Yine söyleyene de bakacağız

Haberin Devamı

Zülfü Livaneli muhaliflere; sırf AKP söylediği için her şeye karşı çıkılmasının doğru olup olmadığını sormuştu bir yazısında hatırlarsanız. Ve hayli de tartışılmıştı.

AKP’nin Genel Kurulu’nu biraz bu gözle de izlemeye çalıştım. Hiçbir önyargıya kapılmadan Başbakan’ın söylediklerini başından sonuna kadar dinledim.

İlk izlenimimi söyleyeyim: Konuşma çok yeni kavramlar içermese de çok güzeldi. Birlik, beraberlik çağrıları, demokrasi ve hukuka samimi bağlılık mesajları, ayrımcılığa şiddetle karşı çıkıldığının altının çizilmesi çok olumluydu.

Türkiye’yi hiç tanımayan, sorunları bilmeyen yabancı biri olarak bu toplantıyı izlemiş olsaydım halka “Ne kadar müthiş bir başbakanınız var, ne kadar talihlisiniz” derdim.

Ama Türkiye’de yaşıyorum, sorunları çok yakından biliyor ve yaşıyorum. İşte o zaman iş değişiyor tabii.

Başbakan demokrasiden çok söz etti. Neredeyse iki üç cümlede bir demokrasinin erdemini anlattı herkese. Güzel de koca parti bir günde Genel Kurulu’nu üstelik seçimlerini yapıyor.

Başbakan’dan başka kimse konuşmuyor, kurullara Başbakan’ın yazdığı isimler dışında kimse aday olmuyor. Tek bir aykırı oy bile kullanılmıyor.

Partide öyle bir demokrasi var ki, kimse “Ben muhalif falan değilim, ama ben de görev almak istiyorum, çünkü diğerlerinden daha akıllı, çalışkan ve becerikliyim” deme cesaretini gösteremiyor. Demek ki Başbakan’ın ağzından düşürmediği demokrasi anlayışı böyle bir şey.

Sonra Başbakan, hukukun üstünlüğünden de çok söz etti. Zannedersiniz ki bu iktidar hukuka öyle bağlı ki, aykırı tek bir iş bile yapmıyor.

Oysa gerçekte biliyoruz ki hukuk bu iktidar için sadece rakipleri yok etmede kullanılan bir araç. Rakiplere karşı yasa dışı yollara sapılması, özel hayatlara girilmesi, dinleme, izleme, dosyalama ve fişlemelerle iddianameler hazırlanması sanki hukuka çok uygun.

Hele ayrımcılık konusundaki sözlerinin fevkaladeliği karşısında, gerçekleri bilince insanın nutku tutuluyor.

Acaba tarikatlardan ve parti teşkilatlarından icazet almamış herhangi birine görev veriliyor mu? Türkiye’nin pırıl pırıl beyinlerinden biat etmedikleri sürece yararlanılması düşünülüyor mu? Bu iktidarın herhangi bir göreve kendinden olmayan birini atadığını hiç duydunuz mu?

Ayrımcılık denince kimsenin alına bu gelmiyor galiba.

Adalet kavramı üzerinde de çok durdu Başbakan. Ne kadar adil olduklarını anlattı. Devlet gücünü kullanıp kendilerinden olmayanları korkutmak, sindirmek, batırmak herhalde adil davranışın gereği AKP için.

Vergiyi bile siyasallaştırıp beğenmediği kişileri yok etmeye çalışmak da adaletli yaklaşım sayılıyor herhalde.

Evet, muhalifler sırf AKP söylüyor diye her şeye karşı çıkmamalı. Ama gözlerin içine bakıla bakıla gerçekler çarpıtılınca başka çare kalmıyor ki...

*****


Vah Galatasaray

Biliyor musunuz, bir Fenerbahçeli olarak ilk kez Galatasaray’ın başına gelene üzüldüm. Çünkü Galatasaray öyle bir kazaya uğradı ki, bu her takımın başına gelebilir.

