Dünyada kazan kaynamaya devam ediyor. WikiLeaks belgeleri “gıdım gıdım” yayınlanıyor. Türkiye’deki Amerikan Büyükelçiliği‘nden gönderilmiş 7 bin küsur kriptonun henüz 30 kadarı açıklandığı halde kopardığı fırtınayı görüyorsunuz.
Pek çok kişi “artçı dalganın” geleceğini söylüyor. Ben açıkçası “artçı” olarak düşünmüyorum gelebilecek belgeleri, tam tersine asıl şimdikiler sanki öncü depremler, asıl deprem daha sonra yaşanacak.
Her neyse, falcılık yapacak halim yok tabii. Ama çok ciddi meraklarım da var. Türkiye ile ilgili “bilgi kırıntıları” edindiğimiz birçok olay var. “Acaba” diyorum kendi kendime, WikiLeaks’de bunlar da var mıdır?
Neler mi takıldı aklıma?
Sıralayayım isterseniz:
1- ÇUVAL OLAYI: Amerika’nın Irak operasyonu öncesinde 1 Mart tezkeresi AKP’deki birkaç kişinin oy vermemesi sayesinde geçmemişti. Daha sonra Amerikan askerleri Irak’taki Türk askerlerini tutuklayıp başlarına çuval geçirmişlerdi.
Acaba bu olay kriptolara nasıl yansıdı? Çuval olayında Türkiye hükümeti nasıl tavır aldı, neler konuşuldu, Genelkurmay Başkanı hangi tepkiyi gösterdi?
2- SINIR ÖTESİ OPERASYON: 2007’de Hükümet Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Kuzey Irak’ta operasyon yapması için görevlendirdi. Mehmetçik karlı dağlarda terörist kovalarken ABD Başkanı “Çıkın dışarı” talimatı verdi. Askerimizi geri çektik? Bu sırada neler konuşuldu, hükümet nasıl davrandı, neden Genelkurmay Başkanı kararı kendi vermiş gibi açıklamalar yaptı? Bunların da kriptoları vardır herhalde.
3- KÜRT AÇILIMI: Hükümetin Kürt açılımı için Amerika’dan gelen talebi yerine getirdiği söylendi hep. Kürt açılımında Amerika gerçekten işin içinde mi, bu konuda çeşiti temaslar ve görüşmeler yapıldı mı, yapılıyor mu? WikiLeaks belki bunları da açığa çıkarır.
4- APO İLE GÖRÜŞMELER: Başbakan “hükümet görüşmez, devlet görüşür” diyor ama sonuçta Apo ile yapılan görüşmeler hükümetin bilgisi altında yürütülüyor elbette. Üstelik Apo Türkiye’ye getirildiğinde “Amerika’ya söz verildi, Apo asılmayacak” dedikoduları çıkmıştı. Bakalım WikiLeaks’te bununla ilgili bir belge çıkacak mı?
5- ONE MINUTE: Başbakan’ın Davos’ta bir moderatörle kapışması ve İsrail’e yönelik ağır sözler söylemesi Amerika’yı çok rahatsız etmişti. Bu konuyla ilgili Ankara- Washington arasında mutlaka pek çok yazışma yapılmıştır. WikiLeaks’te bunların da ortaya çıkması pek mümkün görünüyor bana.
6- BEYAZ SARAY GÖRÜŞMESİ: Ergenekon soruşturmasının 2006 Beyaz Saray’daki Bush- Erdoğan görüşmesinde kararlaştırıldığı ileri sürülmüştü. Bu gerçekse, Washington- Ankara arasındaki yazışmalarda bu konudan bolca söz edilmiş olması gerekiyor. WikiLeaks belki Ergenekon’un çözümü için de aydınlatıcı belgeler sunar.
7- KIBRIS SÖZÜ: Doğrulanamayan ve kanıtlanamayan dedikodulara göre AKP iktidara gelirken Kıbrıs sorununu çözmek için Amerika’ya söz vermişti. Eğer iddialar doğruysa WikiLeaks belgelerinde bu konudaki görüşmeler ve belgeler olabilir mi?
Bu konular bir çırpıda akla gelenler. Ama hiç aklımıza gelmeyen pek çok belge de çıkabilir ortaya. Bazı bakanların yolsuzluğa bulaştığı, bazı bakanların tehlikeli bulunduğu, İsviçre’de hesap açılmış olabileceği aklımıza hiç gelmezdi örneğin ama WikiLeaks’te çıktı bunlar.
Dediğim gibi, sanki şimdiye kadar gelen belgeler “öncü depremler” gibi. Asıl deprem daha sonra yaşanabilir.
Şimdi neredeler?
WikiLeaks belgelerinde Ankara’da görev yapan üç büyükelçinin adı geçiyor. Yandaş medya olayın şaşkınlığı içinde bir yandan belgeleri ya-lanlamaya çalışırken diğer yandan da bu büyükelçilerin zaten “yeteneksiz, bilgisiz ve yetersiz” olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
Peki bizimkilerin kötülediği bu üç eski büyükelçi acaba şimdi hangi işlerdeler?
