Öncelikle bazı günler köşe komşum olan Hasan Celal Güzel’e geçirdiği kaza için geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Ayrıca iyi bayramlar.
Hasan Bey’le Turgut Özal döneminden kalma bir tanışıklığımız ve hukukumuz var. Fikirlerimiz taban tabana zıt olmasına rağmen her karşılaşmamız karşılıklı sevgi ve saygı seremonisini andırır.
Hasan Bey dün hemen benim köşemin yanındaki köşesinde bir bayram yazısı yazdı. Sondan ikinci paragrafına kadar büyük keyifle okudum, gözlerimin önünden kendi eski bayramların görüntüleri geçti.
Ancak yazının sonunda Hasan Bey diyor ki “Milletin değerleriyle kavgalı jakoben oligarşi ne yaparsa yapsın, bu değerleri ortadan kaldırmaya gücü yetmiyor.”
Başından sonuna yanlış ve zihinleri bulandıran bir ifade.
Çünkü Hasan Bey’in “jakoben oligarşi” dediği kesim zaten kendi anlattığı bayram âdetlerini uygulayan kesimdir.
Hepimiz böyle büyüdük. Bayramlarımız aynı Hasan Bey’in anlattığı gibi geçti. Şimdi de böyle geçiyor.
Bu ülkede dini değerler, kutsallar Hasan Bey’in “jakoben oligarşi” diye aşağılamaya çalıştığı kesim tarafından korundu ve yaşatıldı. Dinin istismar edilmesine karşı eğer o “jakoben oligarşi” olmasaydı Türkiye’nin çehresi bugün bambaşka olurdu.
Aslına bakarsanız Türkiye’de dengelerin bozulması AKP’nin ağababası Refah’ın, 1990’larda, dünyanın konjonktüründen yararlanarak büyümesinden sonra yaşanmaya başlandı.
Türkiye bütün Müslüman ülkelere parmak ısırtacak bir özgürlük, çağdaşlıkla İslam’ı en iyi yaşayan ülkeydi. Türkiye insanı Cumhuriyet’le birlikte başlayan aydınlanma dönemiyle hem dini değerlerine en iyi sahip çıkan hem de laik çağdaş yaşam biçimini en iyi kuran ülkeydi.
Şimdinin dincileri ve cahil liberalleri, “anneannemiz de başörtüsü takardı” cümlesini anlayacak izana sahip olmadıkları için bununla alay ediyorlar.
Oysa bu cümlenin altında yatan gerçek şudur: Türkiye insanı dini değerlerle çağa uygun yaşam biçimini başka hiçbir Müslüman ülkenin beceremeyeceği biçimde bağdaştırmıştı.
Ne zaman ki Batı giderek büyüyen Türkiye’de (ama aslında Sovyetler’i çökertmek için), işlerin ters gitmeye başladığını gördü, İslam’ı bir silah gibi kullanmaya karar verdi.
O zamandan beri Türkiye’nin de dengeleri bozuldu. Ortaya çıkarılan Refah hareketi iktidarın birinci ortaklığına kadar taşındı önce. Ahmak liberallerin desteği alınarak, din ve inançlar demokrasi gibi sunulmaya başlandı.
Ardından iktidara getirilen AKP ile Türkiye’nin genleri ile oynandı ve dünyanın tek medeni Müslüman ülkesinin de diğer ülkelere benzetilme aşamasına geçildi.
“Jakoben oligarşi” diye aşağılanan insanların döneminde İslam dini bütün güzellikleriyle yaşanırken, şimdi küçük bir kesimin İslam adına yaptığı dayatmalar neredeyse rejimin alternatifi olarak beynimize kazınmaya çalışılıyor.
Sonuç olarak Hasan Bey, bir daha tekrarlıyorum “alay ettiğiniz” o gerçek Müslümanlar, yani bu ülkeyi oluşturan insanların ezici çoğunluğu, aynen sizin yazınızda anlattığınız gibi dini değerlerine, âdetlerine ve geleneklerine sahip çıktılar bugüne kadar ve bundan sonra da çıkacaklar.
Hiç kuşkunuz olmasın...
