Türkiye yeni bir kavşakta

Haberin Devamı

AKP’ye açılan kapatma davasından sonra herkesin aklına takılan iki konu var. Birincisi “Parti kapatmak doğru mu?” İkincisi ise “Kapatılsa ne olacak, yeniden kurulur üstelik oyunu artırarak tekrar iktidar olur.”

Hemen söyleyeyim, bu iki konudaki tartışmaların da son derece sığ ve anlamsız olduğuna inanıyorum. Sonuçta kapatma davası açıldı ve ne olursa olsun verilecek karar belirleyici olacak.

Burada asıl sorulması ve yine asıl üzerinde durulması gereken Türkiye’nin tekrar bu noktaya getirilmesindeki ihmalkârlıklar, aşırılıklar, şımarıklıklar ve hatalardır. Hamaset kokan feryatlarla “Parti kapatılır mı?” diye sormadan önce “Neden parti kapatma aşamasına gelindi?” sorusunu sorulmalı.

İzlediğim kadarıyla AKP’yi kapatma davasının açılması öyle basit bir olay değil. AKP’nin tavrına karşı Yargıtay’ı ele geçirmiş bir avuç “laikçinin” işgüzarlğı olarak bakarsanız olaya, yanılırsınız.

Herkesin bildiği ama şimdilik açık açık söyleyemediği bir gerçek var ki; o da AKP iktidarının özellikle Başbakan Erdoğan’ın ülkeyi bir tür padişah gibi yönetme arzusu giderek şiddetleniyor.

Hukuk, demokrasi, özgürlük gibi adeta kutsal sayılan kavramların arkasına sığınan, ama fiiliyatta bunlara pek önem vermeyen AKP iktidarının kendini kapatılma noktasına getirmesi ibret vericidir.

AKP’nin laikliğe aykırı tutum ve davranışlarının olduğu saklı bir şey değil. Meclis kürsüsünden “Laikliğin teminatı biziz” demekle laikliğe bağlı kalındığını kanıtlamak mümkün değildir.

Şimdi fiili bir durumla karşı karşıyayız. “Kapatma Türkiye’ye zarar verir, bu hareketi güçlendirir, demokrasi zarar görür, hukuk devleti kavramı ortadan kalkar” türünden iddialar sığlıktan öte gidemez.

Öyle ya da böyle sonunda bir karar verilecektir. Bu karar mutlaka hukuka ve demokrasiye uygun olacaktır. AKP bütün suçlamalardan kurtulabilir de, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere pek çok önemli ismi yasaklı duruma düşebilir hatta hapse bile girebilir.

Gerçek olan budur. Ve yeni Türkiye bu mahkeme kararına göre yeniden oluşacaktır. Dileğim hiç olmamasını istediğimiz bu badireden çağdaş bir ülkeye yaraşır biçimde çıkmak ve yola devam etmektir.

*****

Şişli’de park

Mecidiyeköy’deki ara sokaklarda yapılan yeni trafik düzenlemesi buralarda oturanları çok mağdur etti. Artık arabalarımızı park edemiyoruz. Bu soruna çözüm bulmak adına çevrede bulunan alışveriş merkezleri ile işbirliği yapılabilir. Bölgede bulunan Profilo ve Astoria’nın otoparkları ve hatta Shell binasının altındaki büyükçe bir otopark ile Meslek Edindirme Kursu binasının bahçesi var ki genelde otopark olarak kullanılıyor. Sayın Mustafa Sarıgül bu saydığım yerlerle görüşse akşam semt sakinleri araçlarını bu otoparklara bırakabilse, hatta kartlı geçiş sistemi kurularak semt sakinleri haricinde başka araçlarında girmesi önlense (güvenlik açısından) semt sakinleri de mağdur olmaktan kurtulmuş olur. Başkan Sarıgül’ün bu sorunu çözeceğine inanıyorum. (K.M.)

