Ünlüleri ‘hizaya sokan’ diyetisyen

Haberin Devamı

Diyetisyen Dilara Koçak’ın kitabı “Dilara Koçak ile İyi Yaşam” piyasaya çıkalı hayli oluyor. Hatta kitabın tanıtım gecesininin üzerinden bile neredeyse bir ay geçti. Kitap günlerdir önümde, açıp her gün bir yerine bakıyorum.
Geçen hafta yazacaktım, o sırada aklıma geldi ki önümüz bayram. Kurban Bayramı’nın ilk iki gün herkes patlayıncaya kadar yiyecek. Sonra yine herkes klasik sohbete başlayacak: “Çok kilo aldım, bayram diye yedik ama bunları nasıl atacağız, pazartesi kesin perhize giriyorum.”
O halde çok yönlü faydası olsun, Dilara Koçak’tan ve kitabından “herkes istim üzerindeyken” söz edeyim.
Hemen baştan söyleyeyim, Dilara Koçak’ın 360 büyük sayfadan oluşan kitabı zayıflama formülleri veren klasik bir eser değil. Koçak kitabında iyi bir yaşam için beslenmenin önemini anlatıyor. Beslenme çözümlerini ve kişiye göre beslenmenin nasıl olması gerektiğini örneklerle, günlük gıda listeleriyle sunuyor.
Bilgileri aldıktan sonra bu listelerden kendinize uyanını seçtiğinizde sağlıklı kalmanın formülünü keşfediyorsunuz, tabii zaten bunlara uyunca istemediğiniz kilolarınızdan da kurtulma şansını buluyorsunuz.
Ama ilginçtir, Koçak’ın kitabında koca bir bölüm “kilo almaya” ayrılmış. Elbette milyonlarca insanın birinci derdi “kilo vermek” ama bir de tersine, kilo alması gerekenler var, onların da sağlıklı ve dengeli biçimde kilo almaları gerekiyor.
Kilo almak için verilen gıda rejimini kendi yediklerinizle karşılaştırın. İnanın kilo alma rejimiyle aslında kilo bile verirsiniz.
Başlıkta “ünlüleri hizaya sokan” deyimini kullandım. Onu da anlatayım. Dilara Koçak’ın kitabının tanıtım gecesinde pek çok ünlü de vardı.
Örneğin Rahmi Koç oradaydı. Rahmi Bey Koçak’ın kitabını çok beğendiğini ve çok yararlandığını söyledi. Ayrıca Koç Grubu’ndaki bazı yöneticiler de Koçak’ın önerileriyle kilo vermiş. Ama şöyle söyledi Rahmi Bey, “Bizim arkadaşlar 150 kilo verdi?” Nasılı şöyle, diyetlere uyanların kaybettiği kiloları topluca söylüyormuş. Galiba az verenler ve çok verenler var, orta yolu toplam kilo ile bulmuşlar.
Aydın Doğan da Dilara Koçak’ın önerilerinden yararlanıyor. Kitabın arka kapağına da bir yazı yollamış Aydın Bey. Şöyle diyor: “Ben Dilara Hanım’dan çok şey öğrendim. Sizlerin de bu kitaptan öğreneceği çok şey var.”
İnan Kıraç da “Sizi sizden daha iyi tanıyan, ikna eden, alışkanlıklarınızdan vazgeçiren bir diyetisyen” diyor. Cem Boyner’in ise ilginç bir bağı var Dilara Koçak’la. Çünkü Cem Bey ne zaman tıka basa yemek yemeyi düşünse, her nasılsa tesadüfen Dilara Koçak ararmış telefonla.
Leyla Alaton- Mehmet Günyeli çifti de “Beslenme kültürümüzü yeniden şekillendirdi, o bir sağlık perisi” diyorlar.
Sadece zayıflamak değil, aynı zamanda sağlıklı olmak da istiyorsanız Koçak’ın kitabını edinmenizde yarar var.


