Yıldırım Tuna bu kez fıkra yollamadı

Haberin Devamı

ŞAŞIRDIM

Her hafta fıkralarının tiryakisi olduğumuz Yıldırım Tuna’dan gelen mesajı görünce “Bu haftanın fıkraları da geldi” diye açtım. Ama o da ne? Bu kez fıkra yerine Yıldırım Tuna’nın başına gelen “ibret verici” bir olay çıktı.

Meraklandırmadan size de aktarayım. Yıldırım Tuna’nın asıl işi makine üretmek. TUNATEK adlı bir firması var. Dünyanın gelişmiş ülkelerine bile makine ihraç ediyor.

Tuna’nın şirketi Kanada’dan Venezuela’ya, Nikaragua’dan Zambiya’ya dünyanın makinesini satmış bugüne kadar. Son müşterileri de Nijerya’dan çıkmış. Niger Tech ve Alpha İndustrial firmaları Yıldırım Tuna’nın makinelerini görmek ve sipariş vermek üzere Ankara’ya gelmeye karar vermişler.

Tuna da vize işlemlerinde kolaylık sağlamak üzere Türkiye’nin Nijerya Büyükelçiliği’ne bir yazı göndermiş.

Şöyle demiş Tuna: Niger Tech ve Alpha İndustrial Firması’ndan Sayın Mr. Maile Charles Etueva ve Ms. Issabu Angela’yı Ankara’da kurulu fabrikamıza talep ettikleri makineleri bizzat görmeleri için ilişikteki davetiye ile davet ettik. Kendilerine gerekli vizenin verilmesi için müsaadelerinizi arz ederiz. Saygılarımla.. Yıldırım Tuna..

TUNATEK Hasır Çelik Sanayi Ltd. Şti.

Nijerya Büyükelçiliği ise Tuna’ya garip bir mesaj göndermiş cevaben. Şöyle demişler:

“Davet mektubunuzun, davet ettiğiniz kişilerin sizin tarafınızdan kabul edileceğini, Türkiye’de kalacakları süre boyunca tüm masraflarının sizin tarafınızdan karşılanacağını ve vize sürelerinin sonunda bu kişilerin ülkeden ayrılacağını garanti edeceğiniz bir noter taahhütnamesi şeklinde düzenlenmesi gerekmektedir.”

Tabii ki Yıldırım Tuna’nın tepesi atmış. “Zaten bugüne kadar ne zaman işim dışişleri makamlarına düşse en ufak olumlu bir yardımlarını görmedim” diyen Tuna “Türkiye’de kalacakları süre boyunca bütün masrafların bizim tarafımızdan karşılanmasını istiyorlar. Uluslararası ticarette asla böyle bir şey olmaz. Ziyarete gelen firma yol ve konaklama giderlerini ‘mutlaka’ kendi öder.. Bizden makine alacağını kesin olarak bilmediğimiz, bizi ziyaret eden firmaların bütün masraflarının bizim tarafımızdan karşılandığını düşünebiliyor musunuz?.. Buna hangi şirketin bütçesi yeter?” diye soruyor.

Vize süresi sonunda bu kişilerin ülkeden ayrılacağını garanti etmelerinin istenmesine de şaşıran Tuna “Bu kişiler direkt uçakla İstanbul’a, oradan aktarmalı uçakla Ankara’ya gelmektedirler. Görüşme tamamlandıktan sonra Yabancılar Şubesi Polisi gibi yanlarında Ankara’dan İstanbul’a gidip onları zorla ülkelerine kalkan uçağa mı bindireceğiz?” diyor.

Anlaşıldığı kadarıyla Nijerya’dan kaçak yollarla gelen mültecilere karşı sorumluluk ihracatçı firmalara yıkılmak isteniyor. Oysa Nijerya elçiliği iş için Türkiye’ye gelecek şirket yöneticileriyle, kaçakları ayıracak akıl ve zekada olmak zorunda.

*****


ÜZÜLDÜM

Yazamadan kaybettik


Rüştü Alçı vefat etti. Zaten çok ağır bir hastalıkla boğuşuyordu, ne yazık ki gücü yetmedi. Rüştü Alçı “madenci babası” diye bilinen bir işadamıydı, aynı zamanda hukukçuydu. Bilge kişiliği, iş ve hukuk dünyasında ona saygın bir yer edindirmişti.

Rüştü Alçı, İstanbul Erkek Lisesi’den hayli küçüğüm olan kardeşim gazeteci Nagehan Alçı’nın babasıydı. İzleyenler hatırlayacaktır, Beyaz TV’de birlikte program yaptığım Rasim Ozan Kütahyalı’nın da kayınpederi. Ozan-Nagehan çifti, Rüştü Alçı’nın da “mürüvvetini görmesi” için hastanede kıyılan nikâhla evlenmişlerdi yılbaşından hemen önce.

