Uzlaşma şimdi mi akıllara geldi?

Tayyip Erdoğan sonunda medyaya da açıkladı. Söylediğine göre Cumhurbaşkanı’nı seçimlerden sonra oluşacak yeni Meclis seçecek. Kendisi bu kez uzlaşma arayacak, hatta bunun için bir liste bile yapacak, tek şartı diğer partilerin dayatmada bulunmaması

Haberin Devamı

Tayyip Erdoğan sonunda medyaya da açıkladı. Söylediğine göre Cumhurbaşkanı’nı seçimlerden sonra oluşacak yeni Meclis seçecek. Kendisi bu kez uzlaşma arayacak, hatta bunun için bir liste bile yapacak, tek şartı diğer partilerin dayatmada bulunmaması.
İlk duyulduğu anda kulağa çok hoş geliyor. Hatta borsanın yükselmesini bile sağlayabilir ki, sağladı da zaten.
Demek ki Tayyip Bey “Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi” fikrinden şimdilik vazgeçmiş. En azından halk seçimi olayını
7 yıl sonraya bırakmış.
Bunun anlamı şudur: Tayyip Bey bu seçimlerden öyle medyanın şişirdiği gibi yüzde 40’larla ve 350-400 milletvekiliyle çıkamayacağını biliyor. Dayatma ve zorlamaların da sonunda kendisine büyük hasar vereceğini görüyor.
Diyor ki “Bari yol yakınken, hiç olmazsa büyük sermaye çevrelerine hoş görüneyim, onlar uzlaşma lafını pek severler, benden vazgeçmemeleri için ellerine bir şey vereyim.”
Aslında içlerine çok sindiremeseler de “istikrar” adına AKP’ye destek veren büyük sermaye çevreleri Tayyip Bey’in “uzlaşma” kararını bundan 10 gün kadar önce öğrenmişlerdi.
4.5 yıldır fazla sesi soluğu çıkmayan, bundan 15-20 gün önce Hudson toplantısına katılanları “vatan haini” olarak suçlayarak birden ortaya fırlayan Egemen Bağış 10 gün kadar önce İstanbul sosyetesine bir davet verdi.
Bu davete çok ünlü isimler katıldı. Bağış bu davette kulaklara şunu fısıldadı: “Seçim sonucu ne olursa olsun Tayyip Bey bu kez kendi adayı için diretmeyecek. Abdullah Gül’ü de aday göstermeyecek. Muhtemelen dışarıdan birini Cumhurbaşkanı yapacak.”
Dikkatinizi çekmiştir belki, Bağış’ın bu davetinden sonra medya kuruluşlarının tavrında bir değişiklik oldu, hafiften yapılan muhalefet tekrar kesildi ve AKP’nin yüzde 40’lara çıktığı vurgulanmaya başlandı.
Şimdi Tayyip Bey “uzlaşma” dedi diye neredeyse bayram yapılacak. Sanki Türkiye artık kurtuldu. Bunlar gerçekleşmeyecek hülyalardır. Tayyip Erdoğan ve AKP’nin başarılı olamayacaklarını bildikleri bir seçimden önceki son hamleleridir.
Amaç zaten ne olup bittiğini pek anlayamayan halkın kafasını daha da karıştırmaktır.
Erdoğan bu seçimlerden kendisini ve arkadaşlarını kolaylıkla “Yüce Divan”a gönderemeyecek bir aritmetik tablonun çıkmasını arzuluyor artık. “Uzlaşma” söylemi de bunun için icat edilmiştir.

