Sevgili okurlar; geçen bir hafta içinde yaşadıklarımızı pek çok ülke 6 ayda hatta bir yılda bile yaşamaz. Ama biz gündemin her gün değişmesine o kadar alıştık ki, başka ülkelerde yıllarca unutulmayacak olayların bizim hafızamızdaki ömrü bir haftayı bile bulamıyor. Geçen hafta Genelkurmay Başkanı’nın basın toplantısı, 1 Mayıs olayları, hükümetteki kapsamlı değişiklik, büyüme hızındaki büyük düşüş sanki “vakayı adiye” gibi algılandı yine.
Hükümetteki değişiklik
29 Mart seçimlerinden bu yana sözü edilen “Bakanlar Kurulu revizyonu” nihayet yapıldı. Başbakan Erdoğan herhalde ince eleyip sık dokudu ve sonunda kararını vererek cuma akşam üzeri yaptığı değişiklikleri açıkladı. Gidenler ve gelenler açısından bakıldığında Erdoğan’ın son derece “radikal” karar verdiğini düşünüyorum. Bu yeni hükümet bende Cumhuriyet ilkelerine dayalı demokratik sisteme karşı Erdoğan’ın kılıçları çektiği izlenimini yarattı.
Aslında önemi yok
Seçim gecesinden bu yana dedikodusu yapılan Bakanlar Kurulu revizyonu açıkçası beni çok heyecanlandırmıyordu. Çünkü mevcut bakanların başarılı olup olmadıkları konusunda hiçbir izlenimim yok. Hangi bakan daha iyiydi, moda deyimle hangisi yorulmuştu, hangisi çok başarılı işler yaptı sorularına cevap bulamıyorum. Çünkü adı her ne kadar demokrasi olsa da Erdoğan’ın kurduğu sistemde hiçbir bakanın kişisel bir önemi yok.
Gelenle ilgili merakım
Bu açıdan bakınca “kimler gelir?” diye bir soru da oluşmamıştı kafamda. Çünkü sonuçta her konuda tek karar organı Erdoğan olacağına göre yeni bakanların daha iyi olacakları ya da kendi alanında bir devrim yaratacakları beklentisi yanlış. Örneğin, eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in yerine Sadullah Ergin geldi diye yargı daha bağımsız mı olacak? Hayır, değişen bir şey olmayacak, tıpkı diğerleri gibi.
Önemli ayrıntılar
Buna karşı, oluşan yeni bakanlar kurulu gelecek hakkında, özellikle Tayyip Erdoğan’ın yeni hamlelerine dair önemli ipuçları veriyor. Bazı bakanların Cumhurbaşkanı’na yakın olması, bazı isimlerin bölgesel nedenlerle seçildiğinin ileri sürülmesi kimseyi yanıltmasın. 2002’den bu yana kurulan tüm hükümetler içinde, Erdoğan’ın damgasını vurduğu, hâkim olacağı hükümet bu hükümettir.
Bülent Arınç olayı
Yeni hükümetin en önemli üç sürpriz isminden biri Bülent Arınç. 5 yıl Meclis Başkanlığı yapan, Cumhurbaşkanlığı için de adı geçen, AKP’nin dobra ama bir o kadar da aykırı konuşmasıyla tanınan “ağabeyi” Bülent Arınç’ın hükümette olması çok önemlidir. Kimileri bunu “Tayyip Erdoğan’ı uyaracak güçteki bir iki isimden biri” diye tanımlayabilir, bana göre hedefe giden yoldaki en önemli müttefiktir Arınç.
Müşteşarlıktan bakanlığa
Yeni hükümetteki en flaş isimlerden bir diğeri Çalışma Bakanı olan Ömer Dinçer’dir. Atatürk ve Cumhuriyet konularına hiçbir taviz vermeden karşı çıkma cesareti gösteren Dinçer, hükümet dışındaki devlet çarkında en istenmeyen adamdı Başbakanlık Müsteşarı’yken. Erdoğan belki de dokunulmazlık zırhı giydirmek için Dinçer’i parlamentoya taşımıştı. Bu kişinin şimdi de bakan yapılması Erdoğan’ın “Hiçbir engel tanımam” düşüncesinin cüretli bir sonucudur.
Dışişleri’nin gerçek patronu
Hükümetteki üçüncü sürpriz isim Ahmet Davutoğlu bana göre. Bir kere yüzde 47 oyla 338 milletvekili çıkaran bir partinin milletvekili olmayan tek bakanı. Ama daha önemlisi, zaten herkes biliyordu ki Türkiye’nin asıl Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’dur. Erdoğan’ın tüm dış politikasını şekillendiren Davutoğlu, şimdi resmen bu koltuğa oturmuş durumda.
Sıkıntı yaratır mı?
