Ya türbanlılara oy kullandırmazlarsa

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan’ın türban konusundaki “çok keskin” çıkışı doğal olarak büyük tartışma yarattı. Bugüne kadar Erbakan da dahil türban konusunda bu kadar ileri adım atan olmamıştı.

Erdoğan’ın sözlerinden sonra çok şeyin değişeceğini, sorunun olumsuz yönleriyle daha ağır basacağını ve Türkiye’de büyük sıkıntılar yaratacağını söylemek isterim.

Bu arada Erdoğan’ın “keskin” bir çıkış yaparak türbanı “simge” olarak nitelemesi ve bunun “bir suç olmadığını” söylemesi AKP tabanını herhalde çok sevindirdi.

Ancak bazı sözler söylenirken hesabını kitabını iyi yapmazsanız beklenmedik bir açmaza da düşebilirsiniz. Bakın “türban simgedir, ne olmuş yani” gibi ilk söylendiğinde basit bir cümle örneğin seçim günü sorun olabilir.

Seçim kanununa göre seçim günü hiç kimse siyasi kimliğini belli edecek şekilde rozet, bayrak, flama taşıyamaz, siyasi kimliğini belli edecek simge ve semboller kullanamaz, hele bunlarla sandık başına asla gelemez.

Eğer türban bir siyasi simge ise seçim günü hiçbir kadının sandık başına türbanı ile gelmemesi gerekir. Çünkü eğer türban siyasi simge olarak resmen kabul ediliyorsa, bu simge ile sandık başına gitmek de seçim yasakları kapsamında suç olarak değerlendirilebilir.

Bu yazdığımı sakın fantezi olarak kabul etmeyin. Yasaysa yasa. Gerçi Başbakan isterse bunu da yasayla değiştirir.


***



O sivri akıllılardan biri benim

Öncelikle yazdığım sırada ismini bulamadığım “hacıyatmaz”ı öğrendiğim için Hıncal Uluç’a teşekkür ederim. Hani kavşaklardaki çizgili bölümlere konulan kırmızı şeyler. Bunlara meğer “Hacıyatmaz” deniyormuş.

Hıncal Uluç bunları koyanları ağır dille eleştiriyor ve “sivri akıllılar” diyor. Onları koyduran elbette ben değilim ama konulmasını ilk söyleyen ve şimdi destekleyen sivri akıllılardan biri benim.

Hıncal Uluç bu hacıyatmazların konmasına karşı çıkıyor, çok da haklı. Ama Hıncal Uluç medeni bir ülkede yaşasaydı haklı olurdu. Oysa İstanbullu sürücüler medeni değil. Bir aracı geçmek uğruna dünyanın her yerinde “burası sadece acil durumlar içindir, aksi takdirde sakın üzerinden geçmeyin” anlamına gelen enine çizgili bölgeler işgal ediliyorsa o ülkenin insanlarına medeni diyemezsiniz.

İnsanları medeni olmayınca da önlemler medeniyet dışı biçimde alınır. Taa ki sürücüler bunu öğrenip medeni davranmaya başlayıncaya kadar.

Bu nedenle sevgili Hıncal Uluç “sivri akıllı olmaya ve diğer sivri akıllıları” desteklemeye devam edeceğim.



***




Seçim hilesi

Temmuz seçimlerinden sonra oy dökümlerinin bilgisayarla merkeze ulaştırılmasının dedikodulara neden olduğunu belirterek “Teknik olarak bilgisayarla gönderilen sonuçlara müdahale etmek mümkün. Yüksek Seçim Kurulu belgeli açıklamalar yapmalı” ana fikrini savunan yazılar yazmıştım.

Ancak Yüksek Seçim Kurulu buna kulak asmadı. Seçimi kaybeden siyasi partiler ise “korkudan” bu konuya hiç giremedi.

