Yakıştı mı koca paşaya?

Haberin Devamı

Olayı herkes gibi TV ekranlarından izledim. Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu. Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt yanında eşiyle birlikte. Karşıdan gelen birine doğru yürüyor ve elini uzatıp “Siz savcı Öz’sünüz değil mi?” diye soruyor.

“Evet” cevabını alınca da film başlıyor. Eski paşa “Beni mi almaya geldiniz?” diye güleç bir ifadeyle sorduktan sonra kahkahayı patlatıyor.

Savcı Öz hafif tedirgin, içinden belki de “İnşallah kamera şakası değildir, milletin maskarası olmayalım” diye geçiriyordur.

Ama olay kamera şakası falan değil, eski paşa da bizzat sohbetin kahramanı.

Esprili sohbete az sonra eski paşanın eşi de katılıyor. Bulundukları yerin “torpilli” olduğunu söylüyor. Çünkü masanın kenarında Ergenekon savcısı var demek ki onun torpilli olması gerektiğini düşünüyor.

Birkaç esprili sözden sonra savcı Öz tedirginliğini üzerinden atamamış biçimde izin istiyor ve uzaklaşıyor.

Bu sahneleri hayret içinde izledim. Ama kendi kendime “Önyargılı olabilirim” diye düşünüp yazmadım.

Ama gördüm ki hemen herkes bu sahneyi ibretle izlemiş. Özellikle asker kimlikli kişilerle konuştuğumda aldığım yanıt hep “Böyle rezalet olmaz” türündeydi.

Demek ki yanlış düşünmemişim.

Elbette herkes Cumhuriyet gibi çok anlamlı bir günün kutlamasında karşılaştığı kişiyle el de sıkışır sohbet de eder. Medeni olmanın gereğidir bu.

Ancak bir eski Genelkurmay Başkanı’nın Ergenekon tutuklamalarını anımsatarak “Beni mi almaya geldiniz?” diye espri yapması medeni düzeyi çok aşağı çeker.

Eski paşanın Ergenekon savcısını görmezden gelmesi nezakete aykırıdır, buna karşı en yakın silah arkadaşlarını rencide edecek biçimde espriler yapması da kendisine hiç yakışmadı.

Büyükanıt emekli olduğu günden beri sürekli irtifa kaybediyor. Altına çekilen bir milyon liralık dört çeker Audi’sine kendisinin huzur içinde bindiği kesin ama araba hareket ettikten sonra arkasından bakanların duygularını bir bilse.

Tam emin değilim ama itibar gördüğü tek yer galiba Fenerbahçe tribünü.

*****


Öfkenin nedeni

Başbakan, Deniz Baykal’la Anıtkabir’deki karşılaşmalarında aralarında geçen birkaç cümlelik sohbetin “erken seçim hazırlığı” olarak yorumlanmasına çok öfkelendi.

Esti, gürledi, avızı çıktığı kadar bağırdı ve hatta erken seçim istemeyi adeta vatan hainliği ile eşit duruma getirdi.

Eğer bir erken seçim olacaksa, irade Erdoğan’ın elinde. Muhalefet gece gündüz erken seçim istesin, Erdoğan grubuna işaret vermedikçe seçime gidilmez.

O halde öfkenin nedeni ne olabilir ki?

Cevabı çok basit: Erken seçim konusu ilk kez konuşulmuyor. Son birkaç aydır aralarında benim de olduğum pek çok yazar, erken seçim ihtimali üzerine yazılar yazdı. Başbakan bunların hiçbirine tepki göstermedi.

Bu erken seçim ihtimali yorumlarının elbette bir temeli vardı. Bu da genel yerel seçimlerde oy kaybına uğrayan AKP’nin açılımlar sayesinde en azından eski durumuna gelmesi koşuluna bağlıydı.

Yüzde 47’den yüzde 38’e düşen AKP eğer açılımlar sayesinde tekrar yüzde 47’lere çıktığına hatta üstünü gördüğüne inanırsa bir baskın seçime gitme ihtimali ağır basıyordu.

