Uzun tutukluluğu eleştirenler yalan söylüyor

Haberin Devamı



Yıllar önce başlayan Ergenekon, ardından Balyoz ve türevleri Odatv, andıç gibi davalar nedeniyle tutuklanan yüzlerce kişi için özellikle AKP’liler ve yandaş-yalaka kesimden hemen her gün bir “uzun tutukluluklar olmamalı” demeci dinliyoruz.

İlk bakışta son derece samimi, hukuka bağlılığı, demokrasinin gereğini savunmak gibi görünse de durum asla öyle değil. Kimse gerçek fikrini söylemiyor. Daha “hoş” ve “demokratik!” göründüğü için yapıyorlar bu açıklamaları.

Çünkü biliyorlar ki, ne kadar “timsah gözyaşı dökseler de” durum asla değişmeyecek.

Çünkü biliyorlar ki, uzun tutukluluklar mahkemelerin değil siyasi iktidarın yaptırımı.

Çünkü biliyorlar ki tutukluluk bir önlem değil, kişilerin özgürlüklerinin kısıtlanması, karalanması, aşağılanması için uygulanıyor.

Ve hepsi bunlardan son derece memnun, mutlu.

Zaten öyle olduğu için artık gündemimizde “yargı, adalet, karar” gibi kavramların hiçbiri kullanılmıyor, yerlerine tutukluluk konuldu.

Tutuklamak adaleti yerine getirmek için uygulanmıyor, kişiden intikam almanın bir yolu.

Bunları bizzat iktidar sözcülerinin ve yandaş-yalakaların söylediklerinden çıkarıyorum.

Ekranlar, gazete köşeleri ve malum internet siteleri “O da tutuklanacak, o da görecek gününü, yakındır, çember daraldı” türü çığırtkanlıklardan geçilmiyor.

Ama bakıyorsunuz aynı isimler “Uzun tutukluluk cezaya dönüşmemeli, insanlar tutuksuz yargılanmalı” diyorlar hiç utanmadan.

Kimileri de farkında olmadan tutukluluk konusunun aslında bizzat iktidarın en tepesinin kararı olduğunu itiraf ediyor örneğin.

Geçenlerde bir TV kanalında iktidar payandası bir profesörü izliyordum ibretle.

Hesapta “sosyal demokrat” kesimden. Ama ona göre bu iktidar o kadar demokrasiden ve hukuktan yana, Türkiye’yi o kadar ileri götürüyor ki, çaresiz o da bunları destekliyor.

Bakıyorum o da uzun tutukluluktan yakınıyor. Ama sunucunun “Muhtıra yazan Yaşar Büyükanıt’ın da adı gündeme gelebilir mi?” sorusuna karşılık “Dolmabahçe görüşmesinde ne karar alındı onu bilmiyoruz” diye cevap veriyor.

İnanılır gibi değil. Sözde sosyal demokrat olan bir profesör “Tutuklamalara aslında Başbakan’ın karar verdiğini” söylüyor.

O demokrasi kahramanı profesör bir hukuk devletinde başbakanla genelkurmay başkanının gizli görüşme yapamayacağını, hukuku yok sayan pazarlıklar yapıp kendi istekleri doğrultusunda kararlar alamayacaklarını söylemiyor bile. O demokrat profesöre normal geliyor bu.

Çünkü durum, herkesin bilinçaltına işlemiş zaten. Herkes biliyor, herkes anlıyor oynanan oyunu. Sadece, bu işte figüran olmayı içlerine sindirenler ekranlardan beyin yıkamaya devam ediyorlar.

Profesörlerimizin bazılarının hâli budur işte.

*****


Çay üreticileri de kaçaktan mağdur

Uludere’deki trajediden sonra iktidar ve yanlıları “kaçakçılığı meşru göstermeye” çalıştı biliyorsunuz. Anladığımız kadarıyla kaçakçılık adeta bir devlet politikası haline gelmiş, ne karışan varmış ne görüşen.

Güya “bölgedeki yoksul vatandaşların tek geçim kaynağı” olarak sunuluyor ama ülkenin başka yerlerinde yaşayan yüz binlerce kişinin nasıl mağdur edildiğinden hiç bahis yok.

Muz üreticilerinin durumunu kendi ağızlarından aktarmıştım. Bugün de Rize’den gelen bir mesajı size sunmak istiyorum. “Meşru hale getirilen” kaçakçılığın Rize’ye vurduğu darbeyi görün. O okur mesajı şöyle:

Merhabalar Can Abi;

Son yazılarınızda kaçakçılığa değinmişsiniz. Rize Güneysu’da çay üreticisiyiz. Çay üretimi de birkaç yıla kalmaz bitme noktasına doğru ilerliyor.