*****


Dilligil, Gürzap’ı çileden çıkarmış

Pazartesi günü Sabah Gazetesi’nin eki Günaydın’da eski Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Rahmi Dilligil ile yapılmış bir röportaj vardı. Hakkında bazı davalar süren Dilligil açıksözlülüğünün kurbanı olduğunu söylüyor. Röportajın ayrı bir kutu içinde verilen bölümünde Dilligil tiyatro sanatçısı Can Gürzap için “Onu dava etmiştim, tazminat kazanmıştım. Aslında hocamdır, saygı da duyarım ama bir gün kendisine defol git demiştim” diyor.
Yazıyı okuduktan sonra tesadüf eseri akşam Can Gürzap’la karşılaştım. Doğal olarak “Dilligil niye böyle söylemiş?” diye sordum. Gürzap “Gerçekten çileden çıktım” dedi. Ardından da “Böyle bir şeyi hiç hatırlamıyorum, ben çıktıktan sonra söylemiş olabilir, ama o sırada Devlet Tiyatroları Genel Müdürü’ydü, bu makamda oturan birine böyle yapmak yıllar sonra da çok matah bir şeymiş gibi açıklama yapmak yakışır mı?” diye ekledi.
“Tazminat ödemişsin ama?” diye biraz deştim. O tazminat bir kelime yüzünden olmuş, 4 yıl kadar önce. Dilligil genel müdürken yabancı bir yazarın eserini içindeki isimleri Türkçeye çevirerek kendi eseri gibi repertuara koymuş. Sonra bu anlaşılmış soruşturma yapılmış ama devlet memuru kanununa göre bakan izin vermediği için yargılanmamış. Gürzap da o yıllarda bunu eleştirirken Dilligil’den hırsız diye söz etmiş.
“Aslında” diyor Can Gürzap, “Eser hırsızı dediğimi hatırlıyorum, gazetede sadece hırsız kelimesi çıktı. Yanlış tabii. İntihal demek gerekirdi. Ama mahkûm oldum ve 5 milyar tazminat ödedim.”
Gürzap, “Belli ki Dilligil bunu unutamamış, mahkemenin aleyhime karar vermesinden de yararlanarak asıl gerçeği söylemeyip (Onu mahkûm ettirmiştim, zaten defol da demiştim) diye şimdi intikam alıyor” dedi.
Can Gürzap’ı uzun yıllardır tanırım. Türk tiyatro ve sinema izleyicileri de tanır. Bunca yılın sanatçısının böyle tatsız olayda adının büyük puntolarla geçmesi canımı sıktı benim de.

*****


Belediyeler teknolojiyi pes ettirdi

Hürriyet’te Erkan Çelebi’nin çok çarpıcı bir haberi vardı geçenlerde. Çağdaş otomotiv dünyasının en etkili yeniliklerinden biri olan “yön bulma” cihazları Türkiye’de belediyelerin teknolojiyi alteden uygulamalarına ayak uyduramıyormuş.
Çünkü belediyeler o kadar sık güzergâh değiştiriyor, cadde ve sokak isimleriyle oynuyor ve kazı yapıyormuş ki, “yön bulma” araçları işe yaramıyormuş.
Navigasyon yani yön bulma araçları çağdaş ülke ürünü. Kent haritası çıkarılıyor, araç üzerindeki bilgisayara bu haritalar yükleniyor. Siz aracınızla giderken cadde veya sokak adı verip en kısa yolu buluyorsunuz.
Ama belediyeler ışık hızıyla değişiklikler yapınca navigasyon cihazındaki haritalar sadece ekranda güzel görüntü olarak kalıyor, ama size yolunuzu gösteremiyor.
Kısacası teknolojiye taş çıkaran belediyelerimiz bilgisayarların da kafasını karıştırmayı başardı.
Bilgisayar deyince aklıma geldi. Dünyanın en akıllı bilgisayarını yapmışlar. Ne sorarsanız anında sesli olarak cevap veriyormuş. Her milletten adam soru sormuş. Saniye içinde sesli cevabı almışlar. Sıra Türk’e gelmiş. O da sormuş. Bilgisayardan hiç cevap yok. Herkes şaşkın bakarken bilgisayardan dumanlar yükselmiş. Türk’e “Ne sordun böyle” demişler. Meğer bizim Türk en akıllı bilgisayara “Naber?” demiş.

DİĞER YENİ YAZILAR