WikiLeaks’i sabırla beklemeli

Haberin Devamı

Böyle olacağı belliydi. Koca Amerika “çok iyi korunduğu” zannedilen belgelerinin dünyanın gözü önüne serilmesine engel olamadı. Çağımız teknolojisi artık ne yasak dinliyor ne de güvenlik. Aslına bakarsanız insanın yüreğinden “oh olsun” demek geçiyor. Sen tüm dünyayı dinleyip, olmadık operasyonlarla başka ülkelerin düzenlerini kurmaya kalkar, özgürlük ve demokrasi getireceğim diye ülkeleri işgal etmeye kalkarsan, birileri de çıkar bunları başına çuval gibi geçiriverir.

İşin bu noktası daha çok tartışılacak. Ama ben yine Türkiye’ye dönmek istiyorum.

Görünen o ki, Amerika’dan sızan bilgilere göre “yazışmalarda birinci ülke Türkiye.” (Amerika hariç tabii) Ve biz bu belgelerin henüz 30 kadarını gördük. Geride 7 bin küsur belge daha var.

Ama 30 belge bile Türkiye’yi sarsmaya yetti. Geride kalanların da açıklanmasının yaratacağı depremi bir düşünün.
Bu nedenle sabırlı olmayı tercih ve temenni ediyorum. Belgelerin üzerine hemen atlamak bunlardan “lehte-aleyhte” sonuçlar çıkarmaya çalışmak için henüz çok erken.
Benim görüşüm böyle belki de, medyaya bakıyorum inanılmaz komiklikler yaşandığını gözlüyorum. En çok Ankara’dan belge gönderilmiş olmasını “İşte Türkiye’nin gücü” diye tarif edene mi şaşırırsınız, yoksa “Tayyip Erdoğan çok övülmüş” diye ahkâm kesenlere mi gülersiniz ya da “Bunlar vallahi dedikodu” diye işi sulandırmaya çabalayanlara mı ağlarsınız?
Devlet adamlarımız da şaşkın vaziyette. En basit savunmaya başvuruyorlar. Örneğin yalanlıyorlar bazı ifadeleri. Dün de yazdım başka çareleri yok, çünkü belge denilenler aslında birer kanaat notu. (Dün yazımda bu kelime kanat olarak çıkmış, anlamı biraz değiştiriyor tabii, özür dilerim. CA)
Diplomaside belgeler kadar kanaatler da önemlidir. Çünkü resmi söylem açıktır, ama kanaatler bu resmi söylemin arkasındaki gerçeği anlatır. Büyükelçilerin yazılarında çok ciddi yolsuzluk iddiaları var. Ayrıca Başbakan’ın İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabı olduğu öne sürülüyor. Bu iddia doğru olabilir mi? Ben ihtimal vermek istemiyorum, ama bilgiyi paylaşan da dünyanın süper gücü. Bu insanı kuşkulandırıyor. O halde ne üzerine atlamalıyız ne de “palavradır canım” demeliyiz.

Hükümetteki başka bakanlarla ilgili yolsuzluk iddiaları da yabana atılacak cinsten değil. İktidar telaşa kapılmadan ve sadece inkâr ederek iddiaları karşılamak yerine bunların kanıtlarını da ortaya sermelidir. Okurlardan sürekli “bu işin sonu nereye varır?” soruları geliyor. Hepsine verdiğim cevap aynı: “Biraz sabretmek gerek, belli ki belgelerin arkası gelecek ve bizi çok şaşırtacak bilgiler öğreneceğiz. Bunları beklemeli ve sağlıklı değerlendirme yapmalıyız.”


*****

Asıl zorda olan Obama

WikiLeaks ile ilgili şimdilik sadece Türkiye’yi konuşuyoruz ama, birçok ülkenin başı sıkıntıda. Almanya, Fransa, İngiltere, bazı başka Avrupa ülkeleri, Irak, İslam dünyası aynı etkiyle sarsılıyor.

Ancak başı asıl sıkıntıda olan kişi ABD Başkanı Obama.
Eğer ille bir “komplo teorisi” aranacaksa, bana göre bütün bu sızdırmanın ardında Obama’yı sıkıştırmak ve politikalarını değiştirmek amacı yatıyor.

Amerika’da Demokratlar Cumhuriyetçiler’e oranla daha barışçı, daha uzlaşmacı görünür. Obama’nın dünya politikası da daha sorunsuz olmaktan ve uzlaşmadan yana.
Bu politika, Amerika’nın dünyadaki etkinliğini yitirdiğini düşünenlere çok ters geliyor. Obama’ya yönelik tepkiler ve hazırlanan tuzaklar çok fazla.

