Artık çok sıkıldım biliyor musunuz? Her gün, herkes tarafından “aptal” yerine konuyoruz.
Biz gazeteciler ve uzantısı kamuoyu olarak “Aklımız, fikrimiz yok. Açıklamalardan hiçbir şeyi anlamıyoruz. Ne söylense tersten yorumluyoruz.”
Tabii böyle olunca da koca devlet adamları, ülke yöneticileri, önemli şahsiyetler “düzeltme açıklaması” yapmak durumunda kalıyor.
Bir bakan diyor ki “8 askerin geri gelmesinden mutlu olmadım.” Gazeteciler bunun ne anlama geldiğini yazıyor. Bakanımız “düzeltme açıklaması” yapıyor; “Ben o anlamda söylemedim, siz bunu böyle yorumladınız.”
Başbakan “ulemadan” söz ediyor. Gazeteciler bunun ne demek olduğunu yazıyor. Haydi arkasından “düzeltme açıklaması” geliyor. “Yazılanlar söylenenlerin kastını aşmıştır, o laf öyle demek değildir.”
Şimdi bütün örnekler aklıma gelmiyor. Ama hafızanızı zorlayın, ne kadar çok “düzeltme açıklaması” yapıldığını göreceksiniz.
Şimdi bu kervana Genelkurmay da katıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nde bir değişiklik yapılıyor. Kamuoyuna “istenmeyen” açıklamalar yapan subayların orduevlerine alınmayacağı duyuruluyor. Gazeteciler de bunu doğal olarak “emekli generallere sus genelgesi” olarak tanımlıyor.
Aaaa, bir bakıyorsunuz ertesi günü “düzeltme açıklaması” geliyor. “O genelge o anlama gelmez.”
Pazar günkü gazetelere bakıyorum. Televizyonları izliyorum. Hemen hepsi yeni düzenlemeden bu anlamı çıkarmış. Vatan öyle, Hürriyet öyle, Sabah öyle, Yeni Şafak öyle, tüm televizyonlar öyle. Yani hepsi akılsız, izansız, anlama özürlü.
Ama açıklama “Hayır yanıldınız, öyle değil böyle” şeklinde. Bu kadar aptal yerine konmamız açıkçası ağırıma gidiyor.
Şimdi yine “hayır anlamadın” diyecekler ama, “Sus genelgesinden” sonra yapılan “düzeltme açıklaması” kamuoyunda şöyle algılanıyor: “Başbakan Erdoğan kürsüden konuşan emekli generallere (bunlar milli birliğe kurşun sıkıyorlar) dedi. Genelkurmay hemen harekete geçti. Tepki doğunca da bu kez geri adım attılar.”
Halk böyle düşünüyor. Gelen mesajlardan bu anlaşılıyor.
Sırası gelmişken, Tayyip Erdoğan o konuşmasında “ister muvazzaf ister emekli olsun” tanımını kullanmıştı. Bu konularda konuşan muvazzaflar belli. Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları. Onlar dışında konuşan yok. Bu rahatsız edici değil mi? Bunu da mı yanlış anlamış olabiliriz?
Bu arada Genelkurmay bazı kanallarda konuşma yapan emekli askerlerden rahatsızlık dile getirirken, hangi emekli generallerin hangi kurumlarda yönetim kurulu üyeliği yaptığını, hangi rengi pek belli olmayan adamların yanında gezip tozduklarına da baksa ya.
İyileri paylaşmak
Geçenlerde İzmirli bir akrabamın Ankara’da beklenmedik anda kalp krizi geçirmesi üzerine gittiği Yüksek İhtisas Hastanesi Acil Servisi’nde nasıl hayata döndürüldüğünü yazmıştım.
Dün Ankaralı bir öğretmen okurumdan bir mesaj aldım. Mesajı okuyunca iyi yapılan işleri paylaşmanın insanda nasıl mutluluk yarattığını bir kez daha görme fırsatı yakaladığımı fark ettim. Bu mesajı size de aynen aktarmak istiyorum:
Sevgili Can Bey oğlum,
5 Kasım yazınızda Yüksek İhtisas Hastanesi ile övgü yazınızı okumuştum. Birkaç gün sonra da, İzmir’den bir arkadaşımın torununun kalbinde delik teşhisi konulduğunu öğrendim ve Ankara’ya çağırdım. 12 yaşındaki kızımız Yüksek İhtisas’ta fevkalade ilgi ile muayene ve tetkikler sonucu ameliyat edilerek kısa zamanda sağlığına kavuştu. Bugün onları yolcu ettim İzmir’e ve hemen size yazıyorum.
