Yanılgılardan kaynaklandığını gördüğüm birkaç temel hata yapıyoruz hepimiz.
İstikrarın güçlü bir tek parti ile sağlanabileceğini ve korunabileceğini sanıyoruz.
Yine güçlü bir tek parti iktidarı yerine iki ya da daha fazla parçalı bir koalisyonun kurulması halinde ekonomik politikalardan sapma olacağı endişesini yaşıyoruz.
Oysa her iki konuda da yanılgı içinde olduğumuzu düşünmeliyiz. Geçmişte yaşadığımız bazı acı deneyimler hepimizi bu yanılgıya götürüyor doğal olarak. Ancak bunun artık tartışılması gerektiğine inanıyorum.
Öncelikle istikrar mutlaka tek parti iktidarı ile sağlanmaz her zaman. Özellikle bizim gibi demokrasinin tüm kural ve kurumlarının evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde işletilemediği ülkelerde, bazen tek parti iktidarları handikap haline bile gelebilir.
Çünkü demokrasinin tam hazmedilemediği ülkelerde tek parti iktidarı istikrarı oluşturup koruyacağı yerde bir anda tek parti diktatörlüğüne dönüşebilir. Şu anda AKP’nin içinde bulunduğu ruh hali budur. Tek parti iktidarını tek parti diktatörlüğü gibi yorumlayan AKP, her konuda tek başına karar vermeyi demokrasinin gereği saydığı gibi, ülkeyi bir kaosa sürüklediğinin de farkına varmamaktadır.
Dikkat etmişsinizdir sanıyorum, gelişmiş Batı ülkelerinde de istikrar sadece tek parti iktidarı ile sağlanmıyor. Bugün pek çok Avrupa ülkesinde koalisyonlar iktidarda.
Tek parti iktidarları ise genellikle başkanlık ya da yarı başkanlık sistemlerinin geçerli olduğu ülkelerde hakim. Ama bu ülkelerde de gerek demokratik teamüller gerekse siyasi kurallar nedeniyle tek parti iktidarları da bir, en fazla iki dönem aynı parti elinde kalabiliyor.
Türkiye’de de değişik dönemlerde tek parti iktidarları ile yönetildik. Başlarda hep siyasi ve ekonomik istikrarın kurulduğunu sandık, ama hepsinde de hüsrana uğradık. Ya askeri müdahalelere uğradık ya da toplumda derin ayrılıklara neden olan gerginlikler yaşadık.
Türkiye bugüne kadar hep “mecbur kaldığı” için koalisyonlarla yönetildi. Koalisyonların da aslında istikrarın ve gücün sağlanması için temel niteliklerinden biri olduğunu kabullenemediğimiz için, bu dönemleri kolay atlatamadık.
Oysa Türkiye’nin artık koalisyonların da iyi bir çözüm olduğunu kabul etmesinin ve buna göre örgütlenmesinin zamanının geldiğini öğrenmesi gerekiyor.
Çünkü koalisyonlar, fikir ve görüş ayrılıklarının, demokratik uzlaşma yöntemleri ile en aza indirileceği, ülke çıkarlarının her türlü politik kaygı ve çıkarlardan önde tutulabileceğinin öğretildiği okul gibidir.
Bu konuya yarın koalisyon olursa ekonominin istikrarının aslında bozulmayacağını anlatarak devam etmek istiyorum.
İlk Cumhurbaşkanı adayı 22 Mart’ta ortaya çıkıyor
Lafa gelince “Cumhuriyet tarihinin en kolay cumhurbaşkanı seçimi” diyoruz. Neden? Çünkü ilk kez bir cumhurbaşkanı seçmek için yeterli parlamento desteğine sahip bir parti iktidarda. Şeklen bu seçimi yapmak çok kolay.
Ama işin gerçeğine gelince aslında bu seçimin “Cumhuriyet tarihindeki en zor seçim” olduğunu biliyoruz.
Tayyip Bey de bu gerçeği bildiğinden demokrasinin en çirkin yöntemine başvurarak partisinin adayını saklıyor, açıklamıyor. “Çirkin” diyorum çünkü demokratik açıdan Tayyip Bey’in adayını son ana kadar açıklamamasının sakıncası yok, ama böyle bir kalkanın arkasına saklanmayı ancak bu kelimeyle tarif edebiliyorum.