Ankaragücü maçını izleyenlerin genel kanaati şu: “Galatasaray kötü oynadı, ama bu sonucu da hak etmedi.” Yanlış değil bu görüş.

Eğer direkten dönenler, boş kale önündeki beceriksizliklerden biri gol olsaydı sonuç da değişecekti.

Galatasaray beklenmedik bir anda gol yedi. Maçın bitimine çok az var. Galatasaray şaşkınken bir anda adrenalin salgıları güçlenen Ankaragücü bir gol daha çıkarıverdi. Üçüncü gol ise cabası oldu.

Galatasaray’ın düştüğü duruma her takım düşebilir. Fenerbahçe bile.

Galatasaray’a geçmiş olsun demek istiyorum. Puan farkının çok açılması da hoş değil, işin heyecanı kaçıyor.

Neyse Fenerbahçe, Galatasaray maçıyla 10’da 10 yapsın da gerisine bakarız artık.

*****


Baykal’ın önerisi havada kalır

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanlığı seçiminde eskiye dönülmesini istedi biliyorsunuz. Baykal cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin bir dizi sıkıntı yaratacağını, mevcut siyasi sistemde bu seçimi yine parlamentonun yapması gerektiğini söyledi.

AKP’den şu ana kadar bir cevap gelmedi, aslında gelmez, gelse de olumsuz olur.

Çünkü cumartesi günü yapılan genel kurulda son kez başkan adayı olduğunu söyleyen Erdoğan’ın gözü Çankaya’da.

Bu durumda Erdoğan’ın “Haydi eskiye dönelim” önerisine sıcak bakması mümkün mü? Eğer eskiye dönülürse Erdoğan’ın Çankaya rüyası bir anda biter.

Eski sistemle de olsa yeni sistemle de olsa, cumhurbaşkanı ilk genel seçimden sonra seçilecek. Eğer AKP’nin oy trendi bugünkü gibi giderse ilk seçimde belki birinci parti olma şansını yakalar ama şimdiki sayısal çoğunluğa varması zor.

Yani demektir ki, bundan sonra oluşacak parlamentonun Tayyip Erdoğan’ı seçmesi mümkün değil. Ama Meclis’te eski çoğunluğunu bulamasa bile eğer cumhurbaşkanı halk tarafından seçilirse Erdoğan’ın şansı da çok yükselecek.

Erdoğan parti başkanlığını bırakacağını açıkladıktan sonra cumhurbaşkanı seçilmesi çok zor olan eski sistemi tekrar kabul edebilir mi?

*****


Fakirin(!) arabası

Trafik müdürlüğünün keyfi uygulamalarına tepki gösteren bir okurumdan gelen mesaj şöyle:

“Can Bey, trafik sorunu ve insanlara eziyet çektirildiğini anlatan yazılarınızı okuyorum. Bakın geçen gün tanık olduğum bir olayı anlatayım.

Bebek’te oturuyordum. Etraf kalabalık. Her tarafta arabalar park etmiş. Derken üzerinde Trafik Vakfı yazan bir çekici geldi.

Araçtan inen polis arabalara bakmaya başladı. Sıra sıra lüks otomobiller, BMW’ler, Mercedes’ler, her markadan arazi araçları. Polis sonunda aradaki bir küçük arabaya yöneldi. Talimat verdi ve çekici bu aracı çekti.

Herhalde ensesi kalındır diye lüks arabalara dokunamadı, fakir(!) sandığı kişinin arabasını çekip götürdü.”

*****


Seher

Yıldırım Tuna’dan: Profesör, sabah ilk dersinde öğrencilerine “Güne başlamanın en iyi yolunu buldum” demiş, “Sabah gün doğarken kalkacaksınız, pencereyi açıp derin bir nefes alacaksınız, 5 dakika bir egzersiz ve arkasından soğuk bir duş.. O zaman doğanın hediyesi eşsiz seheri hissetmeye başlıyacaksınız..”

Arka sıralardan uykulu bir ses gelmiş: “Seher’den biraz daha bahseder misiniz?..”

DİĞER YENİ YAZILAR