Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; geçtiğimiz haftayı ağırlıklı olarak “Kürt açılımı” ile geçirdik. Önümüzdeki hafta bu konuda daha da hareketli geçecek. En azından İmralı’daki teröristin hükümete sunacağı “yol haritası” bazı kesimler tarafından “heyecan ve umutla” bekleniyor. Bu açıklamadan sonra daha sert tartışmalara hazır olmak gerekiyor.

Zülfü Livaneli’nin yazısı

Ancak bu konudan önce cumartesi gününe damga vuran Zülfü Livaneli’nin yazısına değinmek istiyorum. Solcu, demokrat, eski CHP milletvekili, sanatçı ve yazar Livaneli bu yazısında “Fikir mi önemli yoksa söyleyen mi” diyerek “AKP’nin her söylediğine körü körüne karşı çıkmanın” doğru olup olmadığı sorguladı.

AKP bir parti mi?

AKP’nin birçok icraat ve söylemine karşı görüşler belirten bir gazete yazarı olarak Zülfü Livaneli’nin temel mantığına katıldığımı belirtmek istiyorum. Ancak bu görüş, şu anda iktidarda olan partinin, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi parti tanımına uyup uymaması ile doğru orantılıdır. Bence temel soru şudur: AKP bir siyasi parti midir?

Klasik parti değil

AKP demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan klasik bir siyasi parti değildir. Demokratik hayatımıza giren CHP, DP, AP, MHP, DYP, ANAP ile AKP’yi aynı kefeye koymak, yöntem ve uygulamalarını da, bilinen, çağdaş demokratik sistemin içinde kabul ederek tartışmak ve değerlendirmek yanlış olur.

Türkiye’de demokrasi

Türkiye’de demokrasinin gerektiği gibi uygulandığını söylemek elbette mümkün değildir. Ama bu, Türkiye’de demokrasi olmadığı anlamına da gelmez. 600 yılını şeriat yönetimi altında geçiren, yüzyıllar boyu aydınlanma yaşamayan, başında Atatürk’ün olduğu bir avuç idealist sayesinde çağdaş dünyaya adım atan Türkiye’nin demokrasi alanında sıkıntılar çekmesi çok normaldi.

Lokomotif kesimler

Buna rağmen Türkiye her koşulda hatta askeri darbelerle kesintiye uğratıldığı dönemlerde bile demokrasiyi yaşatmak için elinden geleni yapmıştır. En azından Türkiye’nin lokomotif görevi yapan kesimleri her seferinde demokrasiye sahip çıkarak sistemin yürümesini sağlamışlardır.

AKP’nin iktidara gelişi

AKP 2002 yılında demokrasinin sıkıntılar yaşadığı, günün koşulları nedeniyle siyasetin çıkmaza girdiği, ne yazık ki hırsızlık ve yolsuzluk olaylarının çok arttığı bir sırada tamamen halkın öfke selinin yarattığı iklimden yararlanarak iktidara geldi.

Çekirdek kadro

AKP ortamdan yararlanarak iktidara gelirken gözden kaçan bir nokta vardı: Partinin çekirdek kadrosu, Türkiye’nin yüzde 5’lik bir kesimini temsil ediyordu. Oysa parti iktidar olunca bu yüzde 5’lik güç ülke yönetiminin yüzde 95’ini ele geçirmiş oldu. Bu çekirdek kadro ikinci seçim zaferinden sonra hem parti hem ülke yönetimine daha da egemen oldu.

Bir tür takiye

AKP’nin çekirdek kadrosu iktidara gelmelerini çevrelerinde oluşan menfaat halkalarının sağladığını ve buradan hareketle kendilerine destek olan menfaat çevreleriyle birlikte kendilerine karşı olan kesimleri rahatsız etmeyecek politikalar izlemek zorunda olmaları gerektiğini elbette biliyordu. Yani bir tür takiye yapıldı.

Şaşırtıcı çıkışlar

İşte AKP’nin çekirdek kadrosunun zihniyetinin Türkiye’ye zarar vereceğine inananları şaşırtan, kafalarını karıştıran temel neden bu takiyedir. AKP hızla devlet çarklarının kontrolünü ele geçirmiş, kadrolarını yerleştirmiş, iktidarını sağlamlaştırmak için de “asla inanmadığı” fikir ve görüşleri ortaya atmıştı.

Bu kesinlik neden?

Bunu kesin bir dille söylüyorum bu garip gelebilir. Ancak dinlendiğinde kulağa çok hoş gelen söylemlerin hayata geçirilmediğini, AKP’nin demokrasi, hukuk, özgürlükler konusunda hiç de iyi not almadığını yaşadığımız örnekleriyle biliyoruz.

Hangi demokrasi

Demokrasinin temel direklerinden biri eleştiri ve sorgulama hakkıdır. Oysa demokrasi kahramanlığı yapan AKP’lilerin en küçük bir eleştiriye, kendilerine olumsuz gelen soruya tahammülleri yok. İktidar medyayı baskı altında tutarak, her türlü eleştiriyi demokrasi dışı davranış olarak ilan etmekten hiç çekinmedi bugüne kadar.

