Vermeyin Tayyip Bey’e bu kadar çok coşkuyu

Dikkat ediyor musunuz, Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça bazı çevrelerden Tayyip Erdoğan’a “coşku verenlerin” sayısı artıyor

Haberin Devamı

Dikkat ediyor musunuz, Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça bazı çevrelerden Tayyip Erdoğan’a “coşku verenlerin” sayısı artıyor.

“Çık Çankaya’ya” “Çıkmazsan bitersin” “Orası senin hakkın” türünden yüreklendirici sözlerin ardı arkası kesilmiyor.

Burada iki grup var. Birinci grup aslında Tayyip Bey’in Çankaya’ya çıkmasını istemiyor, ama böyle “coşku vererek” tahrik etmeye çalışıyor. Böylelikle Tayyip Bey Çankaya’ya çıkarsa olacaklardan medet umuyor.

Diğer kesim ise artık işi bir inat gibi görüyor, “fırsat bu fırsat, Çankaya’ya bir çıktık mı oradan artık kimse indiremez” görüşüyle “coşku vermeyi” giderek artırıyor.

Başka kimler ne düşünüyor, artık onun yorumu size ait ama bana göre gerçek olan bir şey var. Tayyip Bey ya da bir türevi Çankaya’ya çıkarsa, ondan sonra artık yapılacak bir şey olmaz.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması halinde gerginlik ortamının hiç bitmeyecek biçimde başlayacağını biliyoruz da bunun kime ne faydası olur, bu tartışılır.

Askerler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı yok sayarlarmış, Çankaya’daki hiçbir törene, toplantıya, yemeğe katılmazlarmış, onun bulunduğu yerlere gitmezlermiş.

Bunların hiçbiri gerçekçi değil.

Nasıl olacak peki Milli Güvenlik Kurulu toplantıları?

ABD Başkanı Türkiye’ye geldiğinde ne yapacaksınız örneğin?

Bu nedenle bazı çevrelerde yeşermeye başlayan “Şu anda Tayyip Erdoğan’ın önünü kesmek mümkün değil, o zaman seçilsin, indirmek daha kolay olur” görüşü külliyen yanlıştır.

Seçilen seçilir ve orada oturur. İndiremezsiniz. Bu kişi, hakkında laik, demokratik hukuk devletinin temel ilkelerini içine sindiremediği yolunda güçlü kanaatlar oluşmuş biriyse sorun daha büyüktür.

Çünkü böyle birinin Çankaya’ya çıkması, bu tür görüşlerin meşrulaşmasına ve aksinin bir daha gündeme bile getirilemeyecek olmasına yol açar. Türkiye’nin böyle bir tehlikeye maruz kalmasını hayal etmeye bile kalkmamalıyız.

Peki bu gelişme nasıl engelenecek?

Aklıevveller hemen askeri müdahaleden endişe etmesin.

Bu gidişin önünü sadece kamuoyunun büyük baskısı kesebilir. 14 Nisan’da yapılacak mitingi bu nedenle çok önemsiyorum.

Öyle 50 bin 100 bin değil, 500 binin üzerindeki bir kalabalık, dayatma ile Çankaya’ya çıkma özlemi içindekileri frenleyecektir.

İktidar sözcüleri bu mitingi küçümsemeye çalışarak “toplama kabalalıklarla kimse bir şey elde edemez” diyorlar. Ama öyle değil. 14 Nisan’da toplanacak kalabalığın etkisi Türkiye’den çok dünyayı etkileyecektir.

Demokrasi kültürünü gerçekten hazmetmiş toplumlar, milyona varan kalabalıkların anlamını da bilirler.

O zaman hiç kuşkusuz Tayyip Bey’in çok güvendiği bazı ülkelerin devlet ve hükümet başkanları da telefonlar ederek “Bu konuda uzlaşmaya gitmemen yanlış, bu bize de zarar verecektir” uyarıları yapacaklardır.

***

Talat’a yeni soru
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a, hafta sonunda Rum Komünist Akel’in kongrelerinde Yunan Milli Marşı’nın çalınıp çalınmadığını, Yunan bayrağı asılıp asılmadığını sormuştum. Kıbrıs’taki görüşmemizde medyada çıkan haberlere cevap vermediğini söylemişti. Sanıyorum soruyu da bu fasıldan kabul etti. Olsun, kayda geçiyor hiç olmazsa.