Bana en önemli tepki Yeni Şafak yazarı Taha Kıvanç’tan gelmişti. Taha Kıvanç üç gün üst üste beni yerden yere vuran ve benimle alay eden yazılar yazdı. Belki bağlanısı yok ama dördüncü gün başıma tatsız bir olay gelmişti.

Taha Kıvanç şimdi ABD Başkanlık yarışında Demokrat Parti adaylarının belirlenmesi için yapılan elektronik oylamalarda “müdahale” olabileceğini yazıyor. Amerika’da yapılabilen müdahale Türkiye’de neden olmasın? Değdi mi o alaylı yazılara şimdi?



***




FIKRA GİBİ

Seviye: Üniversite

Ders: Eğitim felsefesi

Sınav: Bütünleme

Sınav şu sorudan ibarettir: “Bildiğiniz iki soruyu yazıp cevaplayınız.”

Ancak bir sorun vardır, derse hiç devam etmemiş öğrenci dersin içeriğini hiç bilmemektedir. Dolayısıyla kendine sorabileceği iki soru da bulamamaktadır. Beyninin derinliklerinden, dönemin ilk dersine girdiğini hatırlar. Bu derste duyduğu cümleden de yeterli doneyi almıştır. Yazmaya başlar:

Soru 1: İlk milli eğitim bakanımız kimdir?

Cevap: Hasan Ali Yücel

Soru 2: Hasan Ali Yücel kimdir?

Cevap: İlk milli eğitim bakanımızdır.

İşlem tamamlanmıştır... Sınav sonucu: 100 (Aynen yaşanmıştır...)


***



KAMYON YAZILARI

Küresel ısınmaya karşı su tankerlerine geçiş üstünlüğü verilsin



***




İyi de bileti neden almış?

Star televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Erdoğan Aktaş Milli Piyango’da büyük ikramiye kazananlardan birinin imam hatip lisesinde okuduğunu ve “haram” olduğu gerekçesiyle ikramiyesini gidip almadığını yazdı.

Üzerinden neredeyse bir hafta geçti, bu konuda ne bir yalanlama oldu ne de talihli ortaya çıktı. Talihlinin ortaya çıkmaması Aktaş’ın aldığı istihbaratın doğru olduğu yönündeki izlenimi kuvvetlendiriyor.

Ancak burada anlaşılmayan şu: Madem Milli Piyango ikramiyesi haram, o halde bu çocuk bileti neden aldı? Sanıyorum büyük ikramiye çıkacağını tahmin etmiyordu. Birden 6 milyon küsur lirayla karşılaşınca paniğe kapıldı. Mahalle baskısının devreye gireceğinden korktu.

Eğer büyük ikramiye değil de 50 bin lira gibi bir ikramiye çıksa belki de gidip parasını alacaktı, çünkü 50 bin lirayı bir süre saklamak mümkün. Ama 6 milyon lirayı saklayamazsınız.

Bu da şunu gösteriyor. Bu çocuklar çeşitli baskılar altında olmalarına rağmen aslında başka hayatlara özeniyorlar ve bu nedenle şanslarını bile deniyorlar. Sadece olay büyüyünce ne yapacaklarını şaşırıyorlar.



***




“Bilet”

Çok bilinen fıkradır, hatta belki ben bile yazmışımdır geçmişte. Ama imam hatipli genç olayının tersi bir hikâye.

Adamın biri sürekli dua ediyormuş büyük ikramiye kendine çıksın diye. Yıllarca sürmüş bu. Bir gün meleklerden biri “Yıllardır dua ediyor, şuna bir ikramiye çıkarsak artık” demiş. Meleklerden biri atılmış, “Ben yıllardır bunu düşünüyorum da adam bilet almıyor ki.”


***




Aslında hiçbir şey iyi veya kötü değildir. Her şey bizim onlar hakkında düşündüğümüze bağlıdır.

William SHAKESPEARE

DİĞER YENİ YAZILAR