Yeni anayasa rafa kalktı

Haberin Devamı

ANALİZ

Anayasalar çok önemlidir. Toplumun ortak sözleşmesidir. Herkesi kapsaması gerekir. Hazırlanırken en geniş ortak paydalar bulunmalıdır.

Türkiye ne yazık ki 1924 Anayasası hariç diğer iki anayasasını askeri darbelerden sonra yazmak zorunda kaldı.

1960 darbesinden sonra yazılan anayasa ne kadar özgürlükçü ve demokratik olsa da önce 12 Mart 1971’de budandı, 12 Eylül 1980’de ise yeni baştan ama bu kez pek çok antidemokratik maddeye yer verilerek yazıldı.

Öte yandan da geçen 30 yılda Anayasa’nın 100’ün üzerindeki maddesi değiştirildi, birkaç maddesi hariç bu anayasa artık darbelerin yarattığı anayasa olmaktan çıktı.

İktidar özellikle son anayasa değişikliklerini öne sürerek “ilk kez çok ciddi demokratik ilerlemeler olduğunu” savunuyor ama, 1980’lerin ikinci yarısında ve özellikle 1990’lı yıllarda yapılan anayasa değişikliklerini kimse yabana atamaz. Özellikle 1995’te askerlerin yazdırdığı anayasanın giriş bölümündeki “kutsal devlet ve 12 Eylül ruhu” kavramlarının çıkartılmış olması ve girişin yeniden düzenlenmesi çok önemlidir ve devrim niteliğindedir.

Bugün anlamsız biçimde tekrar tartışılmaya başlanan idam cezası da üstelik MHP gibi idam cezasının kaldırılmasına karşı olan bir partinin iktidar ortağı olduğu dönemde kaldırılmıştır.

Bütün bunlara rağmen iktidar destekçisi bir koro son iki yıldır ısrarla “darbe anayasasına hayır” kampanyası yürütüyor ve “yeni bir anayasanın yazılması gerektiğini” söylüyor.

Kampanya o kadar yaygın ve etkin ki, sokağa çıkıp “Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı?” diye sorduğunuzda cevap yüzde 99 “Evet” oluyor. Oysa aynı kişilere “daha demokratik olması için anayasada neler olması gerekir?” sorusunu yönelttiğinizde genellikle hiç cevap alamıyorsunuz.

İktidar seçim propagandalarından birini “yeni anayasa yazılacak” sloganı üzerine oturtmuştu. Çeşitli nedenlerle şikâyetleri olan her kesime “Seçimden sonra yeni anayasa ile tüm bunların ortadan kalkacağı” mesajı veriliyordu.

Ancak Başbakan’ın Londra’daki açıklaması “seçimden sonra yeni anayasa” planlarını altüst etti. Çünkü Başbakan seçimden sonra “Başkanlık sisteminin tartışmaya açılacağını” ve “bunun için referanduma gidileceğini” açıkladı. Bununla da kalmayıp, yenisinden hiç söz etmeden mevcut anayasada değişiklikler yapılacağı mesajını verdi.

Aslına bakarsanız Başbakan’ın sözleri, benim uzun zamandır yazdığım ve ekranlarda da ısrarla söylediğim tezlere çok benziyor. Başbakan da anayasanın önemli ölçüde değiştiğini ve kalanlar üzerinde de oynanabileceğini belirtiyor.

Yeni olan, başkanlık sistemi. Bu sistemin kısa bir tartışmanın ardından hayata geçirilmesi öyle kolay değil.

Bunun için AKP’nin 400’e yakın milletvekili çıkarması gerekiyor.

Bu durumda iktidarın asıl amacının yeni anayasa yerine “Başkanlık sistemini” getirmek olduğu anlaşılıyor.

Zaten AKP Meclis’te 367’ye ulaşmadığı takdirde bırakın başkanlık sistemini, yeni anayasa yazması bile çok zor. O halde “seçimden sonra yeni anayasa” vaadi havada kalıyor. Niyet başkaymış.

*****


MERAK ETTİKLERİM

MİT Müsteşarı Suriye’ye neden gider


Suriye’de durumun en karmaşık olduğu günlerde Başbakan’ın bir açıklamasının üzerinde fazla durulmadı. Erdoğan “MİT Müsteşarı’nı Suriye’ye gönderdik” demişti. Çok merak ediyorum. İç çatışmalar arasında Devlet Başkanı’nın zor anlar yaşadığı bir ülkeye MİT Müsteşarı neden gönderilir?

