Bir süredir Ergenekon davasının giderek çaptan düşürülebileceğini, tek dava yerine birkaç dava açılabileceğini yazıyorum. Çünkü bu soruşturma başından beri elmalarla armutları aynı kefede toplama gayretiyle yürütülüyor. Ama geçen zaman içinde bazı kişi ve ilişkileri bir araya koymak giderek zorlaşıyor.
Bu görüşümü anlatırken yapılan son uygulamalarla AKP’ye yakın kimi siyasetçi ve gazetecilerin sanki bağımsız düşünceleriymiş gibi yazdıklarını da dile getirmeye çalıştım.
Şimdi Ergenekon olayı yeni bir aşamaya geldi. Yargıtay telefon dinlemelerinin kanıt olamayacağını ve sanıkların bunlara dayanılarak suçlanamayacağına karar verdi.
Bu şu demek oluyor: “Bir suçu izlemek ve ortaya çıkarmak için mahkeme kararıyla telefon dinlemeleri yapılabilir. Ancak sadece bu telefon dinlemelerine bakarak suç ve suçlu oluşturulamaz. Telefon dinlemeleri delile ulaşmak için bir araçtır. Eğer bu dinlemelerden sonra ortaya somut deliller konulamıyorsa sanıklara yönelik bir yaptırım uygulanamaz.”
Ergenekon iddianamesinin birinci bölümü 2 bin 500 sayfa. Bunun neredeyse beşte dördü telefon dinleme kayıtlarından oluşuyor. Suçlamalar da bu kayıtlara göre yapılmış durumda.
Henüz 2. ve 3. iddianamelerden hiç ses seda yok. Anlaşıldığı kadarıyla 2. ve 3. iddianameler de yine telefon dinleme kayıtlarına göre düzenlenecek.
Kimi hukukçular “Yargıtay kararı 1. iddianame sahiplerini bağlamaz” görüşünü savunabilir. Diyelim ki doğru. Ama henüz yazılmamış iddianameye telefon kayıtları girebilecek mi? Girerse bu yasal olacak mı?
Sanıyorum bu son karar Ergenekon davasını sıkıntıya sokacaktır. Buna karşın işlerin arap saçına döndürülmüş olması için de bir çıkış kapısı olarak kullanılabilir. Böylelikle olay tek dava olmaktan çıkarılıp parçalanabilir. Gidiş bence o gidiş.
‘Biz vatandaşa ve çocuklara anlatırız siz patronları eğitin’
Çevre konusunda Türkiye’nin en önemli sivil hareketlerinden biri olan Deniztemiz Derneği artık yola yeni başkanı Tezcan Yaramancı ile devam ediyor. Derneği kurucu başkan Rahmi Koç’tan devraldıktan sonra bugüne kadar taşıyan Eşref Cerrahoğlu “Bir kan değişikliğine gerek var” diyerek koltuğunu Tezcan Yaramancı’ya bıraktı.
Tezcan Yaramancı ile bir grup gazeteci geçen hafta kahvaltıda bir araya geldik. Yaramancı “TÜSİAD üyesi değilim, teknem de yok” diyerek Deniztemiz’e “Teknesi olan zenginlerin derneği” eleştirisi getirenlere de bir tür cevap verdi.
Yaramancı, 15 hizmet yılını dolduran derneğin bundan sonra öncelikle “hayatını denizden kazanan” kitlelerin duyarlılıklarını artırmaya yönelik projeler üreteceklerini anlattı. Deniztemiz Başkanı asıl hedefin ise çevre konusunda eğitimin çok küçük yaşlarda başlaması gereğinden hareket ederek okullara çevre bilinci dersi konulmasını sağlamak için çalışmalar yapmak olduğunu söyledi. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’nın da çalışma yaptığını, müfredata bu dersin konulacağını öğrendik.
