ANALİZ
Hepimizin gözü önündeki Türkiye gerçeklerini ancak yaşadıkça öğrenebiliyoruz. Örneğin son birkaç yıldır “tutukluluk bir ceza halini aldı” tartışmaları yapıyoruz ama, cezaevlerindeki 57 bin kişinin yıllardır hüküm giymeden tutuklu olarak kaldığını bilmiyorduk.
Anlaşıldı ki cezaevlerinde hüküm giymeden tutulanların sayısı hükümlüleri geçmiş.
Doğru olan, tutukluluğun bir tür ceza gibi kullanıldığı.
Vahim olan, davaların yıllarca bitirilememesi.
“Geç gelen adalet adalet değildir” demiş bilge kişiler, Türkiye’deki durum adaletin hiç olmadığının belgesidir.
Bir diğer deyişle, yargının teslim bayrağını çekmiş olmasının ilanıdır.
Doğal olarak kızıyoruz; çünkü örneğin 40 küsur kişinin katili olduğu konusunda hiçbir şüphe kalmamış Hizbullah örgütünün liderleri serbest bırakıldı.
Birçok ölümlü olaya karıştığı bilinen bir mafya lideri serbest kaldı.
Dünyaya uyuşturucu sevk eden adamın biri şimdi özgür.
Kızmanın anlamı yok. Kanun böyleyse adamlar elbette serbest bırakılacak.
Biz beğenmiyoruz diye kanun uygulanmayacak değil.
Ancak şunu da sormamız gerekmiyor mu? Her şey ortadayken bir dava neden 10 yılda bitirilemez.
İşte Hizbullah’ın liderleri. 10 yıl önce saatlerce polisle çatıştılar. Polis şehit ettiler. Kendilerinden birçok kişi öldü. Sonunda çatışılan eve girildi, evde domuz bağıyla işkence edilmiş kişilerin zemine gömülmüş cesetleri bulundu. Silah, patlayıcı maddeler çıktı evden.
En önemlisi itiraflar alındı. Peki nedir kararı bu kadar uzatan, erteleyen?
Yargıtay Başkanı’na göre “iş yoğunluğu.”
Benim anladığım ise bürokratik işlemler.
Ne olursa olsun, herhalde dünyanın hiçbir “hukuk devletinde” suç ve niteliği ne olursa olsun 10 yılda bitmeyen dava yoktur.
O halde Türkiye’de de olmamalı. Üstelik “ileri demokrasiye” geçtiğimiz bir dönemde.
Bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Siyasetçi bir dostumun “uçuk da olsa komplo teorisi komplo teorisidir” diyerek belirttiği bir noktayı paylaşmak istiyorum.
Eğer birileri çıkar da AKP iktidarına “Siz bu yasayı 2005 yılında Hizbullah ve benzeri İslamcı terör örgütü militanlarını kurtarmak için çıkartıp, 5 yıl beklettiniz, şimdi ortam uygun hale gelince yürürlüğe soktunuz” derse ne olacak?
Elbette Başbakan’ın “Hukukun gereği ne ise o yapılıyor” sözlerine inanmak zorundayız ama ya vicdanlar...?
DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER
Diziler uzun mu? Uzun. Peki, kısalsın mı? Evet. İyi de bundan devlete ne?
Herkesin dilinde bir değişim lafıdır gidiyor.
Ama soruyorum “değişimden ne anlıyorsun?” diye doğru dürüst cevap verebilen yok.
En akıllı olanı “Artık hiçbir şey eskisi gibi değil, devletin toplum üzerindeki gücü ve etkisi azaldı, asker geriledi, birey hakkı öne çıktı” cevabını veriyor. Eh, bunun su götürür tarafı var.
Konuya niye böyle girdim? Anlatayım.
Son günlerin gözde tartışmalarından biri televizyon dizilerinin uzunluğu.
Bazıları rating rekoru kıran diziler en az 1.5 saat sürüyor. Normal bir sinema filmi süresi kadar dizi. Bu, dünyada yok. Diziler genellikle 35-45 dakika arası olur. Her bölüm 60 dakika dilimi içine konur. Kalan bölüm reklam ve tanıtıma ayrılır.
Bizdeki uzunluğun önemli nedenlerinden biri RTÜK uygulamaları. Çünkü batıdaki gibi 35-45 dakika süreli dizi çekilirse reklam alma şansı azalıyor. Prodüksiyon şirketleri daha fazla reklam alabilmek için süreyi uzatıp RTÜK’ün belirlediği zaman aralıklarını yaratmaya çalışıyor.
