Ya 10 milyon Türk gelirse

Haberin Devamı

Gebeco Almanların kültür turları düzenleyen en önemli turizm acentalarından biri. Bu şirketin Türkiye ortağı ise IQ Travel. Bunun yöneticisi Tarık Haskan da benim okul arkadaşım.

Bu girişten sonra neyi anlatmak istiyorum: Gebeco geçen hafta 9 önemli Alman gazeteciyi Türkiye’ye getirdi. Amaç Türkiye’nin kültür turizmini tanıtmak ve Alman medyasında Türkiye hakkında olumlu yayınlar yapılmasını sağlamak.

Önce Kapadokya’ya giden gazeteciler burada iki gün kaldıktan sonra İstanbul’a geldiler. İstanbul’un önemli tarihi yerlerini gezen gazeteciler İstanbul müftüsünü de ziyaret edip Türkiye’de diğer dinlere karşı nasıl davranıldığı konusunda sorular sorduktan sonra ülkelerine döndüler.

Tarık Haskan “Alman gazeteciler Türkiye ile ilgili bazı konuları sormak istiyorlar, seninle buluştursam konuşur musun?” diye sorunca “Tabii” dedim.

Alman gazetecilerle Kuruçeşme’deki Park Fora’da buluştuk. Gece boyunca sordular da sordular, ben de cevapladım ve tabii bu arada ben de çok şey sordum.

Alman gazeteciler en çok AB ile ilişkilerimizi merak ediyor. Biri “Ne yapacaksınız AB’de?” diye sordu örneğin. Ben şaşırınca “Diyelim ki girdiniz, 10 milyon kişi birden Avrupa’ya gelirse ne olacak, bu beni çok endişelendiriyor” dedi. Bunu elbette ilk kez duymuyorum. Zaten AB üyesi olsak bile serbest dolaşım hakkının daha sonra tanınacak olması bundan kaynaklanıyor. Ama şunu anladım ki Almanlar yabancılardan artık pek hoşlanmıyor. Bir zamanlar işçi yapmak için yalvararak getirdikleri yabancıları şimdi tehlike olarak görüyorlar.

Birine “Hiç Türk dostunuz var mı?” diye sordum. “Yok, hiç de düşünmedim” dedikten sonra “Ancak bizim oradaki Türkler buradakiler gibi değil” dedi. Alman gazetecilerin diğer bir merakı Kürt konusu. Pek çok Avrupalı gazeteci gibi onlar da Kürtler’in sadece bir bölgede yaşadıklarını ve oradan dışarı çıkamadıklarını sanıyor.

Sadece İstanbul’da 2.5 milyon Kürt olduğunu söyleyince çok şaşırdılar.

*****

Savcı neden bekledi?

Taraf Gazetesi’nin yayınladığı belge Ergenekon savcılarının elinde. Çünkü bu belge Ergenekon operasyonunda ele geçti. Sonra her nasılsa Taraf’a sızdı. Belgenin bulunmasının üzerinden 10 günü aşkın süre geçti. Bu süre içinde Ergenekon savcıları nedense hiçbir işlem yapmadı. Ne belgeyi düzenleyip altına imzasını attığı ileri sürülen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’i gözaltına aldılar ne de bu belgenin doğru olup olmadığını Genelkurmay’a sordular.

Bunun da ötesinde Ergenekon savcıları Albay’ın ifadesini almayacaklarını da açıkladılar. Bunu da anlamak mümkün değil.

Oysa daha önce birçok muvazzaf subay gözaltına alınıp sorgulandıktan sonra tutuklandı. Bu kez farklı bir işlem yapılması bana tuhaf geliyor. Bu da bir komplo ihtimalinin ağır basmaya başladığı yolunda kuşkuların arttığını hissettiriyor. Gerçeği eninde sonunda bütün çıplaklığı ile öğreneceğiz nasıl olsa.

*****

Vicdan ve ahlak

Başbakan Erdoğan’ın “temiz adamdır” dediği RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın Almanya’dan getirttiğini söylediği belgenin sahte olduğu ortaya çıktı.