Aslına bakarsanız Nagehan da biliyordu babasını kaybedeceğini, düğününe gelemeyeceğini, ona son bir mutluluk tattırmak istemişlerdi.

İşte bu nikâhtan önce Beyaz TV’de yayınlanan son programımızda Rüştü Alçı’nın hayat deneyimlerini aktardığı “Arafa mı, Harvard mı” adlı kitabını tanıtmıştık.

Kitabın ilk bölümü Alçı’nın Arafa Köyü anılarına ayrılmış.

Arafa, Nevşehir’in Gülşehir ilçesine bağlı bir köy. Alçı buraya 1957 yılında gitmiş. Köy insanının saflığı, iyiliği, duyguları ve düşünceleri ile geldiği yeri karşılaştırıyor Alçı.

Kitabın diğer bölümlerinde ise Rüştü Alçı dünya görüşünü, duygularını anlatan küçük küçük cümlelere yer vermiş. Rasim Ozan Kütahyalı ve Latif Şimşek’le kitap üzerine konuşurken “Rüştü Bey’in özlü sözlerine kendi köşemde yer vermek istiyorum, umarım izin verir” demiştim. Reklam arasında telefon eden Rüştü Bey bundan büyük mutluluk duyacağını bildirmişti.

Planım yılbaşından sonra hem kitabı tanıtmak hem de hergün bir özlü söze yer vermekti. İlk hafta üst üste yaptığım seyehatler nedeniyle bunu başaramadım. Önümüzdeki hafta başlamaya karar vermiştim ki, üzücü haber geldi.
Bir kere daha gördüm ki, “eğer bir karar verdiysen sakın erteleme” sözü çok doğruymuş. Keşke henüz aramızdan ayrılmadan kendi cümlelerini benim köşemde görebilseydi.

Nur içinde yatsın.

*****


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bankalar böyle mi kazanıyor?


Bankalar neredeyse hepimizin hayatının bir parçası artık.

Kimse “benim bankayla işim yok” diyemez. Çünkü ya maaşı bankaya yatıyordur, ya kirasını bankaya yatırıyordur,
mutlaka kredi kartı vardır. Yani bankadan kurtuluş yok.

Ancak bankalar pekçok hizmeti verirken üzerimizden haksız kazançlar sağlıyorlar mı?

Bir küçük olay anlatmak istiyorum bugün. Gazetedeki arkadaşlarımdan biri geçen yıl bir bankadan kredi almış.

Taksitlerini de yine aynı bankadaki maaş hesabına bağlamış. Günü geldiğinde taksit otomatik ödeniyor.

Ancak her nasılsa aralık ayında hesapta taksit tutarından 5 lira eksik para varmış. Tabii otomatik çekim yapılamamış ama durum arkadaşıma da bildirilmemiş.

Bu konuyu daha önce yazmıştım. Otomatik ödemelerde bankalar yeterli bakiye olmazsa çekim yapamıyor ama müşteriyi de uyarmıyor. Bu nedenle benim de başım elektrik idaresiyle derde girmişti. Dünyanın ceza ve faizini ödemiştim. Bu durum aynen devam ediyor. “Faturanızı biz ödüyoruz” diye bağırıp çağıran, reklamlar veren bankalar ödememe halinde hâlâ müşteriyi uyarmıyor.

Gelelim tekrar ana konumuza. Arkadaşım tabii taksidin ödenmediğini farketmemiş. Bir ay sonra bir yazı gelmiş bankadan, “taksidiniz ödenmedi” diye. Arkadaşım şaşırmış tabii, ama durumu görünce diyeceği bir şey olmamış. Ancak borcu kapatırken gördüğü 50 liralık fazlalık dikkatini çekmiş. Açıp sormuş bankaya, “Bu 50 lira nedir?” diye.

Demişler ki: “Size tebligat gönderdik ya, işte onun bedeli.”
İnsaf yani. Bir tebligatın bedeli 50 lira mıdır? Bankalar yoksa asıl kârlarını bu tür küçük gibi görünen ve bizim sırtımıza yüklenen paralarla mı sağlıyor?

*****


HOŞUMA GİDENLER

Rüştü Alçı’dan


Rüştü Alçı’nın kitabından seçtiğim bir kaç cümleyi sizinle de paylaşmak istiyorum:

* Adalet yoksa cennet de güzel değildir.
* Şöhret aniden gelmişse ağır bir yüktür.
* Öğünmek ayıptır, ben hiç öğünmedim demek de..
* Milletvekili olmak kolay, milletin vekili olmak zordur.
* Rahatlamanın önünde sıkıntı vardır.
* Çukura baş eğmeden bakılmaz.
* Sofrayı seyretmekle tadına varılmaz.
* Bir fikrin doğruluğu inananların çokluğu ile ölçülmez.
(Not: Diğer günlerde devam edeceğim)

*****


Tahliyelere bakılırsa; iktidarın, cezaevlerini müzeye dönüştürme projesi eski cezaevleriyle sınırlı değil!
(Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR