Yeni sihirli cümle: Yasaklarla bir yere varmak mümkün değil

Haberin Devamı

AKP’yi kutlamak gerek. Çünkü her zaman ve zeminde buldukları inanılmaz propaganda yöntemleri ile gerçekleri çarpıtmayı ve halkın zihnini karıştırmayı çok iyi beceriyorlar.

Bu beceri sonunda partinin oy tabanının oluşmasına neden oluyor.

Seçimlerden önce başlatılan “AKP’yi desteklemek demokrasidir, aksini düşünenler darbecidir” propagandası çok etkili olmuştu.

Demokrasinin ne olduğundan hiç haberi olmayan milyonlarca insan başımıza “sıkı demokrat” kesilmişti. Adım başı “demokrasiye inanıyorsan eleştirmeyeceksin, AKP’ye karşı çıkmayacaksın” anlamına gelen sözlerle karşısındakileri alt etmeye çalışanlara rastlıyorduk.

Seçim kazanıldı, sıra icraata geldi. Şimdi icraatın bir numaralı hedefi türban konusunu sanki bir “İslam devletinde yaşıyormuşuz” haline getirmek.

Bunun için yine demokrasi kullanılıyor. En geçerli ve hatta sihirli cümle ise “yasaklarla bir yere varılamaz.”

Nedir yasak olan? Türban. Peki nerede yasak? Aslında hiçbir yerde. Sadece bütün çağdaş ülkelerin uyduğu kılık kıyafet kurallarının geçerli olduğu yerler var.

Resmi daireler, üniversiteler gibi. Buralara girerken yasalarda gösterilen kılık kıyafet kurallarına uymak zorundasınız. Onun dışında dilediğiniz kıyafeti dilediğiniz yerde giyebilirsiniz.

Ama Türkiye’de ne oluyor? Özel yaşamımızda giyebileceğiniz ama kılık kıyafet kurallarına uymadığı için belli yerlerde kullanamayacağımız onca kıyafet içinde sadece türban konu edilerek sorun yaratılıyor.

Oysa örneğin cüppe ve sarıkla da üniversiteye giremezsiniz, harakirşna kıyafetiyle de, fesle de, kimonoyla da.

Ama ille de türban. Ve asıl can sıkıcı olan, bu konuyu sürekli deşerken hep “yasaktan” söz etmek. Bir yasak olmadığı, sadece çağdaş yaşam kuralları uygulandığı halde bunu bir yasak olarak nitelendirip halkın zihnini bulandırmak ve kafaları karmakarışık etmek ahlak dışılıktır.

Bugüne kadar türbanı çok tartıştık, lafı getirmek istediğim nokta şu: Son zamanlarda çağdaş, laik ve demokrat, cumhuriyetçi pekçok kadına ısrarla bu konu soruluyor.

Soru “Türban yasağı için ne diyorsunuz?” şeklinde olunca bu insanlar da ne cevap vereceklerini bilemiyorlar. Tabii neredeyse hepsi “böyle bir yasak yok ki” diyerek hedef olmak yerine “Elbette hiçbir yasak savunulamaz. İnsanlar nasıl diliyorsa öyle giyinmeli” türünden, özünde yanlış olmayan ama konuyu saptıran cevaplar vermek zorunda kalıyor.

İşte AKP’nin üstün propaganda yeteneği insanlara bunu yaptırıyor. Tayyip Bey ısrarla “mahalle baskısı nedir bunu anlayamıyorum” diyor. Mahalle baskısı budur. İnsanlara aksini söylemekte zorluk çekecekleri sorular sorarsınız, alacağınız cevabı da bilirsiniz. Sonra bunu “bakın onlardan olanlar bile bu hakkı teslim etmek zorunda kalıyor” dersiniz.

Türban konusu sözde demokrasi adına çözüldükten sonra sıraya başka konular gelecek. Bu yazıyı fazla uzatmak istemiyorum. Diğer konulara başka yazılarda değineceğim.

*****

Piyasalar kan ağlıyor

Her gün ekonominin ne kadar iyi, ne kadar parlak olduğu yönünde haberler okuyoruz. Ama sıra bunu gözle görmeye gelince olmuyor. Çünkü o çok parlak ekonomi hâlâ hayata yansımış değil.

Sokaklara çıkın, ister dev alışveriş merkezlerine ister mütevazı dükkânlara gidin ve sorun bakalım “bugünkü satışlarınızdan memnun musunuz?” diye. Alacağınız cevap “hayır” olacaktır. Çünkü gıda sektörü dahil bütün sektörler kan ağlıyor. Kimsenin satış yapabildiği yok. Şu sıralar bunu Ramazan’a bağlamak isteyenler var. Ama bayramdan sonra da böyle olacak göreceksiniz. Sadece “yarı fiyatına televizyon satıyorum” diyenlerin dükkânları akına uğruyor. O da “yarı fiyatına alır biraz kârla satarım” düşüncesi yüzünden oluyor.