Oysa tersi oldu. AKP açılımlarla oy kazanacağını düşünürken, özellikle Kürt açılımı yüzünden oy kaybettiğini gördü. Her ne kadar kendine bağlı araştırma şirketi “Henüz oy kaybı yok” diyorsa da “ama”yı yapıştırıyor ve “halkın huzursuz olduğunu” söylemek zorunda kalıyor.

Bu durumda bırakın baskın seçimi erken seçime gitmenin ne kadar riskli olduğu ortaya çıkıyor.

Başbakan, anladığım kadarıyla “erken seçim” sözüne duyduğu öfkeyle, beklenmedik biçimde oy kaybına uğramanın telaşını itiraf ediyor.

*****


Tebrikler, ırkçılığı körükleyenler başardı

Maskeli liberal faşistlerin Kürt açılımı konusunda tek amacı var. Öyle demokratikleşme, Kürt kimliğinin tanınması, kültürel hakların verilmesi falan değil. Bir taraftan Kürt ırkçılığını diğer taraftan da Türk ırkçılığını körükleyip çatışma ortamı yaratmak.

Ve bunu da başarmak üzereler.

Ne yazık ki terörün kan dökücü vahşeti karşısında birleşen ve aralarında bir düşmanlık oluşturmayan Türk ve Kürt halkları giderek karşı karşıya geliyor.

Daha önce düşmanca bir duygu içinde olmayanlar “O kadar da kardeş değiliz” demeye başladılar.

Diyarbakır-Bursa maçında çıkan olaylardan sonra “İşte düşmanlığı körüklediniz, iş nereye varıyor” diye yazdığımda pek çok kişi öfkelenmiş ve “Diyarbakır’ın her maçında PKK dışarı sloganlarının atıldığını” söylemişti.

Doğruydu tabii, ama farklıydı. O sloganları atanlar bunu düşmanlık için değil seyirci psikolojisi ile yapıyordu ve Diyarbakırspor da buna hiç aldırmıyordu.

Ancak açılım manzaralarından sonra bu sloganlar seyirci psikolojisinden çıktı gerçeğe dönüşmeye başladı. Diyarbakır bu hafta da konuk gittiği kentte aynı muameleyi görünce ligden çekilebileceğini açıkladı.

Böylelikle birleştirici unsur olan spor Türk-Kürt düşmanlığını körükleyecek niteliğe büründü.

Türk halkı teröristle Kürt vatandaşı ayırırken, “Apo’ya bağlılık yemini eden 3 milyon imza toplayanlar” ve Türk halkının zihninde “Meğer hepsi PKK’ymış” imajı yaratanlar şimdi kına yaksınlar.

*****


Jennifer Lopez

Okurlardan Sedef Turan başından geçen bir olayı anlatmış. Okuyalım ve gülümseyelim: “Trafiğin kalabalık olduğu bir saatte Kadıköy’deki Beşiktaş vapur iskelesinin önünden taksiye binerek, Göztepe’ye gideceğimizi söyledik. Şoför

“Jennifer Lopez’in önü çok kalabalıktır, öbür taraftan gitsek olur mu?” diye sordu. Nereden bahsettiğini anlamadığımızı söylememiz üzerine, “Yoğurtçu Parkı’na inmek için önünden geçtiğimiz Fransız okulunun adı Jennifer Lopez değil miydi abla?” diye sordu! Bu anımı bütün Saint Joseph’li arkadaşlarıma anlattım, çok eğlendiler.”

*****


Üç cümle

Okurlardan Gani Yıldız ara sıra “günün mana ve önemine” uygun cümleler yazıp gönderiyor. Bunları bazen imzalı bazen imzasız sizlerle de paylaştım. İşte son gelen üç cümle:

* Sahaya yabancı madde atmayalım. Yerli malı kullanalım, Türk üreticisi kazansın!..

* Dünya silikon vadisiyle uğraşırken bizim vadide kurtlar geziyor...

* Ekonomik krizde hediye çekleri bile karşılıksız çıkıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR