Ters gibi gelecek ama Nedim Şener’le Ahmet Şık’ın tutuklanmaları, tutuklanmamalarından daha hayırlı sonuçlar verecektir.
Çünkü bu tutuklamalar, özellikle AKP ve yandaşı medya ile maskelilerin de büyük bir açmaza düştüklerini gösterdi bizlere.
Şu anda ne yapacaklarını bilemez halde, başı kesilmiş tavuk gibi oradan oraya koşuşturuyor ve “dehşetengiz sırlar” aramakla meşgul oluyorlar. Bu kez servis yapılacak malzeme de bulunamadığı için durum daha da karışık. Birbirini tutmayan sözde açıklamalar, ifşaatlar, şüphe yaratıcı ifadeler birbirini takip ediyor.
Oyunu görelim; Nedim Şener ve Ahmet Şık gözaltına alındığında Hasan Cemal bile, Fehmi Koru bile, Akif Beki bile, Ahmet Altan bile ve tanıdığımız başkaları bile “Bu kadar da olmaz” dediler.
Nedeni basitti; bu iki isim öncelikle muhalif değil, zaman zaman Ergenekon’la ilgili yandaşlardan bile ileri yazılar yazmışlar, araştırmalara imza atmışlar. Bu nedenle “Ergenekoncu olmaları ihtimali” neredeyse yok, öyle olduğu gibi kamuoyunda inandırıcı etki yaratması da zor.
Öyle sanıyorum ki, yandaşlar ve maskeliler, bu iki kişinin gözaltına alınmasını “bir yol kazası” olarak değerlendirdiler, sıra mahkemeye gelince serbest bırakılacaklarını düşündüler.
Fırsatı iyi değerlendirerek bu iki ismin yanında yer aldılar.
Eğer mahkeme serbest bırakma kararı verseydi, siz kopacak gümbürtüyü görecektiniz. Bir kere bugüne kadar tutuklanan herkesin “Ergenekoncu olduğu” tescil edilecekti. Yandaşlar ve maskeliler, artık savunmakta zorluk çektikleri yargıyı aklama fırsatı bulacak ve “İşte gördünüz, yargı talimatla iş yapıyor diyordunuz ama suçluyla suçsuzu ayırmayı biliyorlar” diyeceklerdi.
Oysa tutuklama bu oyunu bozdu. Şimdi kimi yandaşlar ve maskeliler Şener ve Şık’a verdikleri destek nedeniyle kendi taraftarları tarafından eleştiriliyor. Kimileri neredeyse dışlanma aşamasına bile geldi.
Ancak bütün bunlar oynanan oyunun görülmemesini sağlayamıyor. Bu kez sıkıntı daha önceki gibi belge bilgi sızdırılamaması nedeniyle yaşanıyor.
Belli ki bugüne kadar belge sızdıranlar, ifadeleri el altından medyaya verenler, “skandal” niteliğinde bir şey bulamıyorlar.
Bu kez de başka bir oyun sahneleniyor. “Kim olduğu bilinmeyen” yazarların yazılarından “Müthiş ilişkiler ağının ortaya çıkacağını, Nedim Şener’in ipliğinin yakında pazara çıkacağını” okuyoruz.
Elbette tutuklanmak çok kötü bir şey. Ama bu kez tutuklamalar, gazetecilerin canını yaksa bile üç yıldır oynanan oyunun bozulacağının sinyallerini verdiği için en azından bana teselli gibi geliyor.
Hep hukukidir
Hep aklıma takılan, aslında tepki gösterdiğim ama elimden bir şey gelmediği için sadece kendi kendimi yediğim bir şey var.
Ne mi? Size ya da başkasına yönelik bir yaptırım uygulanır. Aslında bunun neden olduğunu bilirsiniz. Ancak itiraz ettiğiniz an önünüze ya bir yasa ya bir tüzük ya da yönetmelik konur.
Yani yapılan aslında güya hakka hukuka uygundur. Siz size yapılanın ne anlama geldiğini bilirsiniz ama üçüncü şahıslar bu gerçeği bilmedikleri için yaptırımın hukuka uygunluğuna bakar ve sizi haksız görür.