* ERIC EDELMAN: Ankara’dan ayrıldıktan sonra Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı‘na ve Başkan Yardımcısı Dick Chenney’in danışmanlığına getirildi. Halen Avascent Uluslararası Danışma Şirketi ve Dış Politikalar Girişimi’nin (FPI) üyesi.
* ROSS WILSON: Ankara’daki görevi bittikten sonra etkin düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nin başına getirildi. Eylül 2010 yılında “Karadeniz Enerji ve Ekonomik Forumu”nu İstanbul’da düzenleyen bu kuruluşun davetlisi olarak Erdoğan da bir konuşma yaptı.
* JAMES JEFFREY: Ankara’daki görevinden sonra Orta Doğu’daki en kritik mevkiye, Bağdat Büyükelçiliği‘ne atandı.
Buradan anlaşılıyor ki yazı yazmasını bilmeyen, vizyondan uzak, Türkiye’yi kavrayamamış! Bu diplomatlar terfi etmişler.
Kaddafi ödülü
Başbakan Erdoğan “çok önemli!” bir ödülü almak üzere Libya’ya hareket ederken WikiLeaks belgeleri saçıldı ortaya biliyorsunuz. Ve Başbakan uçağa binerken “Eteklerindeki taşları bir döksünler bakalım” dedi.
Erdoğan’nın Kaddafi’den “İnsan Hakları Ödülü” alması WikiLeaks olayı arasında kaynayıverdi. Oysa bu çok “garip” ödül üzerinde durulmalıydı ama durulamadı.
Açıkçası benim de hiç içime sinmeyen ve anlam veremediğim ödül konusunda, sanıyorum birçok gazeteci de WikiLeaks olayı nedeniyle değinmedi ve ödülle ilgili haberler geçip gitti. Sadece Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker bu konuda bir tepki gösterdi. Toker’in tepkisini size de aynen aktarmak istiyorum:
“Pan Amerikan yolcu uçağını İskoçya’nın Lockerbie semalarında düşürttüğünü, 270 günahsız sivilin ölümüne neden olduğunu kabullenerek ailelerine 10’ar milyon dolardan toplam 2.7 milyar dolar tazminat ödemeyi kabul eden Libya Diktatörü Muammer Kaddafi‘den “Kaddafi İnsan Hakları Ödülüne” layık görülen ve bunu kabul eden Sn. Başbakanımı kutluyorum. Bir Türk olarak büyük onur duydum. Önümüzdeki yıllarda eğer verilirse, Ömer El Beşir İnsan Hakları Ödülü, Ahmedinejad Dünya Barış Ödülü gibi son derece onur verici ödülleri de Sn. Başbakanımızın hak edeceğinden en ufak bir şüphem yoktur.”
Amerika’yı teselli etmek de bize düştü
Dünya WikiLeaks belgeleriyle çalkalanırken Türkiye’de iktidar ve yandaşları belgeleri çürütmeye, iddiaları sulandırmaya çalışıyor. Dün de yazdığım gibi elbette sabırlı olmamız gerek ama bu cansiparane savunma da insanı sadece güldürüyor.
Tabii bu arada açıkçası kanıma dokunan gelişmeleri de TV ekranlarından izlemek insanı kahrediyor.
Örneğin koca Dışişleri Bakanı Clinton’ın “özür dilediğini” söyleyebiliyor. Oysa herkes biliyor ki Clinton özür dilemedi sadece “belgelerin saçılmasından dolayı duyduğu üzüntüyü” belirtti.
Bunun da ötesinde Türkiye’nin tavrını da anlamak zor. Yalan da olsa örneğin bir Amerikan Büyükelçisi TC Başbakanı’nın İsviçre’de 8 hesabı olduğunu yazıyor, bizim Dışişleri Bakanımız bırakın biraz soğuk davranmayı, Amerikan Dışişleri Bakanı’nı teselli etmeye kalkarak “Bu ilişkilerimizi etkilemez” diyebiliyor.
Elbette uluslararası ilişkiler küslükle yürümez ama, insan biraz tepki gösterir. Zaten Amerika çıplak yakalanmış, teselli etmenin ve hatta neredeyse “özür diler havaya girmemizin” anlamı var mı?
Başbakan’ın tavrını anlamak da zor. Erdoğan belgeleri yazanları hiç suçlamıyor da konunun hassasiyetini dile getiren muhalefete bağırıyor. Bunu yazan medya da nasibini alıyor. Erdoğan’ın medyaya eleştirisi tehdit değildir de nedir?
Oysa sakin sesle iddiaları yalanlamak ve Amerika’ya sitem etmek daha inandırıcı olurdu. Ama Erdoğan bu konuyu da iç politikaya malzeme yapmak istiyor.
Peki Erdoğan neden bu kadar öfkeli? Ama bir de şu açıdan bakalım: Kim bilir belki WikiLeaks’ten gelecek başka belgeler konusunda çok tedirgindir. Amerika’nın hemen yanında durarak bunların engelleneceğini umuyordur.