Şu anda halkı kurtaran kredi kartları. Herkes geleceğini ipotek altına alıyor. Gelecek ise gelmek üzere.

*****

‘Yalvaran Türkiye’ istemiyorum

İnsanların kitleler önünde yalvartılmasına bazı televizyon yarışmalarında tanık olmuştuk. “Memedalibeeeeeey, ne olur yardım edin, evde annem hasta, kazanacağım arabayı satıp hastane parası yapacağım” diye yalvaranlar önce çok şaşırtmıştı bizi; sonra onlara alıştık, hatta acıdık bile.

İnsanların merhamet duygularını sömürerek bundan çıkar sağlayanlar her dönemde olmuştur.

Ama son günlerde neredeyse bütün televizyon kanallarında “yalvaran insanların” sesleri kullanılarak güya yardım toplanmasına kelimenin tam anlamıyla ifrit oluyorum.

Bir millet bu kadar aşağılanmaz. Yardım adı altında olsa da insanların zor anları, sıkıntıları, yalvar yakar olmaları bu kadar sömürülmez.

Ve en acısı sanki oradan alacakları reklam parasına çok ihtiyaçları varmış gibi ciddi haber kanallarının bile hemen her kuşakta böyle bir reklamı yayınlamaları. (Bedava yayınlıyorlarsa bilemem tabii.)

Bakın bu olay aslında AKP zihniyetinin de temel kanıtlarından biri. İnsanları fakirleştireceksin, kendine yalvartacaksın, sonra eline üç beş kuruş verip oya çevireceksin, bunun adına da milli irade diyeceksin.

Karşı çıkana da “fakirin fukaranın evine bir kilo et girmesi seni neden bu kadar rahatsız ediyor” diye popülizmin en aşağılık dilini kullanacaksın.

En zengin toplumlarda bile yardıma muhtaç insanlar vardır. En zengin toplumlarda bile çeşitli sivil kuruluşlar yardıma muhtaç olanlara yardım elini uzatır. Ama siz bunu temel politika haline getirip insanların fakirliğinin uzun süreli olmasını sağlar ve bundan rant elde etmeye kalkarsanız o olmaz.

Gerçek demokrasilerde insanlar yalvarmaz, hakkını arar. Oysa Türkiye’de hak arama yerine yalvarmaya geçti. En çok yalvaran en avantajlı olabiliyor artık. Çalışmak, üretmek, daha iyi bir hayat yaşamak yerine, birilerinden avanta almak ve sorunsuz hayat yaşamak daha revaçta. Bunun karşılığı da oy olunca tam bir “alan razı, satan razı” durumu çıkıyor ortaya.

*****

CHP ve MHP karar vermeli

Tam iki hafta kaldı referanduma. Tayyip Erdoğan artık gittiği her yerde “referandumda oyunuz evet olmalı” diyor. Alkış alıyor tabii. Ama alkışlayanların kaçı neyi oylayacağımızı biliyor, o konuda şüphem var.

Peki gerçekten herkes biliyor mu 21 Ekim’de ne için oy verileceğini. Gözlediğim kadarıyla bunu bilen çok fazla kişi yok. Üzerinde en çok konuşulduğu için “Cumhurbaşkanı’nı halk seçecek” maddesi biraz daha fazla biliniyor. Ama diğer maddeler konusunda bu kadar bilgi bile yok.

Oysa eğer referandumda “evet” oyu çıkarsa seçimler beş yıl yerine 4 yılda bir yapılacak, Cumhurbaşkanı 5 yıl için seçilecek, aynı kişi üst üste iki kere cumhurbaşkanı olabilecek.

Bunlar siyasetimizin temel belirleyici unsurları, ama biz bunları üzerinde hiç tartışmadan, yarar zarar hesabı yapmadan bir inat uğruna halkın önüne getiriyoruz.

Hiç kuşkunuz olmasın 21 Ekim’den sonra siyasette çok tartışılacak birçok konumuz olacak. Bunu düzeltmek için ağır bedel ödeyeceğimizi de peşinen söyleyeyim.

Burada aklımın almadığı muhalefetin takındığı tavır. MHP güya “çözüm üreten parti olduğunu göstermek için” AKP’nin telaş içinde bulduğu öneriyi destekliyor. CHP ise “referandumun tümden iptalini” istiyor.

Peki buna rağmen referanduma gidersek bu iki muhalefet partisi nasıl oy kullanmayı düşünüyor? İşte bunu bilmiyoruz. MHP kendi seçmenine “evet oyu verin” mi diyecek yoksa “hayır” mı? CHP’nin oyu ne olacak? Artık bir cevap vermeliler.

DİĞER YENİ YAZILAR