Deniz Temiz Derneği’nin Van Gölünü korumak amacıyla başlattığı kampanya için Van’a gitmiştik geçen hafta biliyorsunuz. Van’a da büyük hareket getiren ve ilgi gören kampanya sırasında çevrede gözlemler yapma ve vatandaşlarla konuşma fırsatı da buldum.
Şansımıza Van Gölü kıyısında tören yapıldığı sırada hava çok kötüydü. İki gün önce 25 dereceyi aşan hava sıcaklığı 10 dereceye düşmüştü ve şiddetli rüzgâr esiyordu. Bu nedenle “hayli şenlikli olacağı belirtilen” tören zorunlu olarak kısa kesildi.
Törenin baş konuğu tabii ki Milli Eğitim Bakanı Vanlı (Aslen Siirt deniliyor) Hüseyin Çelik’ti. Rüzgârın uğultusundan konuşmaları duymaya çalışırken yanıma yaklaşan Vanlı bir işadamı, “Görüyorsunuz değil mi, halkın pek ilgisi yok” dedi. Ben de “Hava çok soğuk ama” dedim. İş adamı güldü, “Size soğuk, bize ne ki bu” dedikten sonra “Tribünleri sadece kendi yandaşlarıyla doldurmuşlar. Çoğu da zaten devlet görevlisi, birkaç ay önce böyle mi olurdu?” diye sürdürdü.
Demek ki AKP aleyhine esen rüzgârlar kendini ülkenin en doğusundaki bir kentte bile hissediliyor.
Törende ve törenden sonra birçok Vanlı’yla konuştum. İlk izlenimlerimi şöyle sıralayayım;
- Van’ın nüfusu 500 binlere ulaşmış. Yarıdan fazlası terör, parasızlık ve umut nedeniyle göç edenlerden oluşuyor.
- Kentte işsizlik had safhada. Herkes eli cebinde dolaşıyor.
- En çok yapılan iş şoförlük, muavinlik, amelelik, hamallık. Kentte bir yem fabrikası var, istihdam diye orası konuşuluyor.
- Kent içinde Nevruz sırasında yaşanan olay dışında PKK ile ilgili fazla bir şey yok. Ama 25 kilometre uzaklaşınca durum farklı deniyor.
- Genç nüfus açık biçimde görülüyor. Sokaklar gençlerle dolu.
- Erkeklerin kıyafetleri genellikle takım elbise. Eskiden şalvar üzeri ceket giyilirdi.
- Ortada pek kadın yok, olanların başı açık. Ama Vanlılar, “Bunlar devlet memurları ve asker eşleri, gerisi kapalıdır” diyor.
Merak ettiğim konulardan biri AKP’nin nasıl bu kadar çok oy aldığı, özellikle DTP’nin önünü kestiği. Konuştuğum otobüs şoförü, “Burada devleti hissettirdiler” dedi. “Nasıl yani?” diye sorunca güldü, “Burada herkes yardım alır. Evine gıda ve yakacak yardımı gitmeyen pek yoktur” diye karşılık verdi.
Bir başka Vanlı, Hüseyin Çelik’in çok çalıştığını anlattı. Çelik yolların yapılmasını sağlamış, birkaç okul açılmış, bazı modern binalar inşa edilmiş. “Ama” diyor Vanlı, “Asıl yaptığı iş herkese yardım etmesidir”.
Yani halkın cebinden çıkan para ve yardımlar Vanlılara veriliyor, bu da Hüseyin Çelik’in itibarını artırıyor.
Aslına bakarsanız hesap çok basit. Gıda, yakacak, kadına süt parası, çocuk yardımı üst üste eklenince ortaya 1000 liraya yakın bir aylık gelir çıkıyor. Oysa vasıfsız bir Vanlı bir işte çalışmak istese, sigorta yaptıramayacağı gibi eline ayda en fazla 500 lira geçecek.
Bu durumda çalışmanın bir gereği kalmıyor. Sokakta aylak aylak gezip, arada sırada çıkacak bir işten para kazanmak, kahvede vakit geçirmek “sadaka ekonomisinden” yararlanmak hem daha kârlı hem daha güvenli. Çünkü bir iş bulması halinde yardımın kesilmesi bile muhtemel.