Hatta sırf bu nedenle “tanıtım reklamı” falan gibi absürd kuşaklar bile icat ediyorlar ki sırf minareyi kılıfa uydurabilsinler.
Nedeni ne olursa olsun dizilerin uzunluğu çoğu zaman seyirciyi baydığı gibi dizi çalışanlarını da perişan ediyor.
Onlar da haklı olarak yılın son günlerinde isyan ettiler.
Her hafta bir sinema filmi uzunluğunda dizi çekmek demek, insanların gece gündüz çalışması demek.
Dizilerde oynayanlar sadece kendi sahnelerinde çalışıyor, ama dizi emekçileri için durum böyle değil.
Buraya kadar söylenecek bir şey yok.
Garip olan RTÜK’ün devreye girmesini istemek. Devletin bu işe el atmasını talep etmek.
Lafa gelince “her şey ekonomidir, piyasa koşulları belirleyicidir, buna kimse müdahale edemez” diyeceksiniz, çözemeyince de “devlet gelsin” çığlığı atacaksınız.
Nerede kaldı değişim, devletin gücünün ve etkisinin azalması?
Program denetiminde RTÜK’ün karşısına dikileceksiniz, sonra dizilerin kısaltılması için RTÜK’ten aman dileyeceksiniz.
Önce kafalardaki bu çelişkinin giderilmesi gerek. Dizileri kısaltmak kolay.
ŞAŞIRDIM
Size ne dizi yıldızının aldığı paradan?
Dizilerin uzunluğu tartışılırken, RTÜK Başkanı topa farklı yerden girdi ve dizi yıldızlarının aldığı paralara taktı kafayı.
Efendim dizi yıldızları bu kadar para almazlarsa bölümler kısalabilirmiş. Bölüm uzunlukları bu fahiş ücretler nedeniyle oluyormuş.
Buyurun size Türkiye usulü liberal bakış açısı.
Kendine liberal diyenlerin hiçbirinin ilkesi olmadığından Türkiye hep böyle garip tartışmalara takılıp kalıyor.
Bir dizide yıldızın kaç para alacağı kimseyi ilgilendirmez.
O fiyatlar dizilerin başarılarına göre şekilleniyor.
Kimsenin alnında “aptal” yazmıyor ki seyredilmeyen bir dizinin yıldızına yüz binlerce lira ödesin.
Ama işi cıvık popülizm haline getirmek kolay. İnsanlar 1000 liranın altında gelirle yaşamaya çalışırken, bir dizi yıldızının ayda 120 bin lira kazandığını söylemek prim yapıyor tabii ki.
Toplumun tanıdığı sevdiği insanların, yaptıkları iş karşılığında aldıkları parayı dile dolayan bunu ancak kıskançlıktan yapıyordur.
OKURDAN MESAJLAR
Silivri’den mektup
Bu mektup Silivri sakinlerinden değil. Orada çalışan bir kısım sivil personelden. İsimlerini açıkça yazmamı istemiyorlar çünkü korkuyorlar.
Sıkıntıları servis sorunu. Özetle şöyle. Silivri cezaevi kampüsünde görevlendirilenlerin birçoğu İstanbul’da yaşıyor. Evlerini yakına aldıranlar var ama çoğu eş durumu ve çocukların okulu nedeniyle bunu yapamıyor.
“Gelip gidiyoruz, o mesele değil, ama maddi olarak çok zordayız” diyorlar.
İstanbul’un içi sayılan cezaevlerinde çalışan personele aylık akbil veriliyormuş. Askeri personelin zaten servisi var. Sivil personele ise sadece Silivri’ye kadar servis konulmuş. Söylentiye göre bu yıl o da kalkıyormuş.
Özel mahkemeler ve özel tutuklular için İstanbul’un 70 kilometre dışına cezaevi kampüsü kurmak kolay, ama burada çalışacakların durumunu da düşünmek gerekmiyor mu?
Benzinin litresi 4 TL oldu ama Kasım ayında enflasyon sıfır çıkmış. Birileri yine halkı “bidon kafa” yerine koyuyor. (Cem Toker Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı)
Bazı davalarda tutukluluk süresi 10 yıla kadar uzatılabilecek. Demek bizim adalet sistemimizde: “Suçsuzluğu kanıtlanana kadar herkes tutukludur.” ilkesi geçerli! (Gani Yıldız)
İktidarın dilinden düşürmediği duble yola neden “duble yol” deniliyor? Çünkü kalitesiz malzeme ve işçilik yüzünden her sene iki defa asfaltlanıyor! (Gani Yıldız)