Şimdi merak edilen, Davutoğlu’nun dış politikada sorun yaratıp yaratmayacağı. AKP yandaşları Türkiye’nin dış politikasını çok başarılı buldukları için Davutoğlu seçiminin çok isabetli olduğunu belirtiyor. Buna karşı Davutoğlu, Erdoğan’ın diplomasi dışı çıkışlarının olduğu kadar Batı’da şimdilik örtülü tepki toplayan girişimlerinin de mimarı.
Hamas ve İsrail
Örneğin, Davutoğlu tüm demokratik ülkelerin “terörist” olarak nitelediği Hamas ögrütüyle temas kurulmasını ve liderleri Halid Meşal’in Türkiye’ye gelmesini sağlayan isimdir. İsrail karşıtı politikalar, Davos şovu, Azerbaycan’ı dışlayan Ermenistan politikasının da yaratıcısı aynı isim. Bu da gösteriyor ki Erdoğan önümüzdeki dönemde AB’ci gibi görünen ama Batı’ya kafa tutarak ayakta duracağına inanan bir yöntem uygulayacak.
Diğer bakanlar
Açıkçası hükümete giren her ismi yakından tanımıyorum. Ama örneğin Enerji Bakanı olan Taner Yıldız çok parlak bir isim. Her ne kadar Hilmi Güler Enerji Bakanlığı yaptıysa da, Ankara’daki herkes biliyordu ki asıl bakan Taner Yıldız’dı. Yani açıkçası makam gerçek sahibine verilmiş oldu. Milli Eğitim Bakanı Çelik’in yerine şu ana kadar “kraldan çok kralcı olmak” dışında bir falsosu olmayan Nimet Çubukçu’nun getirilmesi olumludur.
Ali Babacan olayı
Hükümetteki “Abdullah Gül” temsilcisi olarak algılanan Ali Babacan’ın tekrar ilk görevine ancak yetkileri artırılarak getirilmesinin iş dünyasında olumlu yankı yaptığını gözlüyorum. Belki iş dünyası Derviş modelini “en iyi” olarak gördüğü için bu atamadan memnun olmuştur. Bunun dışında kabinede ister istemez dikkat çekecek kişi Adalet Bakanı Sadullah Ergin’dir. Adı bir dönem Ali Dibo yolsuzluklarında geçen Ergin’in Deniz Feneri konusunda ne yapacağını gerçekten çok merak ediyorum.
Medya temkinli
Bu arada özellikle gazetelerin yenilenen hükümete temkinli yaklaştıklarını ve bir süre “avans” verme eğiliminde olduğu görülüyor. Bu tabii ki çok normal. Ama bazı yorumlar, çok olumlu beklentiler bana biraz fazla iyimser geldi. Özellikle yeni Dışişleri Bakanı’nın dünyada da ilgi gördüğü yolundaki yorumlar bana fazla iyimser geldi. Davutoğlu son derece bilgi ve kaliteli bir isimdir ama Türkiye’nin yüzünün özenle İslam coğrafyasına çevrilmesideki etkisinin Türkiye’nin başını ağrıtacağını da görmek gerekir.
Genelkurmay Başkanı
Sevgili okurlar; geçen haftanın önemli gelişmelerinden biri de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un basın toplantısıydı. İlk kez bir Genelkurmay Başkanı’nın bu tür bir basın toplantısına tanık olmuştuk. Hafta içinde bu toplantıyla ilgili görüşlerimi size aktarmıştım. Başbuğ’un bu açıklaması ile Silahlı Kuvvetler’in Ergenekon davasına müdahil olduğunu belirtmiştim.
Kayda geçsin diye
Geçen haftanın sıcaklığı içinde yazdığım sorularda çok önemli bir eksiklik olduğunu gördüm. Eğer sorabilseydim Başbuğ’a şunu sorardım: “Sayın Başbuğ, darbe yapılacağı iddia edilen dönemde siz Orgeneral rütbesiyle Genelkurmay İkinci Başkanı makamındaydınız. Size göre o tarihlerde bir darbe hazırlığı var mıydı? Sadece kuvvet komutanları ve Genelkurmay Başkanı mı darbeyi konuştu, size ulaşan bir bilgi olmadı mı?” Bu soruyu kayda geçsin diye yazıyorum, çünkü cevabının önemini herhalde takdir edersiniz.
1 Mayıs’ı atlattık
Kimbilir kaç yıldır özellikle İstanbul’a kâbus yaşatan 1 Mayıs gerçi bu yıl da kâbus gibiydi ama hiç olmazsa sonucu mutlu bitti. Umuyorum ve diliyorum gelecek yıl “makul sayı” garipliğine başvurulmaz ve işçiler, emekçiler, çalışanlar hak ettikleri bayramı coşku içinde kutlarlar.
Hepinize iyi haftalar dilerim..
Yenilenen hükümet: Erdoğan kılıçları çekti
Haberin Devamı