Şimdi bir soru daha sormak istiyorum. CTP Kongresi 18 Mart günü yapılmıştı. Oysa aldığım bilgiye göre kongre tarihi önce 11 Mart olarak belirlenmiş. Ancak Rum Komünist Akel partisi “Kongreye biz de geleceğiz, ama 11 Mart’ta mümkün değil, bir hafta sonraya 18 Mart’a alın” diye mesaj göndermiş. Bu doğru mu?

CTP kongreyi 18 Mart’a alırken, kimsenin aklına o günün Çanakkale Şehitleri’ni Anma Günü olduğu gelmemiş. Ancak deniyor ki Akel bunu çok iyi biliyordu ve özellikle bu günün saptanmasını istedi. Böylelikle Kıbrıs’ta 18 Mart anılırken, CTP’lileri kongre telaşı sarmıştı. Nitekim CTP Başkanı ve Başbakan Soyer’le asker arasındaki tartışma da işte bu ortamda yaşanmıştı.

***

Çok küçük bir aritmetik hesabı

Meclis Başkanı veya Başkanvekilleri acaba cevap verirler mi şöyle bir soruya;

Anayasa gereği Türkiye Büyük Millet Meclisi 184 üyenin katılımıyla oturumu açabiliyor. Bu kadar kalabalıkla toplanmış Meclis’te bir kanunun geçmesi içinse 114 milletvekilinin oy kullanması gerekiyor. Meclis 184 kişiyle açılsa, ancak sıra oylamaya geldiğinde salonda 100 kişi olduğu saptansa, oturumu yöneten başkan oylamaya geçer mi geçmez mi? Hukuki yorum yapmak haddim değil, ama mantıken ne olması gerekir?

***

Yok aslında birbirimizden farkımız, onlar
AB üyesi

İtalyan devlet televizyonu RAI, formatını Türkiye’den satın aldıkları “Gelinim olur musun” yarışma programını “Mükemmel Gelin” adıyla yayınlamaya başlamış. Program tıpkı Türkiye’deki gibi inanılmaz bir reyting almış.

Ancak, işin bir de ‘ancak’ı var. İtalyan entelektüelleri, kadın dernekleri, bir kısım medyası ve bazı milletvekilleri programa savaş açmış. Bu tür “çöplük” programların İtalya’yı 50 yıl geriye götürdüğünü ileri süren bu çevreler “kalitesizliğin egemen olmasına karşı” güçbirliği oluşturmuşlar.

Devlet televizyonu RAI’nin başkanı önce tepkiler karşısında biraz paniklemiş, ama reytingleri görünce programa “devam” kararı almış.

İşte tam Türkiye.

Bizde de bu tür programlara karşı, aklı başında, iyi eğitim görmüş, kaliteden yana olanlar protestolar yapıyor.

Ama değişmeyen bir gerçek var. Bu tür programlar çok izleniyor ve hiçbir kanal bu kadar ballı bir gelirden mahrum kalmak istemiyor.

Demek ki şu bir gerçek; çok para kazanmanın yolu seviyesizlikten, kalitesizlikten geçiyor.

Bu sadece Türkiye için değil, tüm ülkeler için de böyle. Avrupa ülkelerinde de durum aynı, yani farkımız yok, onların fazlalığı sadece AB üyesi olmaları.

Burada insanın canını sıkan, kalitesizliğin böylesine prim yapmasının, hayatlarını sadece paraya bağlamış olanların azgınlaşmasına olanak sağlaması.

Çünkü onlar, niteliksiz kalabalıkların yarattığı kısa sürede çok para kazandırma desteğini, ülkeyi daha kaliteli hale getirmek isteyenlere karşı bir silah gibi kullanma cüretini gösterebiliyorlar.

Çok yazık ama yapacak bir şey de yok.

Yapabildiğimiz, aynı kalitesizliğin kaliteli sandığımız toplumlarda da yaşandığı.

Teselli olur musunuz bilemem.

DİĞER YENİ YAZILAR