Hukuka inanmıyorlar

İktidarın hukuk konusunda söyledikleriyle icraatları da çok farklı. Suç icat edip sonra insanları (resmi rakam 67 bin) dinlemek, izlemek, kameraya çekmek sonra bunları suç kanıtı olarak göstermek herhalde çağdaş hukukun asla kabul edemeyeceği şeyler.

Yolsuzluklara ne yapılıyor

Hırsızlık ve yolsuzlukların ayyuka çıkmasının yarattığı öfke ile başarı kazanan iktidar kendi döneminin yolsuzluklarını bırakın soruşturmayı üstünü örtmek için elinden geleni yaptı. Türkiye’yi dünya çapında rezil eden Deniz Feneri e.V davası için bile kılını kıpırdatmak istemiyor bu iktidar.

Avrupa Birliği

Seçildiği günün ardından iktidarda yıpratılmamak için AB’yi hedef seçen iktidar ilk 3 yıl bu konuda falso yapmadı. Zaten yapmazdı da, çünkü zaten bu üç yıl sadece katılım tarihi almak için verilen mücadeleyle geçti. İktidar asıl görüşmelerin başlayacağı tarihe kadar AB için çok asıldı. O kadar.

Türban kararı bitirdi

Ne zamanki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi türbanla ilgili iktidarın hoşuna gitmeyen kararını aldı, AB hevesi de sönmeye yüz tuttu. Şu anda AB görüşmecileri temasların çok iyi gittiğini söylüyorlar ama uygulamalar ve sonuçlar bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Sıfır terörle devraldı

AKP iktidara geldiğinde Güneydoğu’daki PKK terörü neredeyse sıfır noktasındaydı. Erdoğan iktidarının ilk yıllarında Güneydoğu açılımı yapmaya çalıştı, umut verdi ama arkası kesildi. 2006’nın ortalarından itibaren PKK terörü yeniden hortladı ve giderek tırmandı.

İktidar sessiz kaldı

PKK terörünün tırmanışı, arka arkaya yapılan karakol baskınlarıyla onlarca şehit vermemiz noktalarına kadar vardı. Erdoğan, Silahlı Kuvvetler’in operasyon ısrarlarına aldırmadı ve konuyu görüşmek adına Washington’a Başkan Bush’a gitti. Döndüğünde PKK’nın bitirilmesi içi Amerika ile anlaştıklarını söyledi.

DTP’yi yok sayma

Erdoğan, 2006 seçimlerinden zaferle çıktıktan sonra halkın oylarıyla Meclis’e gelen DTP milletvekillerini tıpkı Genelkurmay gibi yok saydı. “PKK’yı terör örgütü olarak kabul ettiklerini açıklamadıkları sürece DTP ile görüşmem mümkün değil” dedi. Buradaki demokrasi dışı tutumu gariptir ki ne partilileri ne de liberal maskeli yandaşları tarafından eleştirildi.

Birden Kürt açılımı

Başkan Bush’la anlaştığını söyledikten sonra Kürt konusuna fazla girmeyen Erdoğan birkaç ay önce birden “açılım” yapmaya karar verdi. Görüşmediği DTP’lileri “görüşmemesine neden olan hangi koşulların değiştiğini” bile açıklama zahmetine kapılmadan kabul etti. Bu görüşmelere ilişkin hiçbir somut bilgi verilmedi.

Muhalefete hamasi saldırı

İktidar ve yandaşları bir anda Türkiye’nin tek kurtuluşu olarak “Kürt açılımını” gösterirken, çözüm için ne yapılması gerektiği ise adeta sır gibi saklıyor. Kendi sır vermiyor ama muhalefetin ne olduğu belirsiz açılıma sıcak bakmamasına da çok öfkeleniyor. Erdoğan herhalde kamuoyunda oluşması muhtemel bir huzursuzluğa muhalefeti ortak etmek istiyor.

İşin özü nedir?

Şimdi çok kısaca yazmaya çalıştığım bazı noktaları bile göz önüne aldığınızda bu iktidarın söylemlerinde samimi olmadığı hissi ağırlık kazanıyor. Bu durumda kimseyi “İyi bir atılıma, AKP söylüyor diye karşı çıkıyorsunuz” suçlaması yapılamaz. Asıl amacının ne olduğunu bildiğimiz bir partinin kulağa hoş gelen ama içeriğini bilmediğimiz, bildiklerimizde de uygulamasını görmediğimiz söylemlerine kuşku ile bakmamız çok normaldir.

Niyet okumak mı?

AKP ile ilgili bazı eleştirilere karşı “bunlar niyet okuma” diyenler var. Hayır, burada niyet okuma yok. Gerçekleri görmek var. Tıpkı Ziya Paşa’nın “Âyinesi iştir, kişinin lafa bakılmaz şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” dizelerindeki gibi.

DİĞER YENİ YAZILAR