İlk gün sıra numarası almak için kuyruğa girenler arasında bir hanım öne geçmek istedi ve özel hasta (ne demekse) olduğunu öne sürdü. Görevli hanım ona aynen şu cevabı verdi. “Bizim hastalarımızın hepsi özeldir. Sıranızı bekleyin.”
İşte böyle. Bu memlekette iyi çalışan kurumların teşvik edilmesi gerektiğine inandığım için size yazdım. Haa ayrıca İzmir’de bir üniversite hastanesinde aşağı yukarı 3 bin lira tutacağı söylenen bu ameliyat sağlık karnesi ile bedava yapılmıştır. 500 lira ücretli ama neyse ki sigortalı baba da böylece mutluluktan uçtu. Selamlar.
Emekli öğretmen Nevin Çelik
“Karışınca da kavga çıkıyor”
İstanbul trafiğinin insanı artık delirtme noktasına getirdiği kesin. Bunun mutlaka bir bilimsel çözümü olmalı. Trafik dünyanın her kentinde sıkışır, ama İstanbul’daki gibi olmuyor hiçbir yerde.
Bunda sürücü faktörünün de çok etkili olduğunu biliyoruz. Nitekim geçenlerde kavşak noktalarını güya “kurnazlık” adına tıkayanlara nasıl ifrit olduğumu yazmıştım. Hatta iki kere arabadan inip diğer sürücüyü uyardığımı da anlatmıştım.
İşte bir okurdan mesaj geldi. diyor ki “Ben de sizin gibi buna çok öfkeleniyorum. Aynı sizin gibi arabadan inip kibarca yolu tıkayan sürücüyü uyarmak istedim, bana (Sana mı kaldı lan) diye bir saldırdı, canımı zor kurtardım” diyor.
Bir vatandaşın diğer vatandaşı iyi niyetle uyarmasına kaba tepki ancak ciddi bir devlet otoritesinin olmadığı ülkelerde sık rastlanır. Bizde bir trafiği bile düzene sokacak otorite gösterilemeyince yol magandalarına da gün doğuyor işte böyle.
Tabii bu böyle oluyor diye her şeye de boyun eğecek değiliz. Yine kendi çapımızda uyarı görevimizi yerine getirmeye çalışacağız. Ancak tedbirimizi de alacağız. (Nasılsa?)
Abdi İpekçi Caddesi kiralarda en pahalı, peki ya satışlar?
Pazar günü neredeyse bütün gazetelerde dünya çapında yapılan bir araştırmanın sonuçları vardı. Buna göre dünyanın önde gelen kentlerindeki alışveriş caddeleri incelenmiş ve en pahalı caddeler seçilmiş. İstanbul’daki Abdi İpekçi Caddesi en pahalı 33. cadde olmuş.
Tabii başlıklar böyle olunca konu tam anlaşılmıyor. Abdi İpekçi Caddesi kiralar açısından en pahalı caddeler arasında. Çünkü bu caddede dünyanın en tanınmış markaları satılıyor. Onlar zaten pahalı. İş yeri sahipleri de “madem en pahalı malları satıyorsunuz, o halde çok yüksek kira ödersiniz” mantığı içinde.
Oysa bu haberde iki temel hata var. Birincisi cadde açısından bakınca Abdi İpekçi Caddesi en pahalı kirası olan caddeler arasında yer alabilir. Buna karşılık İstanbul’un dev alışveriş merkezlerindeki kiralar Abdi İpekçi’den daha fazla. Ama onlar “cadde” statüsüne girmiyor.
İkincisi ise çok önemli. Gerek Abdi İpekçi Caddesi’ndeki, gerekse çok pahalı alışveriş merkezlerindeki dükkânların çoğu iş yapmıyor. Evet çok cicili bicili dükkânlar açılıyor, dünya markaları geliyor, ama satışlar tam bir felaket.
Bu nedenle dünyanın hiçbir yerinde görülmedik biçimde mevsim dışı anormal indirimler yapılıyor. Yine de dükkân sahipleri bundan iki üç yıl öncesinin cirolarına ulaşamıyor.
Gerçi ekonomi için çok iyi diyorlar. Türkiye’nin harikalar yarattığı söyleniyor. Ama sonuçta realiteye bakmak lazım. Çok kaliteli dükkânlar bile günü siftah yapmadan kapatıyorsa, bazı ünlü markalar çok zengin Arap turistlerin ayda bir iki yaptıkları büyük alışverişlerle ayakta duruyorsa, ekonominin iyi olduğunu nasıl söyleyebiliyoruz anlamak mümkün değim.