Bu arada sohbet sırasında Yaramancı her gün Marmara Denizi’ne akıtılan kirlilikten örnekler verdi. Bunun üzerine kendisine “Tezcan Bey, verdiğiniz bu bilgilere göre denizi asıl kirletenler, çöp atan vatandaşlar değil, fabrikalarından ve iş yerlerinden zehir boşaltan iş adamları. Onların da çoğu TÜSİAD, TOBB, İTO üyeleri. Bu durumda çocukların ve vatandaşın duyarlı olması konusunda biz elimizden geleni yaparız, ama siz asıl patronları eğitin ve çevre duyarlılığı sağlamalarını sağlayın” dedim. Esprili bir çıkıştı bu tabii ve hepimiz güldük, ama gerçekliği konusunda da kimsenin itirazı olamaz herhalde.
Bu kadın inançsız mı?
Daha önce iki kere yazdığım bir konuyu tekrar yazmak istiyorum. Bu ısrarımın nedeni, bu konuyu düşünmemekte ısrar edenlerin tekrar dikkatini çekebilmek.
Gazetemizde yayınlanan güzel bir kadının fotoğrafı dün başka gazetelerde de yayınlandı. Adı Prenses Emire. Suudi Prensi Bin Tallal’ın eşi. Fotoğrafın özelliği kadının başının açık olması. El Emire sanki bir Avrupa dergisinin kapağından fışkırmış gibi. Kendi ülkesini eleştiriyor ve “300 arabası olduğunu, Suudi Arabistan’da araba kullanamadığını oysa başka tüm ülkelerde araba kullanabildiğini” söylüyor.
Peki aynı kadın Türkiye’de ya da başka bir ülkede nasıl oluyor da başı açık gezip araba kullanabiliyor?
İşte yıllardır anlatmak istediğim konu bu. Başını örtmek bir inanç sembolü değil bir yaşam biçimi. Suudi Arabistan’da yaşam biçimi çarşaflı olduğu için tüm kadınlar, hatta bu ülkeye gelen yabancılar dahi kapanıyor. Bu aynı zamanda bir zorunluluk. Aynı kişiler Suudi topraklarından çıktıkları an kendilerini nasıl özgür ve bağımsız hissediyorsa öyle davranıyor.
Suudi Arabistan’da kimse başını açıp kapama konusunu tartışmıyor, çünkü bu ülke böyle yaşıyor. Biz ise tartışıyoruz. Üstelik inançları zorlayıp düşmanlıklar yaratarak. Ne yazık...
Adıma site
Telefonla arayan bir arkadaşım “İnternet sitendeki ankete çok sevindim” deyince şaşırdım. “Ne sitesi?” diye sordum. “canatakli.com sitesi senin değil mi?” diye sordu bu kez o şaşırarak. Benim böyle bir internet sitem olmadığını söyledim.
Sonra internete girip baktım. Gerçekten benim adıma açılmış bir site var. Benim bir başka yer için yazdığım özgeçmişim tepede duruyor. Ayrıca önemli tüm yazılarım da yer alıyor.
canatakli.com’da beni rahatsız eden bir şey yok. Ama benim değil. Belli ki yazılarımı seven biri kendine iş edinmiş, böyle bir site yapmış.
Ankete gelince; benim yeniden anchorman’lik yani ana haber sunuculuğu yapmam isteniyor mu sorusu sorulmuş. Buna yüzde 65 olumlu cevap gelmiş. Yüzde 20 civarı hayır diyor, gerisi kararsız. İnsanın hoşuna gider tabii böyle bir ilgi.
Ama siteyi görünce açıp yazma ihtiyacı duydum. Bu site benim olmadığı gibi anketle de ilgim yok. Google’da adımı arayıp da bu siteyi bulanlar kendi kendimi övmeye kalktığımı sanmasınlar istedim. Bu arada kim olduğunu bilmediğim hayrana da teşekkür ederim ama bu siteyi yayından çekmesini rica ediyorum, çünkü benim hiçbir katkım olmadığı için yanlış anlaşılabilir.