Yine Deniz Feneri e.V. davasıyla ilgili çalışmalar yapan CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun da PKK ile ilişkide olduğuna dair Almanlar tarafından düzenlendiği söylenen bir belge saçılmıştı ortaya. Bu belgenin de sahte olduğu anlaşıldı.

Hepsi aynı çevrenin adamları. Hepsi “ak-pak” yani “tertemiz” adamlar. Ama bakıyorsunuz evrakta sahtecilik yapmayı ve bunu bütün kamuoyu ile paylaşmayı hiçbir ahlaki ve vicdani kaygı duymadan becerebiliyorlar. Zekâ seviyelerinin düşük olma ihtimali yok, çoğunu biliyoruz, ama çok küçük bir araştırma ile ortaya çıkacağı kesin olan bir sahtekârlığa nasıl cesaret ediyorlar; işte onu anlamıyorum. Demek ki arkalarındaki güce öyle güveniyorlar ki, hem cesaret kazanıyorlar hem de ahlaki ve vicdani duygularını köreltebiliyorlar.

Tabii bu skandalın ortaya çıkmasına rağmen Zahid Akman’ın hâlâ istifayı düşünmemesi ise başka konu. Demek ki bu ak-pak adamlar hiçbir durumda ele geçirdikleri makamları boşaltmamaya programlanmış haldeler.

Korkarım bu zihniyet seçim kaybetse bile gitmemek için çok ayak direyecektir.

*****

Sağlık turizmi Türkiye’nin önünü açabilir

Geçen hafta cuma günü Vatan’ın manşetinde “Rabbim Türkiye desin” haberi vardı. Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın eşi Ahsen Hanım’ın “Rabbim Cleveland dedi” sözlerine nazire olarak atılan başlık aslında Türkiye’nin sağlık turizminden büyük kazanç sağlayabileceğini anlatıyordu.

Gerçekten ne zamandır benim de aklımda olan bir konuydu bu. Son yıllarda özel hastanelerdeki gelişme inanılır gibi değil. Gerek teknolojik yatırımlar gerekse uzman doktorlardaki kalite sağlık hizmetini çok ileri bir boyuta taşıyor. Geçen hafta yeni açılan Maslak Acıbadem Hastanesi’ndeydim. Hasta ve hasta yakınlarıyla, hastane çalışanları için düzenlenen ve “erken” kutlanan Babalar Günü için konuşmacıydım.

Akın Öngör, Mudo, Osman Müftüoğlu, Ragıp Savaş ve Harun Erdenay ile birlikte “babalar ve çocukları” üzerine 2 saati aşan çok hoş bir sohbet ettik.

Tabii bu arada hastaneyi gezme ve yeniliklerden bilgi alma şansı da buldum.

Açık söyleyeyim hastaneyi gezerken gözlerime inanamadım. Bu konuda gerçekten çok ileri boyuta varmışız. Şaka bir yana insanın “hasta olası” bile geliyor.

Özel hastaneler elbette pahalı. Eğer bir sağlık sigortası yoksa buralardan yararlanmak için bayağı varlıklı olmak gerek. Ama yeni sosyal güvenlik yasasıyla işçi, memur ve emekliler de bu hastanelerden yararlanabiliyor biliyorsunuz.

Acıbadem Maslak’ı gezerken daha çok yurt dışından gelecek hastaları düşündüm. Nitekim hastane yetkilileri yurt dışından tedavi amaçlı gelen pek çok kişinin olduğunu söylediler. Eğer yabancıya yönelik sağlık hizmeti politikaları desteklenir ve özendirilirse, Türkiye sağlık turizminden çok büyük kazanç sağlar. Düşünsenize dünyanın en modern hastanelerine geliyorsunuz, üstelik bunlar İstanbul’da. Daha güzel bir reklam olur mu? Binlerce kişi Cleveland’a gidiyor örneğin, oralarda hastane dışında hiçbir şey yok ki. Burada bir de dünyanın incisi İstanbul var.

DİĞER YENİ YAZILAR