Kararsızlar

İnanmasak da yapılan seçim anketlerine ister istemez bakıyoruz, hatta bazen bunlara göre tavır bile belirleyebiliyoruz.
Bu anketlerde dikkat çeken unsurlardan biri kararsızların hâlâ büyük bir oran tuttuğu. Ancak araştırma şirketleri kararsız oyları partilere eşit olarak dağıtıyor. Bunun bilimsel olduğunu da söyleyerek “Bütün dünyada bu böyle” diyorlar.
Doğrudur, demokratik ülkelerde bu yöntem geçerli olabilir. Ama Türkiye farklı, AKP demokrasiyi sadece araç olarak kullanan bir parti. Bu nedenle AKP’nin kararsız seçmeni yok. Kararsız olduğunu söyleyen seçmenlerin büyük ihtimalle tamamına yakını AKP’ye oy vermeyecektir.
Ancak araştırmacılar “Bunu böyle varsayamayız” diyebilirler. Haklı olabilirler. Bu durumda bir okurumun önerisi var. Diyor ki “Kararsızım diyenlere, hangi partiye asla oy vermeyeceği sorulsun, dağıtım buna göre yapılsın.” Sistem bunu uygun mu bilemem, denenmeli bence.


İngiltere olayı Müslümanlara dünyayı zindan edebilir

Terör zeki ve akıllı insanların işidir. Bir terör olayını düşünmek, planlamak ve uygulamaya sokmak normal zekaların işi değildir. Elbette buna bir de vicdanı eklemek gerek.
Bu nedenle terör uygulayıcıları aptal, kişisel sorunları olan, zekadan yoksun kişileri maşa olarak kullanır.
Bugüne kadar sağ ya da ölü olarak ele geçen terör militanlarının çoğu iyi eğitim görmemiş, ailesinden uzak, küçük yaştan itibaren beyinleri yıkanmış kişiler olduğu görülüyordu.
Oysa İngiltere’de bomba yüklü kamyonla yakalanan müslüman doktorlar terörist tanımındaki ezberi tamamen bozacak nitelikte.
Hepsi neredeyse İngiltere’de doğmuş, eğitimlerini burada almış, tıp doktoru olmuş, çalıştıkları hastanelerin en başarılı uzmanları haline gelmişler.
Düzenleyici ve planlayıcı olarak bile teröre bulaşmaları düşünülemeyecek nitelikteki bu insanların bizzat “canlı bomba” olmaları akıl alacak gibi değil.
Bunun özellikle Müslümanlar açısından iki önemli sonucu olacaktır.
Birincisi İslami terör olarak adlandırılan yeni terör akımının tetikçileri beyinleri yıkanmış zavallılardan oluşuyor kabul ediliyordu. Bu nedenle sorun fanatizm olarak da algılanıyordu. Ancak bu aşamadan sonra sorunun insanlardan değil direk İslam dininden kaynaklandığı görüşü ağırlık kazanabilir. Bu bir faciadır.
İkincisi, artık kim olursanız olun batı ülkelerinde hepimiz terörist muamelesi görebiliriz. Dış görünüşünüz, kıyafetiniz, mesleğiniz, kariyeriniz ne olursa olsun, İngiltere’deki müslüman doktorlardan sonra hepimiz potansiyel terörist sayılabiliriz.
Bu yüzden özellikle Avrupa ülkelerine girerken sert aramalardan ve soruşturmalardan geçmemiz ihtimali büyüktür. Yarın öbür gün Türkiye’den çok önemli bir ismin Heatrow havalimanında üstü tamamen soyularak arandığını duyarsak şaşırmayalım.

Gül’ün babasının sakalı

Birkaç gün önce miting meydanlarında “Neden beni seçmediler, benim neyim eksik” diye konuşmalar yapan Abdullah Gül, mağduru oynamak adına “babamın sakalını bile kullandılar” dedi.
Siyasette ana, baba, kardeş edebiyatı yapılmasından pek hoşlanmadığım için konu dikkatimi çekti. Ankara’daki arkadaşım Kadri’den rica ettim, bir iki gününü ayırıp Milli Kütüphane’de tüm gazeteleri taradı. Ancak Abdullah Gül’ün babasının sakalıyla ilgili bir eleştiriye rastlayamadı.
Sadece Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinde Gül’ün babasının pekmez kaynatırken çekilmiş fotoğrafları yayınlanmış o kadar.
Abdullah Gül mağduru oynamak adına gerçekten ayıp şeyler yapıyor. Kimsenin aklına gelmediği halde babasını bile kullanmaya kalkıyor.
Maazallah bu kişi Cumhurbaşkanı olacaktı bir de.

DİĞER YENİ YAZILAR