Pazartesi günü Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeydim. Öğrenci Konseyi’nin düzenlediği bir panele katıldım. Türkiye Gençlik Birliği geçen yıl Diyarbakır’ın Aslanoğlu Köyü’ne bir ilkokul inşa etmişti. Harç karmadan duvar örmeye, pencere takmaktan kiremit döşemeye kadar her işi gönüllü öğrenciler yapmıştı.
Ben de bu yararlı çalışmayı birkaç yazımda dile getirmiştim. Öğrenciler hem verdiğim katkıya teşekkür etmek hem de okul inşaatı ile ilgili açtıkları fotoğraf sergisini tanıtmak için beni davet etti. Bir de panel düzenlemişler, Aslanoğlu Köyü’nün muhtarı Mehmet Tanrıkulu da gelmiş, birlikte konuştuk.
HEYECAN BAŞLIYOR: Buraya kadar normal. Şimdi gelelim işin heyecanlı bölümüne. Salona girdiğimde içerisi hayli boştu. CHP Parti Meclisi üyesi Önay Alpago oturuyordu, biraz sohbet ettik, bu tür etkinliklere olan ilgisizlikten yakındım. Sonra muhtarla birlikte sahneye çıktık.
GARİP SESSİZLİK: Ama bir gariplik vardı. Salonun kapısından ellerinde telsizler olan adamlar girip çıkıyor. Derken biri gelip paneli yöneten Öğrenci Birliği Başkanı Mirkan Kemal Alp’i dışarı çağırdı.
GİREMEYENLER: Anladım ki bir grup öğrenci içeri girmek istiyor, ama sokulmuyorlar. Neyse, bir buçuk saat kadar konuştuk. Ben konuşmamda öğrenci sayısının azlığını eleştirdim, “Burası üniversite, sorunlar özgürce ama kavgasız ancak burada tartışılır, keşke her görüşten öğrenci burada olsaydı” dedim.
KAPIDA KARGAŞA: Panel bitti. Vedalayıp kapıya yöneldim ki, kapı önünde bir kalabalık var. Güvenlikçiler de kapının iki tarafını tutacak biçimde sıralanmışlar.
KORUMA TELAŞI: Durumu görünce “Ne oluyor, ben böyle girmedim ki, şimdi çıkarken ne değişti?” diye sordum. Polis olduğunu sandığım bir sivil kişi “Sizi yukarı taraftan çıkaralım” dedi. Bir an çok canım sıkıldı “Ne demek bu” dedim, “Burası üniversite, eğer ben bir yazar olarak üniversiteden kaçar gibi çıkacaksam, onca yazdığımın konuştuğumun ne anlamı kalır?”
O GRUP VAR: Polis biraz ileride kümelenmiş bir grubu göstererek “O taraftan geçmeyin, bir tahrik olmasın” diye üstelemez mi? Ardından bir özet yaptı. Bir grup önce “bu toplantıyı yaptırtmayız” demiş. Sonra da salona girmek istemişler. Ama rektörlük güvenlik gerekçesiyle bu grubun içeri alınmamasını istemiş.
KARŞILAŞMA: Bunu öğrenince o gruba doğru yürüdüm ki onlar da bize doğru gelmeye başladılar. Araya güvenlik girdi, tam karşı karşıya kaldık. İçlerinden biri “toplantı bitti mi?” dedi. “Bitti” dedim. “Bizi almadınız” diye sesini yükseltti. “Sorumlusu ben değilim” dedim.
HEPSİ KONUŞUYOR: Derken her kafadan bir ses çıkmaya başladı. “Biz eşkıya değiliz” “Bizim dinleme hakkımız elimizden alındı” “Biz bu okulun öğrencisi değil miyiz.” “Aramıza niye güvenlik girdi?”
KORUMAYIN BENİ: Polisten rica ettim ve “Tamam sorumluluk benim, lütfen beni korumayı bırakın artık” dedim, onlar da gönülsüz çekildiler. Ardından “Bakın” diye söze girdim. “Keşke içerde olsaydınız. Hem beni dinlerdiniz, hem soru sorardınız, ancak böyle anlaşabiliriz.”
BİZİMLE DE KONUŞUN: Yine biri “O halde gelin bizimle de konuşun” dedi. “Keyifle” geleceğimi söyledim ve birlikte yürümeye başladık. Az önce etrafımı güvenlik çevirmişti, bu kez salona giremeyen öğrenciler. Doğru kantine gittik. Bir çay getirdiler.
ÇAY MOLASI: Biraz konuştuk, sert tavırlarının yanlış olduğunu, toplantıları basar havasında davranışların doğru olmadığını, üniversitelerin özgür tartışma ve bilim yuvası olduğunu bu fırsatı iyi değerlendirmeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım. Sonra da bir taksiye binerek okuldan ayrıldım.
ÖNEMLİ NOKTALAR: Şimdi burada iki noktayı daha belirtmek istiyorum. Birincisi, kendilerine Yurtsever Demokratik Gençlik diyen grup bir gün önceden “Bu toplantıyı yaptırmayız” diye Öğrenci Konseyi’ni bir tür tehdit etmiş. Durum böyle olunca okul yönetimi güvenlik gereğince bu grubun salona sokulmamasına karar vermiş. “Toplantı yaptırmama” fikri çok yanlış. Tam tersine yapılsın, hatta destek olun, ama içeri girip ne söylemek istiyorsanız söyleyin.
