Ya Çin boykot ederse

Haberin Devamı

Doğu Türkistan konusunda henüz çok net bilgiler olmadığı halde Türkiye’nin takındığı tavır, yakın gelecekte karşımıza büyük bir sorun olarak çıkabilir.

Başbakan Erdoğan, çevre baskısı ve “Van minüt’ü Çinlilere de yapsana” tahrikleri sonucu, sanıyorum öfkeye kapılarak Çin’in “adeta soykırım uyguladığını” söyleyiverdi.

O sırada bu sözleri dinleyenler yürekten alkışladılar Başbakanı. Oysa “adeta” ile başlasa bile “soykırım” asla söylenmememiz gereken bir kavram. En azından Türkiye’nin başında bir “haksız soykırım” iddiası varken, bir başka ülke için bu kavramı bu kadar kolay kullanmamak gerek.

Nitekim Türkiye’deki tepkilere o ana kadar hiç aldırmayan Çin, Başbakan’ın “soykırım” sözlerinden sonra sertleşiverdi. Çin’den Başbakan Erdoğan’a gelen tepki aslında yenilir yutulur gibi değil. Dışişleri sanıyorum verilecek cevabın inceliklerini tartışıyordur mesaj geldiğinden beri.

Bu arada çok çabuk öfke ve heyecana kapıldığımız konusunda da bazı bilgiler gelmeye başladı. Örneğin, Sincan olaylarında gerçekten Uygur Türkleri’ne yönelik bir katliam mı oldu, yoksa Han Çinlileri’nin kaybı daha mı büyük, tam bilmiyoruz. Çin güvenlik kuvvetlerinin Türklerden çok Han Çinlileri’ne müdahale edip etmediği konusu da tam açıklığa kavuşmadı hâlâ.

Elbette Çin’in Doğu Türkistan halkına baskı uyguladığı, bir tür asimilasyona gittiği bilinmeyen gerçek değil. Çin, Uygur Türkleri üzerinde baskı uyguluyor.

Ancak son olayların bu kapsamda olmadığı ortaya çıkabilir. O zaman da bizim erken ve heyecanlı tepkimiz ters tepebilir.

Örneğin Sanayi ve Ticaret Bakanı Çin’e boykottan söz etti. Gerçi kendi bakanlığı, bakanın kimseden izin almadan yaptığı bu konuşmayı anında yalanladı, ama boykot işinin tersini düşünelim bir de.

Yani Türkiye, Çin mallarına boykot uygulayacağı yerde, Çin bize kızıp da “Size hiç mal satmıyorum” derse ne olur?

Ne olacak, ihracata yönelik sanayimiz ağır hasar görür, şu kriz ortamında millete biraz nefes aldıran ucuz tüketim malları ortadan kalkar. Çok bilinen bir atasözümüz vardır: “Öfkeyle kalkan zararla oturur” deriz. Hükümet şimdi böyle bir sıkıntıyla baş başa sanki.


***



Sigara içmek haram mı?

Zaman Gazetesi yazarlarından Mustafa Ünal, dün CHP’yi eleştirmek için yazdığı yazıda sigara yasağından da söz ediyor. Mizahi bir dille CHP’nin bu konuyu da Anayasa Mahkemesi’ne götürebileceğini söylüyor. Yazarın üslubudur, fikridir bir şey diyemem. Ama yazıdaki bir cümle hem ilgimi çekti hem de gelecekte bir başka tartışma yaratabileceği için endişelendirdi. Cümle aynen şöyleydi: Sigara büyük bir ittifakla İslam dininde haram kabul ediliyor.

Haram çok ağır bir tanımlama. Şarapla diğer içkilerin bir tutulup tutulmayacağı bile tartışılırken şimdi de sigaraya haram demek çok anlamsız kavgalara yol açabilir.

Sigara içmeyen ve yasakların da sonuna kadar uygulanmasını isteyen biri olarak, sigaranın da bir dini motif gibi kullanılmasının tehlikelerine dikkat çekmek istiyorum. İçki gibi başımıza şimdi bir de sigara üzerinden laiklik tartışması yaratılmak mı isteniyor?


***



Niye öğrettin?

Yıldırım Tuna’dan: Üzerinde uyduruk bir tişört, uzun ve bol bir pantolon giymiş Afrikalı zenci misyonere dönüp “Eğer ben şu çıplak gezip dans eden diğer kabile arkadaşlarım gibi Tanrı’yı, Şeytan’ı, günahı bilmeseydim cehenneme gider miydim?..” diye sormuş. “Eğer bilmeseydin tabii ki hayır..” diye cevap vermiş misyoner. Zenci hiddetle atılmış: “Yahu o zaman bütün bunları bana anlatıp da neden hayatımın içine ettin?..”


***



Bu kadar haksızlık etmeyin

Bu köşede dün Hakkari’nin DTP’li milletvekili Hamit Geylani’nin Mersin’deki bir çay bahçesinde çay içememesinin bir gazete tarafından nasıl bir Türkiye sevgisizliğine dönüştürülerek tahrik amaçlı yayınlandığını anlatmıştım.

O yazıda Hamit Geylani “Manisalı, İzmirli birinin Hakkari’de asla böyle bir davranışla karşılaşmayacağını” belirtiyordu. Ben de karşılaşacağını sanmıyorum ama dikkatimi çeken bir konuyu da söylemeden edemeyeceğim.

Çünkü artık işi “ırkçı milliyetçi tavra döken” DTP’nin ve diğerlerinin yaptığı bir haksızlık var. Bir Manisalı, İzmirli ya da batının başka bir ilinden Hakkari’ye giden biri çay içebilir belki de acaba yerleşip kendine bir iş kurabilir mi?

Güneydoğu’dan çıkan ve Kürt kimliğini saklamayan biri Türkiye’nin herhangi bir yerine özgürce yerleşip işini kurabiliyor.

Buna karşı aynı şeyi İstanbul’dan kalkıp Güneydoğu’nun bir iline giden yapamıyor.

Ben Diyarbakır’da doğdum. Kardeşim Erzincan’da. O tarihlerde kimsenin aklına bir ayrıcalık, düşmanlık gelmediği için Türkiye’nin her yerinden gelen insanlar yaşayabiliyordu buralarda.

Peki bugün bunların kaçı kaldı? Daha da önemlisi, son 20 yılda devlet memurları dışında herhangi bir Güneydoğu kentine gidip yerleşen, iş kuran, çalışan ve Kürt olmayan kaç kişi var? Irkçı milliyetçi Kürtler kendilerinden olmayanların yaşam hakkına izin veriyor mu?

Sayın milletvekili “çay muhabbetinin” yanı sıra bu basit sorulara cevap verir mi?


***



Askere bu düşmanlık hiç iyi değil

CHP’nin gece yarısı çıkarılan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayan yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürme kararının yankılarını dikkatle izliyorum.

Gazete köşelerinde yazılanları, TV ekranlarında söylenenleri hayretle izlerken, internet ortamında yayınlanan okur yorumlarına ise çok şaşırıyorum.

Bu tepkiler gösteriyor ki, meğer millet ordudan o kadar nefret eder hale gelmiş ki, neredeyse patlayacak. Bir ülkenin halkının askerine bu kadar düşman olması pek iyi bir gelişme değil. Sonuçta tek ordumuz var. Bu kadar düşmanlık yapmak kime ne fayda sağlar anlamıyorum.

Tabii bana gelen yorumlardan da görüyorum ki, cehalet de diz boyu. İnanamıyorum, bu millet ne zaman bu kadar cahil hale getirildi.

DİĞER YENİ YAZILAR