Uçakta “Kürtçe anons”

Haberin Devamı

Televizyonlarda “Kürt açılımı” programlarından geçilmiyor. Neredeyse günün her saatinde bir ekranda “Kürt açılım” tartışmasına rastlamak mümkün.

Zaten Başbakan Erdoğan da hemen her gün bu konuda konuşuyor, hepsi de canlı yayınlanıyor.

Gerek Başbakan gerekse bu programlarda nedense kimse sorunu açıklığı ile ortaya koymak istemiyor ve somut bir talep ortaya koymuyor. Konu hakkında fazla bilgisi olmayanlar neredeyse Kürtlerin sadece Güneydoğu Anadolu’da kıstırılmış, dillerini konuşamayan, vatandaşlık haklarının hiçbirinden yararlanamayan, keyfi biçimde işkenceden geçirilen, öldürülen, yok edilmek istenen bir halk olduğu zannına kapılır.

Bu sağlıklı bir gelişme değil.

Geçenlerde bir kanalda konuşan bir Kürt temsilcisi “gasp edilen haklarını” ve “nasıl baskı altında tutulduklarını” anlatırken “Örneğin” dedi “Diyarbakır’a giden uçaklarda Türkçe ve İngilizce anons yapılıyor. Benim bölgemin vatandaşları bu çok hayati uyarıları anlamıyor” dedi.

Geçenlerde “Kürtçe’den başka dil bilmeyenlerin sayısını ortaya çıkaralım” diye yazmıştım. Çünkü en azından 80 yıldır “mecburi” olan ilköğretimden geçmiş bir Türkiye’de “Türkçe’yi anlamayan” sayısının çok az olduğunu düşünüyorum.

Gelelim konumuza; Sivil havacılık kuralları çok açıktır. Uçaklarda anonslar öncelikle o ülkenin resmi diliyle sonra da bütün dünyanın ortak dili kabul edilen İngilizce yapılır. Bunun dışında pek çok havayolu uluslar arası seferlerde kendi dillerini ve İngilizce’yi kullandıktan sonra yolcu durumuna göre gidilen ülkenin dilinde de “kısa” bir anons yaparlar.

Uçak kule konuşmaları ise uluslar arası tüm uçuşlarda İngilizce’dir .

Eğer Diyarbakır’a giden uçaklarda Kürtçe anons yapılması bu kentin “yabancı bir ülke” olduğu sonucunu doğurur ki, bunun demokrasiyle, insan haklarıyla ve devlet kavramıyla bir ilgisi olamaz.

“Kürt açılımını” bir “Kürt fetişizmine” dönüştürmek isteyenlerin “masum” adı altında dile getirilen taleplere daha dikkatli yaklaşmaları gerekir.

*****


Suriye neden bizi bekler ki?

İktidarın Ortadoğu atağı devam ediyor. Suriye Devlet Başkanı ile yakınlaşma çok dikkat çekici. Vizenin kaldırılması, hükümetlerarası toplantılar yapılacak olması, Esad’ın kendi vatandaşı olan PKK’lı teröristlerine dönüş imkanı vereceğini açıklaması gerçekten güzel sonuçlar. Gerçi Suriye’nin demokrasiye pek fazla yüz vermemesi, ülkede bir tür despotizmin hakim olması, Türkiye gibi Avrupa Birliği adayı, demokratik bir ülke için biraz sıkıntı yaratsa da sonuçta komşu olduğumuz için bu kadar da kusur aramamak gerek.

Ancak anlamadığım ve merak ettiğim bir konu var. Esad Suriye kökenli PKK teröristlerine dönüş imkanı vereceğini söylüyor ama bunun için Türkiye’nin Kürt açılımını yapmasını bekliyor.

Güzel de, neden ille Türkiye’nin açılımı bekleniyor? Madem Esad’ın teröristleri geri çağırma ve affetmeye gücü var, bir jest olarak bunu hemen yapsa daha iyi olmaz mı?

Suriye’nin bu tavrını görünce iktidara yönelik “Sadece biz taviz veriyoruz, sonra da bunu dış politikada başarı gibi gösteriyoruz” eleştirilerine hak vermemek elden gelmiyor.

*****


Karayollarına teşekkür etmek istiyorum

Neden teşekkür ediyorum biliyor musunuz? Çünkü alışık olmadığım biçimde bir devlet kuruluşundan yazdığım bir yazıya cevap aldım.

Cevap tatmin etti mi? Etmedi etmesine de bir devlet kuruluşunun işini ciddiye alıp bir eleştiriye cevap verdiğini unutmuştuk.

Yazıma ve gelen cevaba geçmeden önce bir noktayı belirtmek istiyorum.

Biz gazeteciler kendi keyfimiz, rahatımız ya da çıkarımız için yazı yazmaz haber yapmayız.

Bizim görevimiz halkın dertlerini, şikayetlerini, dilek ve isteklerini dile getirmek, bunu kamuoyu ve ilgili kişi ve kurumlarla paylaşmaktır.

Bazen “kişisel” gibi görünen şikayet, dilek, istek ve öneriler bile aslında aynı durumda olan binlerce insanın da sesidir.

Bu nedenle eğer bir konuda sıkıntı yaşıyorsam, şikayetim varsa bunu yazmadan önce mutlaka gözlem yapar ve bu durumun başka kimler için sorun yarattığını bulmaya çalışırım. Yazımı da ancak bu sorun en az benim gibi bir başka birini daha ilgilendiriyorsa kaleme alırım.

Böyle olunca da kamu görevi yapan bizler yazıda muhatap alınanlardan bir cevap bekleriz. Bu teşekkür de olabilir, düzeltme de, gereğinin yapılacağını belirten bir yazı da.

Ama son yıllarda devlet kurumlarında garip bir tavır başladı. “Gazeteler ne yazarsa yazsın, televizyonlar ne söylerse söylesin bizi ilgilendirmez, onlara mı hesap vereceğiz” mantığı yürürlükte. Bu tabii iktidarın da tavrından kaynaklanıyor bana göre. Başbakan ve bakanları her Allah’ın günü medyayı kötüleyince emrindekiler de hiçbir şeye cevap vermeyerek durumu idare ediyorlar.

Peki hiç mi cevap veya açıklama gelmiyor. Geliyor. Sadece eğer bir kişiyi hedef almışsanız geliyor. Sorunu genel olarak ortaya koyarsınız ilgili kurumdan çıt çıkmıyor. Ama Genel Müdürü’nün adını veriyorsanız o zaman hemen arıyor. Çünkü söz konusu olan kişisel durumu.

Halkın haber alma ve basın özgürlüğü konusunda alacağımız daha çok mesafe var.

Gelelim Karayolları’nın açıklamasına. Bir süre önce Bodrum Milas bölünmüş yolunun bir tür otoyola dönüştürüldüğünü, dönüş kavşaklarının arasının çok uzun olduğunu ve bu nedenle özellikle deniz tarafındaki işletmelerin sıkıntı çektiğini yazmıştım.

Karayolları diyor ki “O yolda 20 kavşak var. Güvenlik için iki yol ayrıldı, dönüşler bu kavşaklardan yapılıyor.”

Benim geçtiğim sırada bu kavşakların çoğu henüz açılmamıştı. Ama harita da göndermişler, gerçekten sık aralıklarla dönüş kavşakları olduğu (olacağı) işaretlenmiş.

Konu bu kadar basit işte. Sorun dile getirildi, gereken açıklama yapıldı, mağdur olanlar rahatladı ve bitti.

DİĞER YENİ YAZILAR