençlerin hizmet alacağı sosyal alanlar yarattık. Spor yapmalarına, bilgisayar kullanmalarına ve faydalı oyunlar öğrenmelerine yönelik tesisler inşa ettik. İnanın 4 ayda suç oranı yüzde 60 düştü” dedi.

Çeşitli meslek edindirme kurslarından sertifika alan gençlerin, ev kadınlarının da iş bulduklarını ileri süren Gökçek, “Biz devletin yapması gerekeni yapıyoruz. Eğer devlet de bunu yaparsa suç oranı azalacağı gibi güvenlik için harcanan paradan da ciddi tasarruf sağlarız” dedi.

Gökçek’in beni en etkileyen sözü de şu oldu: “Biz Ankara’da bu yardımları yapıp sosyal patlamaya önlemeseydik, Başkent de İstanbul’a dönerdi.”

NOT: Gökçek’e cevap niyetiyle değil, ama belediyelerin vatandaşa direk yardımları ile ilgili görüşlerimi yan sütunda bulacaksınız

*****

Metin Serezli ve süper enerji
Geçen hafta bizim Hıdırlarla Profilo Alışveriş Merkezi’ndeki Tiyatro İstanbul’da sahnelenen Metin Serezli’nin başrolünü oynadığı Kaçamak adlı oyuna gittik. Bir süre önce de yazdığımda merak edenler olmuştu “Kim bu Hıdırlar?” diye sormuşlardı. Bizim küçük bir grubumuz var. Biz bu gruba Hıdırlar adını taktık. Tiyaro sanatçısı Arsen Gürzap, Doktor Gülhiz Cever ile eşi Doktor İlhan Cever, eşim ve ben bu grubu oluşturuyoruz.

Hıdırlar ne yapıyor peki?

Tiyatrolara, sinemalara, sergilere gidiyoruz. Turistik ve tarihi yerlere kısa geziler yapıyoruz. Herhangi birimizin evine hepimizin güvendiği, sevdiği kişileri davet edip onlardan bilmediğimiz konular hakkında bilgi alıyor ve tartışıyoruz.

Örneğin son tiyatro seferimizde iki saat boyunca Gencay Gürün’ü dinleme fırsatını bulduk, yine pek çok şey öğrendik, tartıştık.

Gelelim Kaçamak oyununa. Perşembeden pazara her gün sahnelenen bu oyunu mutlaka gidip izleyin bir kere. Bol bol güleceksiniz ama özellikle yılların oyuncusu Metin Serezli’nin dinamizmine hayran kalacaksınız.

Bir insan iki saat boyunca sahnede bu kadar hareketli nasıl kalabilir ve oyun bittikten sonra hiçbir şey olmamış gibi sigarasını yakıp kahvesini yudumlar akıl erdirmek mümkün değil. Üstelik Metin Serezli “Bu oyun bana yavaş bile geliyor, daha önce ne oyunlar oynadık” dediğinde söyleyecek söz de bulamıyorsunuz.

Kaçamak bir Fransız vodvili. Kalabalık bir oyuncu kadrosu var. Örneğin ilk kez izlediğim Kerem Atabeyoğlu’nun çizdiği Rus karakterine bayıldık hepimiz. Argun Kınal, Levent Ulukut, Serkan Budak, Soner Kavran görevlerini çok iyi yerine getiriyor.

Gözde Kansu, Ebru Vardal, Melis Eronat ve Tuğçe Doraz ise iyi oyunculuklarının yanısıra gerçekten güzellikleri ile de çok dikkat çekiyorlar.

Metin Serezli ve arkadaşlarını Kaçamak’ta mutlaka gidip izleyin.

*****

Bu belediyelerin görevi değildir
AKP iktidarının temel oy dayanaklarından birinin “sadaka kültürü” olduğunun su götürmez bir gerçek olarak görülmesi ister istemez tartışma yarattı.

Şunu öncelikle söylemek istiyorum. Elbette yoksul olana yardım etmek, onun kalkınmasına destek vermek vicdani bir görevimizdir.

Ancak bu kalıcı bir politika olarak uygulanamaz. Yoksulu sadece para, giyecek veya yiyecekle desteklemek yoksulluğun ilelebet sürmesine neden olur. Yardım yoksulluğu ortadan kaldırmaz, sorunları geçici olarak çözer.

Ancak AKP iktidarı oy toplamak adına yoksulluğun bitmeyecek biçimde sürmesini göze alarak ve hatta bunu körükleyerek bu sözde yardımları sürdürüyor.

Sonuçta herkes vicdan sahibi olduğu için de buna karşı çıkanların sesi cılız kalıyor.

Ancak sorun bu kadar basit değil.

Birincisi belediyelerle ilgili. Elbette Melih Gökçek’in anlattıkları insanı etkiliyor. Ama bir de şunu düşünün, insanlara yardım etmek, iş sahibi olmaları için para harcamak belediyelerin işi mi? Kimse kendini devlet yerine koymamalı.

İkincisi dünkü yazı sadece belediyeleri ilgilendirmiyordu. Hükümetin ve cemaatlerin yardımları daha önemli.

Hükümetler ülkeyi Meclis’in çıkardığı kanunlarla ve bu kanunların kendilerine tanıdığı yetkilerle yönetirler. Ülkenin sosyal gelişimini, eğitimini, refahını sağlamak ve düzenleyip yönetmek hükümetin görevidir. Oysa “sadaka kültürünün” oy getirme cazibesine kapılan hükümet, asıl işini bırakıp kendini iktidara taşıyacak, günü kurtaran, vicdanlara seslenen ve bu nedenle herkesin kolay kolay karşı çıkamayacağı eylemlerle prim toplamaya çalışıyor.

Herkes işin düzgün yapsa, biz bu konuları tartışıyor olmazdık. Çünkü o zaman ne korkutucu bir açlık, ne sosyal patlamaya neden olacak işsizlik ne de ekonomik uçurumlar olurdu.

*****

Öndeki araç durunca durun!
Trafikteki küçük hataların yarattığı kaoslara örnekler vermeyi sürdürmek istiyorum.

Batı ülkelerinde araç kullanırken çok temel bir kurala uyulur. Eğer önlerindeki araç durursa, onlar da durur. Eğer araç hareket etmemek üzere durmuşsa o zaman sinyal verir ve yol boşsa yan şeride geçip devam eder. Aksi takdirde hareket etmek için önündeki aracın hareket etmesini bekler.

Oysa bizde, önünde araç duran sürücüler sanki hakarete uğramış gibi sinyal vererek ya da vermeyerek direksiyonu hemen kırar ve öteki şeride geçer. Bu sanki onun doğal hakkıymış gibi davranır.

Ama bakın üşenmedim saniye tuttum. Bir otomobilin, durakta duran otobüsün arkasında durmamak için sola kırması ve şerit değiştirmesi en az 5 saniye sürüyor. O sürede bunu yapan sürücü yoluna devam ediyor. Ama 5 saniyelik durma, diğer şeritten gelen 10 aracın yavaşlamasına ve hatta durmasına neden oluyor. Aynı yol üzerinde 5 otomobil bunu yaptığında arkasındaki 50 araçlık bir konvoy oluşuyor.

DİĞER YENİ YAZILAR