Bu çocuğa biraz nasihat edin
Sözüm Ahmet Kekeç ve Salih Tuna’ya. Her ikisini de tanımıyorum. Tanıyan birkaç dostum “İkisi de iyidir” dedi. Haklarında kötü bir şey de duymadım. Benim adımı geçirdikleri bir iki yazı hariç yazılarını da okumuyorum. Bildiğim benim dünya görüşümle çok farklı oldukları. Ama o kadar. Her ikisine de ne ifrit olurum, ne düşmanlık beslerim. Ki zaten hiç kimseye düşmanlık beslemediğim gibi kimseyi de “kötü” olarak nitelemem. Fikirleri bana uymadığı için beğenmem, çok gerekirse bu fikirleri eleştiririm.
Gerçi bu iki kişi sanıyorum beni şaşırtıcı biçimde çok iyi tanıyorlar. Bu nedenle adımın geçtiği yazılarından hakkımda benim de bilmediğim pek çok şeyi öğrendiğimi söylemeliyim. Ama bunlar keşke fikirlerimle ilgili olsa. Öğrendiklerim yaşam biçimim ve karakterimle ilgili oldu. Demek insan kendisiyle ilgili bile yeni bir şey öğrenebilirmiş başkalarından.
Bu iki kişiden neden söz ettim? Çünkü bu ikili, benim de başka bir kanalda program yaptığım Rasim Ozan Kütahyalı ile haftada bir gün üçlü sohbet programı yapıyor.
Rasim Ozan çok genç bir çocuk. Meslekte de fikir söylemede de pek acemi. Bu çocuğa programlarımızın dışında, eğer sözümü çok kesmezse kendi deneyimlerimden yararlanarak meslekle ve üslupla ilgili bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Ne kadar dinliyor bilemem.
Ama bu iki kişiyi dinleyebilir. Bu nedenle Kekeç ve Tuna’dan ricam var. Lütfen bu çocuğa ara sıra nasihat ediniz. Namus ve ahlakın gazetecilikte çok önemli olduğunu söyleyiniz.
İnsan ilişkilerinde üslubun önemini anlatınız. Yalan söyleyerek ve başkalarının üstüne basarak yukarılara çıkma çabasının bazen başarılı olabileceğini ama insanda onur bırakmayacağını belirtiniz.
En önemlisi akıllı olmasını tavsiye ediniz. İnsanları birbirine düşürmeye çalışmanın bir tür alçaklık olacağını dile getiriniz. Lütfen, siz de bu çocuğun ağabeyleri sayılırsınız.
Zam yüzde 10 değil
Sayın Can Ataklı, İstanbul’da toplu taşımaya yapılan zamları köşesine taşıyan bir-iki gazeteciden biri olduğunuz için öncelikle size teşekkür ederim. Nedense vatandaşı bu kadar yakından ilgilendiren bir konu hızla geçiştirildi. Toplu taşımada tam bilete ve öğrenciye yapılan zam oranı yüzde 10 olup bu biletlerin 2 saat içindeki aktarmalarına yapılan zam yüzde 20’dir. İndirimli karttan yararlanan öğretmen ve 60 yaş üstüne yapılan zam ise yüzde 30 olup bu kart sahiplerinin 2 saat içindeki aktarmalarına yapılan zam yüzde 100’dür. Yani zam oranı söylenildiği gibi yüzde 10 değildir. Öğretmen ve yaşlı indirimi fazla görülmüş ve tam bilete yaklaştırılmış. Öyle gösteriyor ki yavaş yavaş öğretmen ve yaşlı indirimi kaldırılacak. Sayın Başbakanımız ülke ekonomisinin yükselişte olduğundan bahsediyor. Madem öyle biz niye bunu fark edemiyoruz. Toplu taşıma niye bu kadar pahalı? İnsanların alım gücü niye bu kadar düşük? Bir emekli neden ek iş yapmadan geçinemiyor? N. Bayrak (emekli)
Teşekkürler
Bu bayramda da siz okurlardan kutlama mesajları adeta yağdı. Açık söyleyeyim hepsine cevap vermem gerçekten mümkün değil.
Çünkü yüzlerce mesaja sadece “Teşekkürler, size de iyi bayramlar” diye karşılık vermenin bile ne kadar zaman alacağını bir düşünün.
Her gün yazmanın avantajını kullanarak Kurban Bayramı kutlama mesajı gönderen tüm okurlarıma bu yazıyla teşekkür etmek istiyorum.
Diliyorum ki, bundan sonraki bayramlarımızı daha özgür, daha sevgi ve karşılıklı saygı dolu kutlayalım.
Başbakanlık, gençlere rock müzikle ulaşmak için yeni bir şarkı yaptırmış. Bu durumda, “Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda”nın rock versiyonu da AKP’li gençlerin
şarkısı olabilir! (Gani Yıldız)