AZALIVERDİLER: Benimle konuşmak isteyip içeri giremeyen grup başta 30 kişi kadardı. Ama ben onlarla konuşup bir de yanıma güvenlikleri de istemeden kantine gidince sayı bir anda 5-6’ya düştü. E hani bana soracaklarınız vardı?
PANELİ DÜZENLEYENLER: Bana göre paneli düzenleyen grup da yanlış yapmış. Keşke “toplantıyı yaptırmayız” diyenlerle uzlaşıp “Siz de gelin o halde” diyebilselerdi. Belki çok idealist düşünüyorum.
VE FİNAL: Son notum şu; tam taksiye binerken bir gazeteci geldi ve “Can Bey saldırıya uğramışsınız diye duyduk” dedi. Güldüm tabii. Sonra ister istemez aklıma şu geldi; “Kimbilir belki böle bir şey yapılmasını arzulayanlar vardı, ama benim her iki kesimle de çok doğal bir iletişim kurmam, bu hevesi kursakta bırakmıştı.”
Bugün E-5’te eylem var
Alem FM’de Nihat Sırdar’ın başlattığı “Benzin zammını protesto eylemleri” bütün hızıyla sürerken Büyük Birlik Partisi İstanbul İl Başkanlığı tarafından yapılan “1 dakikalık protesto” bu akşam E-5 karayolu üzerinde yapılacak.
BBP eylemi şöyle oluyor; Yoğun trafikte giden bir araç durup trafiği kesiyor. Araçtan inenler üzerinde “Benzin zammına karşı 1 dakika” yazılı pankartı açıyorlar ve tam bir dakika boyunca sessizce duruyorlar. Bir dakika dolar dolmaz da pankart toplanıyor ve araç hareket ediyor, trafik açılıyor.
İşte BBP’nin bu ilginç ve modern eylemi bugün saat 18.30’da Topkapı Cevizlibağ’da gerçekleştirilecek. O sırada yoldan geçenler şaşırmasın. Belki yolları bir dakika kesilmiş olacak ama “sivil tepki” için herkesin destek olması gerektiğine inanıyorum.
Tantan’a göre tarih tekrarlanıyor
Zaman zaman ilginç çıkışlar yapan Yurt Partisi Genel Başkanı Saadettin Tantan’ın Kürt sorunu konusunda yaptığı açıklamalar da sanıyorum çok tartışılacaktır. Tantan’a göre “tarihsel bir oyun yeniden sahneye konuyor” ve “daha önce Osmanlı’yı parçalamaya çalışanlar” şimdi de “Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmayı” amaçlıyor. Kürt hareketinin çok uzun yıllardır başka ülkelerin istihbarat örgütleri tarafından kullanıldığını söyleyen Tantan “Bu nedenle Osmanlı Dönemi’nde Kürtçü hareket en çok Kürtlere zarar vermişti. Ne yazık ki şimdi de aynı şey oluyor” diyor. Tantan bu konuda şu ifadeyi kullanıyor: “1900’lerde Batılıların temel politikası, Osmanlı’nın her köşesindeki zayıf halkaları bulup, onlarla işbirliği yapmaktı. Bu daha çok Kürtçülükte ve Ermeni, Yunan, Bulgar milliyetçiliğinde karşılığını buldu. Bir bakıma, Batı, Osmanlı İmparatorluğu’nu dini - etnik ayrımcılıkla yıktı.”
Cumhuriyetin kurulmasından sonra da durumun değişmediğini belirten Tantan’a göre Amerika, İngiltere, İsrail, Almanya, Fransa ve Rusya, Türkiye’deki etnik- mezhepsel yapıyı kışkırtmaktan vazgeçmediler. Hatta, Osmanlı döneminde olduğu gibi siyasette, bürokraside, iş dünyasında ve medyada kendilerine işbirlikçi bulmaya devam ettiler, etmeye devam ediyorlar.
Günümüzde bu yapının Kürtçülük hareketi ve PKK terör örgütü olarak yaşandığını kaydeden Tantan Cumhuriyetten önce Osmanlı’nın parçalanması için etnik milliyetçi akımların okullarla, gazetelerle ve kimi yayınlarla desteklendiğini hatırlatarak şöyle diyor: “Bugünkü iktidar ve parlamento, Kürtçüler için televizyon kurmuş hatta camilerde Kürtçe hutbe dahi okutmuştur. Yine, terör örgütüyle bağını hiçbir zaman reddetmeyen Meclis’teki ayrılıkçı parti de, İmralı’nın talimatı ve emperyalistlerin desteğiyle, demokratik özerklik, iki dil projesini hayata geçirmek için çalışmaktadır.”
Tantan’a göre tarih bu yüzden unutulmamalıdır.
Milli gelirde psikolojik eşik olan
1 trilyon TL aşıldı. Açlık ve yoksulluk sınırını aşamayıp bozuk psikolojiyle yaşayan milyonlar bu habere çok sevinmiş olmalı! (Gani Yıldız)