*****

Gerçek bir kurt açlıktan ölse bile köpek artığını yemez

*****

Farkında değiliz

Bilinen hikâyedir. Bizim tarihimizde de vardır, Çin, Japon gibi ulusların tarihinde de. Ünlü bir kılıç ustasının yaptığı çok keskin bir kılıç vardır. Hikâyenin kahramanı kılıcı karşısındakine savurur. Ama hiçbir şey olmaz. Adam gülerek “Iskaladın” der. Kahramanımız “Başını bir eğ hele” der. Adam başını eğdiğinde kafası yere düşer. Çünkü kılıç o kadar keskindir ki başı kesmiştir ama baş yerinde durmaktadır. Adam öldüğünün farkında bile değildir yani.

Şimdi durup dururken mi geldi bu hikâye aklıma. Tabii ki değil. Üç gün önce üç değerli bakanımız ortak basın toplantısı düzenleyerek ekonomi hakkında bilgiler verdi. Onca detay arasında akılda kalan şuydu: “Giderek zenginleşiyoruz. Milli gelirimiz arttı. Ama halk henüz durumun farkında değil.. Ama olacak.”

İşte üç değerli bakanı izlerken bu hikâye hem aklıma geldi hem de gözümün önünden film şeridi gibi geçti.

Aslına bakarsanız tıpkı hikâyedeki adam gibi biz de zenginleştiğimizin farkında değiliz. Bu nedenle kafamızı oynatmaya cesaret edemiyoruz. Çünkü üç değerli bakanın dediği gibi fark ettiğimiz an kafamızın önümüze düşmesi tehlikesi var.

*****

Rüzgâr gibi geçti

Muhtemelen bu akşam Fox TV’de yayınlanması gereken “Ateşten Koltuk” adlı diziyi izleyemeyeceksiniz. Çünkü dizi ikinci bölümünden sonra yayından kaldırıldı. Yanisi şu ki benim dizi oyunculuğu denemem de böylelikle bitmiş gibi oldu. Bir anlamda dizi piyasasında “Rüzgâr gibi geçti”yi oynamış oldum.

Dizi neden kalktı sorusuna net bir yanıt bulan yok. Fox yetkilileri “İyi reyting alamadığını” belirtmişler. Ancak bugüne kadar hiçbir dizinin akıbeti ilk iki bölümde anlaşılmamış. Bana pek makul bir gerekçe gibi gelmedi. Ancak ilk iki bölümdeki hayli yüksek “Anti Amerikan tavır” kanalın Amerikalı ortaklarının dikkatini çekmiş olabilir. Her neyse.

Ben dizi işini aslında sevmiştim. Değişik bir dünya benim için. İzleyenler başarısız olmadığını da söylediler. Bakalım bundan sonra tekrar böyle bir faaliyette olur muyum bilemiyorum. Dizideki performansımı beğenenlere teşekkür ederim, beğenmeyenlerin de canı sağolsun. Bu da hayatın bir parçası değil mi sonuçta?

*****

Çocukların adı David

Amerika’da mahkemede yargıç, tanık kadına kaç çocuğu olduğunu sordu. Kadının “beş” demesi üzerine çocukların adlarını sırayla söylemesini istedi. Tanık kadın, beş çocuğunun da adının David olduğunu söyledi. Yargıç merakla sordu: “Peki çocuklarınız bahçede oynarken onları içeri nasıl çağırırsınız?” Kadın gülümseyerek yanıtladı: “Ben yüksek sesle bir kez ‘David’ diye bağırırım, bir anda beşi birden eve gelir.” Yargıç yine sordu “Peki, yemeğe nasıl çağırırsınız onları?”

Tanık kadın yine gülümsedi, “Yüksek sesle bir kez, ‘David yemek hazır... Haydi sofraya’ derim, çocuklarımın beşi birden sofrada yerlerini alırlar.”

Yargıç merakını bir türlü giderememişti. “İyi de...” diye sordu bir kez daha. “İçlerinden yalnızca birine bir şey söylemek istediğinizde ne yapıyorsunuz?” Kadın bu soruyu da gülümseyerek yanıtladı: “O zaman soyadıyla çağırırım.”

DİĞER YENİ YAZILAR