Örneğin bir kuruma vergi denetimi yapılır. Siz bunun asıl amacının sizi yıpratmak, zora sokmak olduğunu bilirsiniz ama size derler ki “Ne yani bir ayrıcalığınız mı var, vergi denetimi herkese yapılıyor.” Mecburen susar oturur ve başınıza gelecekleri beklersiniz.
Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan‘ı cezaevinde ayrı yerlere taşımışlar, üstelik tecrit hücrelerine atmışlar.
Siz bunun neden yapıldığını biliyorsunuz. Ama Cezaevi Müdürü önünüze yasa, tüzük ve kuralları koyuyor.
Hesapta her şey hukuka ve hakka uygun.
Size de sinirden kendi kendinizi yemek kalıyor.
Yaratılan ortam sebebiyle
Türkiye için “üzerinde korkunun eksik olmadığı imparatorluk” diyebiliriz. (Gani Yıldız)
BİLEK GÜREŞİ GİBİ
Yandaşların ve maskelilerin son operasyon nedeniyle telaşa kapılmalarını anladım da, Cumhurbaşkanı’nın neden konuya girdiğini anlamakta zorluk çekiyorum.
Gazeteciler olarak Cumhurbaşkanı’nın “kaygılıyım” şeklinde açıklama yapmasından çok memnun olabiliriz.
Ama şu gerçeği de göz ardı edemeyiz ki; Cumhurbaşkanı’nın konuşması yargıya direkt müdahaledir.
Ne diyor Cumhurbaşkanı, “Savcılar daha dikkatli olmalı.” Bu, yargıya müdahale değil midir? Ama devletin en tepesinden gelince sadece olumlu anlamda sesler duyduk.
Buna karşılık Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, soruşturma başladığından bu yana ilk kez yazılı açıklama yaptı ve son operasyon konusundaki eleştirilere gözdağı veren bir üslup kullandı.
Savcı Öz’ün açıklamasının muhataplarından birinin de Cumhurbaşkanı olduğunu herhalde aklı başında herkes anlamıştır.
Burada garip olan yargı ile (bir bölümü tabii) Cumhurbaşkanı arasında bir bilek güreşinin başlayıp başlamadığıdır.
Bu da Ergenekon operasyonunun, giderek iktidardan daha bağımsız yürütülmekte olduğu ve sonuçta AKP hükümetini de zora sokabileceği görüşünü doğrular.
Gazetecilik dışı işler
Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın da tutuklandığı son Ergenekon operasyonu büyük şüphe yarattı ve kamuoyunda da tepki gördü ya, ortaya yeni bir kavram atıldı hemen.
Efendim neymiş, bu kişiler gazetecilik işleri nedeniyle tutuklanmamış, gazetecilik dışı faaliyetleri varmış.
Ancak sızan sorgulama bilgilerine bakıyoruz, bu arkadaşlarımıza hep gazetecilikle ilgili sorular sorulmuş.
Ne gömülü silah var, ne silahlı bir eyleme estek, ne darbe şakşakçılığı ne de karanlık bir eylem.
“Şununla neden görüştün?” veya “Falancayı nereden tanıyorsun?” gibi sorular sorulmuş. Sonra da yorumlar yapılmış; “Falanı tanıyorsan demek ki örgütsel bir bağın var” veya “Gizliliğe önem verdiğine göre demek ki saklamak zorunda olduğun bir şeyler yapıyorsun” gibi yorumlar.
İşin can acıtan tarafı, kendilerine gazeteci süsü veren ve ne yazık ki aynı mesleği yaptığımızı iddia eden bazıları da “gazetecilik dışı işler” kavramı üzerine balıklama atlamış durumdalar.
İki gündür akla hayale sığmaz, absürd iddialar ve suçlamalar birbirini izliyor.
Ne yazık ki elimizden fazla bir şey gelmiyor. Çünkü güya yandaş medya var diyoruz ama geri kalanlardaki yandaş işgali nedeniyle bize fazla söz düşmüyor ki.
Başbakan, “Helga hızlı trene binecek, Ayşem niçin binmesin?” diyor. Peki gazeteci Hans özgürce yazıyor, Ahmet niçin yazamasın? (Gani Yıldız)