MİT Müsteşarlığı diplomatik bir makam değil ve MİT bir istihbarat örgütü. Yapısı gereği “dış istihbarata karşı” örgütlenmiş. İç karışıklık yaşayan bir ülkeye “istihbarat örgütünün en tepesindeki kişiyi gönderme”nin anlamı nedir?

İnsanın aklına “Türkiye’nin Suriye ile istihbarat paylaşımı yaptığı” gelebilir. Yine de kafa karıştırıcı bir durum var.

Türkiye bir karışıklık anında Suriye ile hangi istihbaratı paylaşır? Ayaklanan kesimlerle ilgili bilgi mi verir yoksa buna karşı yapılması gerekenler hakkında taktikler mi anlatır? Çok karışık bir durum.

*****


KOMİK

Al sana


Ergenekon savcılığı Ahmet Şık’ın henüz taslak halindeki “İmamın Ordusu” kitabınının bilgisayar ortamındaki görüntülerini “terör suçuna kanıt” sayarak toplattı. Sonra da “” tuşuna basarak o görüntüleri sildiler.

Taslağın kopyalarını almak belki hukuken geçerli olabilir ama komik olan silmeye kalkmaktı. Çünkü bir yazı bilgisayar ortamına girdiği andan itibaren tamamen silinemediği için kopyalar bir yerlerde kaldı haliyle.

Ve dün itibarıyla “yasak olmasına rağmen” bilgisayarlara kitabın kopyası yağmaya başladı. Şu anda sayamadım ama bana da kitabın kopyasını taşıyan 20’nin üzerinde mail geldi.
İlginç olan şu; tanıdığım birçok kişi “Kitap sana da geldi mi?” diye sorup “Aman açma” diye uyardı. “Çünkü” dediler “Açtığın anda bilgisayarında iz kalacak.

Vatandaşlar bu mail’i açıp okuduğunda onlara birşey olmayabilir, ama polis özellikle senin bilgisayarına bakıp suç yaratmaya çalışabilir.”

Korku imparatorluğunun bizi düşürdüğü hale bakar mısınız? Yazıyı yazdığım saate kadar kitabı indirenlerin sayısı 100 bini geçmişti. Cumhurbaşkanı’nı kehanetine daha ilk günden ulaşıldı. Ama ne yazık ki devletin vergi geliri kaybı oluyor bu arada.

*****


Bahar aylarının popüler başlığı “Yaza Formda Girmenin Yolları”dır. Yaşananlardan sonra, “Yaza Cezaevinde Girmemenin Yolları” yayımlansa çok tutar! (Gani Yıldız)

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Vize kalkması her şey değil


İktidarın son yıllarda en övüdüğü konuların başında “birçok ülke ile vizenin kaldırılmış” olması geliyor. Elbette vize eziyetinin kalkması çok iyi. Yıllardır Antakya’ya giderim.

Halep Antakya’ya yarım saat uzaklıkta, yemeği ve otantik çarşılarıyla çok cazip, bir o kadar da tipik bir Suriye kenti. Antakya ve İskenderunlu dostlarım Halep’e geçmeyi teklif ederler, vizem olmadığı için gidemem. Şimdi ilk Antakya, İskenderun gezimde Halep’e de gitmeyi düşünüyorum.

Ancak şu sıralar Suriye’nin kapıları kapalı. Hele gazeteciyseniz tümden kapalı. Yetkililer ülkede iç karışıklık yaşandığını belirterek genellikle Müslüman ülkelerden gelenleri içeri sokmuyor. Son örnek CNN Türk adına Suriye’ye giden Şirin Payzın’ın başına gelenler.

Şam’a uçakla gitti ama ülkeye giremedi. Çünkü gazeteciydi ve Suriye gazeteciden korkuyordu.

Oysa Başbakan Suriye Devlet Başkanı’ndan “dostum” diye söz ediyor, ona destek vererek nasihatlerde bulunuyor. Suriye ise Türk gazetecileri içeri sokmuyor. Demek ki “dostluk, kardeşlik” ve “vizenin kaldırılması” her şey değilmiş.

DİĞER YENİ YAZILAR