Çiçekli adlı bir köyü ziyaret ederken sohbet ettiğim türbanlı bir bürokrat eşine, “Burada belli ki her şey yardımla yürüyor. Peki bir ekonomik kriz çıkar da bu yardımlar yapılamazsa ne olacak?” diye sordum. “Çok haklısınız, en büyük açmaz bu. İktidar en kısa sürede yardımları kalıcı ve güvenli istihdamla bitirmek zorunda” dedi.
Maslak tabelaları düzeldi
Bir süre önce TEM yolunun Maslak-Sarıyer-Beşiktaş çıkışındaki tabelaların çok küçük olduğunu yılların alışkanlığı nedeniyle pek çok sürücünün şaşırdığını ve kazalara neden olduğunu yazmıştım. Öneri olarak da, “Yol ayırım tabelaları mutlaka daha büyük olmalı” demiştim.
Bu yazıdan sonra yoldan geçme şansım olmamıştı. Ama Deniz Temiz Derneği’nin Van gezisinden dönerken buradan çıktım. Ve gördüm ki, uyarım etkili olmuş ve tabelalar uzaktan bile rahatlıkla görünecek biçimde büyütülmüş.
Uyarıyı ve öneriyi dikkate alan yetkililere tüm sürücüler adına teşekkür ederim.
TOKİ’ye lojman talimatı ne oldu?
Bundan yaklaşık bir sene önce lojman olmadığı için dışarda oturan bir güvenlik görevlisinin evine saldırı yapılmış, görevli şehit edilmişti. O günlerde başbakanımız kürsüden TOKİ’ye talimat vermişti: “Dışarıda oturan tek bir polisim, subayım, astsubayım olmayacak. Burdan TOKİ’ye talimat veriyorum derhal lojman inşasına başlansın”. Aradan bir yılı aşkın zaman geçti ama hâlâ kazma vurulmadı. Çok zor durumda olan arkadaşlarımız var gece yastığının altında tabancasıyla tilki uykusu uyuyan, ailesini o riske götürmek istemediği için bir önceki görev yerinde ya da memleketinde bırakan. Acaba Sayın Başbakanımız TOKİ’ye verdiği bu talimatın takipçisi mi yoksa yan gelip yattı mı?
Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk
bulunmaz sen eğri isen.
Yunus Emre
Gençlerin Ankara yürüyüşü
Geçen hafta pırıl pırıl iki genç geldi. Türkiye Gençlik Birliği yöneticileriymlş. Bizden bir önceki dönemin Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı’nı andıran bir örgütlenme gerçekleştirmişler. Atatürk ilkeleri doğrultusunda, sağ veya sol ideolojilere sapmadan üniversite gençliğini bir araya getirmeye çalışan bu Birlik 19 Mayıs nedeniyle İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş düzenlemiş.
Tamamı üniversite öğrencilerinden oluşan topluluk yarın İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yapılacak tanıtım toplantısından sonra İzmit’e doğru harekete geçecek. Yürüyüş boyunca Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu, Bulutsuzluk Özlemi ve Fuat Saka gençlerle birlikte olarak İzmit, Yalova, Bursa, Eskişehir ve Ankara’da konserler verecekler.
“Bağımsızlık için Anadolu’ya geçiyoruz” başlığı taşıyan gençlik yürüyüşü sırasında geçilecek illerde gençlik toplantıları ve geceleri de feneralayları düzenlenecek. Birlik
üyesi gençler böyle kapsamlı bir
yürüyüşün bir ilk olduğunu da ileri sürüyorlar.
Yağma yok
Genç nişanlılar ertesi gün evleniyorlarmış. Erkek: “Sevgilim, sabrım tükendi. Ne olur odama gel. Nasıl olsa yarın evleneceğiz” demiş. Kız öfkeyle yanıt vermiş: “Yağma yok öyle. Her seferinde böyle kandırdılar. Bir daha çürük tahtaya basmam.”