Neyse, bunları hep yazıyoruz da, faydası olmuyor.
Bugün size çok ilginç bir haberi duyurmak istiyorum.
Hiç aklınıza gelmeyecek bir isim 22 Mart günü bir basın toplantısı yaparak “Cumhurbaşkanlığı için aday olduğunu” açıklayacak.
Tabii bir kişinin aday olmak istemesiyle iş bitmiyor. Anayasamızın ilgili maddesinde milletvekillerinin en az beşte birinin bu kişiyi yazılı olarak aday göstermesi gerekiyor. Bu da 110 milletvekili demek oluyor. 22 Mart’ta adaylığını açıklayacak kişi 110 oyluk bir destek alır mı bilemiyorum, hatta bana çok zor gibi geliyor.
Ancak bu kişi sanıyorum adaylığını koymayı, demokratik kurallar içinde Cumhurbaşkanı adayı olup olmadıklarını bile açıklamaktan çekinenleri protesto etmek ve demokratik bir ders vermek için istiyor.
Adını herkesin bildiği ve pekçok kişinin sevdiği bu kişinin şansı var mı? Açıkçası bunu düşünmüyorum bile, ama bu açıklama demokratik bir ülkede yaşamanın keyfini gösterecektir bize. Ben merakla bekliyorum.
Cumhurbaşkanı’nı indirmek
Muhalefet partileri doğal olarak Tayyip Erdoğan’ın sadece kendi partisinin Meclis çoğunluğu ile Köşk’e çıkmasını istemiyor. Bunu önlemek için şu anda yapılacak fazla bir şey yok aslında. Bu durumda parti sözcüleri “Tayyip Erdoğan’ı oradan indireceğiz” diyorlar.
Seçildikten sonra bir Cumhurbaşkanı’nı devirmek kolay mı?
Kolay değil tabii, ama çok şiddetli muhalefet ile bir Cumhurbaşkanı çalışamaz duruma getirilir ve istifaya zorlanabilir.
Anayasaya göre Cumhurbaşkanı kendi isteği ile istifa edebilir, ağır bir sağlık sorunu nedeniyle görevi bırakabilir. Bunlar kendi tasarrufu. Eğer düşürülmek istenirse, ancak vatan hainliği ile suçlanabiliyor. Bunun için de Meclis’in dörtte üçünün oy vermesi gerekiyor. Yani 414 milletvekili Cumhurbaşkanı’nın vatan hainliği yaptığına inanacak ve bu yönde oy kullanacak.
Burada bir nokta önemli. Eskiden bir Hıyanet-i Vataniyye yasası vardı. Bu şimdi yok.
Ancak Cumhurbaşkanlığı makamının özel durumu nedeniyle pekçok suç, rüşvet almak, yolsuzluk yapmak, nüfus ticareti yapmak, kadrolaşmak vatana ihanet kapsamına sokulabilirmiş.
Andıç’a küçük bir katkı daha
Andıç hâlâ tartışılıyor. Burada dikkatimi çeken en önemli nokta şu: Andıç’a karşı hükümetin de bazı gazetecileri fişlediği ortaya çıkarıldı. Bu olunca tartışma alevlendi ve özellikle AKP yanlısı pekçok gazeteci her iki gelişmeyi aynı potaya koyarak “Andıç’ı normal sayanlar, hükümetin fişlemesine bir şey diyemez” tepkisi gösterdi.
Oysa bana göre aynı şey değil. Çünkü hükümet yaptığı her şeyi, elbette devlet sırrı olanlar hariç, kamuoyu ile paylaşmak zorunda. Buna da medya aracılığı ile yapacak, başka kanal yok.
Bu nedenle hükümetin basını fişlemesi ve ayırım yapması en azından ahlaki değil. Asker ise her yaptığını paylaşmak zorunda değil. Askerin faaliyetlerini de açıklamak görevi esasında hükümetindir. Böyle olunca askerin medya değerlendirmesi yapması ile hükümetin yapmasını aynı kefeye koyamazsınız.