Bilinçsiz politikalarla suni gübrelemeyle toprak özelliğini yitirmek üzere ve ülkeye giren kaçak çay ile birlikte çay üretimi ciddi sıkıntılar yaşamaktadır.

Annem ile çay üzerine sohbet ederken şöyle der; eskiden 1 kilo yaş çay ile 3 kilo şeker veya 2 kilo zeytin alırdık. Şimdi ise 9 - 10 kilo yaş çay ile ancak 1 kilo zeytin alabiliyorsun.

Durum bu işte. Herhalde çay üreticisinin hâlini bundan daha iyi anlatan cümle olamazdı.

Konuyla ilgilendiğinizden dolayı sizi kutlarım ve çok teşekkür ederim. Zaten yazılı medyada bütün yazarlar siyasi yazılarla gündemi oyalıyorlar. Vatandaşın gerçek sorunlarıyla ilgilenen yazar pek kalmadı. Halkın gerçek sorunlarını daha çok gündeme getirmelisiniz. Bu son cümlemi tekrar yazmak istiyorum. HALKIN GERÇEK SORUNLARINI DAHA ÇOK GÜNDEME GETİRMELİSİNİZ...

*****


Ah canııım,yeni mi fark ettin!

Ufak boylu bir gazete bir “sanatçı” ile röportaj yapmış. Ne sanatçısı olduğunu bilmiyorum. Röportajın hiçbir yerinde geçmiyor. Gazete kısaca “sanatçı” diye tanıtmış. Açıkçası merak edip de ne sanatı yaptığını araştırmadım bile.

Bu zat “yarı yolda bırakıldıklarından” yakınıyor.

Meğer demokrasi ve hukuk yolunda iktidar partisinin çok iyi işler yaptığına inanıyormuş. Bu nedenle oyunu AKP’ye vermiş. 12 Eylül referandumunda da “yetmez ama” diyerek evet demiş. Bununla da gurur duyuyormuş.

Sonra bir İçişleri Bakanı çıkmış her şeyi tarumar etmiş.

Meğer iktidar bugüne kadar sanata ve sanatçıya çok saygılıymış, ama yok mu o İçişleri Bakanı!..

Bu “sanatçı” Türkiye’ye uzaydan mı geldi acaba? Yalakalık yapmayan sanatçılara edilen hakaretleri bilmiyor herhalde. Sanatın içine tükürüldüğünden, ucube denildiğinden, asalaklar diye tanımlandığından haberi yok belli ki.

Sırf iktidara karşı konumlandıkları için aşağılanan, karalanan, haklarında dava açılan sanatçılardan da bihaber.

“Yetmez ama” diyen mantık bu işte.

Konjonktürel bunlar konjonktürel. Ağababaları kavga ediyor ya iktidarla, pay kapacaklar.

*****


Yardım eder misiniz?

Bir yardım talebini sizlere aktarmak istiyorum. Umarım bu sese kulak veren çıkacaktır.

“Bizler Güneydoğu’nun ücra bir yerinde Mardin’in Midyat İlçesi Efeler İlköğretim Okulu’nda okuyan bilgiye aç, öğrenmeye susamış öğrencileriz. Okul müdürümüzün ve öğretmenlerimizin insanüstü çabalarıyla, kendi yaşamlarından verdikleri ödünlerle bilgiyi keşfe çıktık. Bu büyük yolculukta siz büyüklerimizin desteğine ihtiyacımız var. Okulumuzun kütüphanesinde ne bir roman ne de bir öykü kitabı var.

Romansız öyküsüz büyüyoruz biz! Sadece eksiğimiz bunlar değil tabii ki; yardımcı ders kitaplarımız da yok... Türkülerde olduğu gibi Ilgaz Anadolu’yu keşfetmek daha sonra dünyaya açılmak at gözlüğünü atıp evrensel bakabilmek için bilgisayarımız da!

Siz büyüklerimizin okuyup bir kenara bıraktığı kitaplarına, kullanmadığı pergeline, cetveline, doğru ya da yanlış işaretlediğiniz test kitaplarınıza hatta fazla silgilerinize bile talibiz.

Eğer bunlar olursa sizlere söz “Mardin’de Oxford vardı da okumadık mı?” demeyecegiz!

Yardımlarınızı Efeler İlköğretim Okulu’na verilmek üzere Mardin Midyat İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gönderebilirsiniz.”

DİĞER YENİ YAZILAR