Örneğin Beyaz Saray’ın Pentagon’un yoğun baskısı altında olduğu Obama’nın da “taarruzuna uğradığı askeri vesayete karşı bir kitap hazırladığı” biliniyor.

WikiLeaks ile Amerika ve yönetimi dünya önünde çok küçük düştü. Amerikalı “şahinlerin” bunu kabullenmeleri mümkün değil.

Belli ki Obama WikiLeaks yüzünden çok sıkıntılı günler yaşayacak ve büyük ihtimalle ikinci kez başkan seçilemeyecek. Beyaz Saray’ın bu duruma düşmesi dünya politikalarında ciddi değişimler olacağının da habercisidir.
Yeni dünya eskisi gibi olmayacak.

İyi mi kötü mü, onu şimdiden tahmin emek de pek mümkün değil.


*****

Wikileaks konusunda herkesin
kafası karışık. Belki de durumu
özetleyecek en iyi cümle:
Wikileaks’e inanma, Wikileaks’siz de kalma! (Gani Yıldız)

*****

Füze kalkanına onay vermişiz

WikiLeaks belgelerinde beni en şaşırtan konuların başında füze kalkanı ile ilgili bölüm geliyor.

Oysa başta Başbakan olmak üzere devletin konuyla ilgili yöneticileri öyle bir kahramanlık havası yaymışlardı. Sanki Lizbon’da yapılan toplantıya Türkiye damgasını vurmuştu. NATO’ya ayar vermiştik, isteklerimizi ortaya koymuştuk ve bunlar da kabul edilmişti.

Gerçek bu değildi tabii ki. “İsteklerimiz” olarak tanımlanan hiçbir şey gerçekleşmemişti.

Ama belgelerden anlıyoruz ki, bize söylenmeyen doğruların öncesi de varmış. Meğer füze kalkanı uzun zamandır konuşuluyormuş ve Türkiye “üssün bizde kurulacak olmasından çok memnun olmuş.”

Bir devletin önde gelenleri kendi halkına doğruları söylemekten kaçınıyor ve bir de üstelik bunlardan kahramanlık destanları çıkarmaya alışıyorsa ortada ciddi sorun var demektir.

Ve gerçeklerin ortaya çıkması bu maskeleri de düşürür. Gereğini ise halk nasıl olsa yapar.

*****

Vergi barışı mı?

Hükümet seçime 7 ay kala “vergi barışı” adı altında bir uygulama başlattı biliyorsunuz. Daha önce de yazmıştım, “bu vergi barışı aslında parası olanlara yarıyor, gerçekten ekonomik kriz nedeniyle ödeme güçlüğüne düşenlerin bundan yararlanması çok zor” diye.

Çünkü bilinçli olarak ödemekten kaçınanlar hariç, sıkıntıya düşenler ellerinde para olmayanlar. Öyle olunca da hem borç birikiyor hem de ödenmez hale geliyor.

Parası olmayanlar “sicilleri bozuk” olduğu için kredi de alamıyorlar ve borçlarını ödeyebilecek bir kaynağı bulamıyorlar.

Okurlarımdan biri vergi borcunun nasıl katlanarak arttığını ve ödenemez hale geldiğini başına gelen örnekle anlatıyor:
1997’de 3 bin lira (o zaman 3 milyar tabii) vergi borcum vardı. 1999 yılında 5 bin oldu, yanılmıyorsam 2002 yılında af dediler, aslında o af değildi, ödeme kolaylığıydı.
Para bulamayınca 5 bin lira oldu 15 bin lira. Takside bağlattım 5 bin kadar ödedim, tıkanıp kaldım. Bir şirketten alacağım olan 6 bin liraya vergi dairesi el koydu ve dükkân battı. Çünkü 6 bin lira ile 20 bin lira borcum olan yere ödeyip süre kazanarak, dükkânımı kurtaracaktım.
Tabii zincir koptu, 20 bin lira alacağı olan kişi haciz başlattı. Bu kez borç faiziyle 30 bine çıktı. Avukat masrafları faiz falan derken 60 bin liralık makine haczedildi ve 30 bine satıldı. Sonuçta 250 bin liralık dükkân iflas etti. Geçenlerde borcumu öğrenmeye gittiğimde kalan 4 binlik liralık borcum, olmuş 45 bin lira.
Hükümet gayet güzel bir şey yaptı, ben buradan alkışlıyorum kendilerini, ama biz mağdurlara sahip çıkmalı.

DİĞER YENİ YAZILAR