Türkiye’nin geleceğinden kuşku duymayın

Haberin Devamı

Sevgili okurlar siyasi tarihimizin en kritik haftasını bitirdik. Beklenenin aksine Anayasa Mahkemesi bugüne kadar hiçbir davada görülmemiş bir hızla çalışarak AKP hakkında açılan kapatma davasını sonuçlandırdı. Anlaşıldığı kadarıyla Anayasa Mahkemesi’nden kapatma kararı çıkmaması toplumun önemli bir kesiminde olumlu karşılandı. AKP’ye kapatma yerine “ağır ihtar” niteliği taşıyan bir karar sunulması yeterli bulundu.

1 Mart tezkeresi gibi

Eğer 1999’da anayasa değişikliği yapılmamış olsaydı 6-5’lik bir sonuç parti kapatmayı gerektirecekti. Bu açıdan bakınca “Anayasa Mahkemesi aslında AKP için kapatma kararı aldı, ama nitelikli çoğunluk sağlanmadığı için parti kurtuldu” görüşü doğru. Tıpkı 1 Mart tezkeresindeki gibi oldu. O tezkerenin oylanmasında da “Evet” oyları çok daha fazlaydı, ama üçte ikilik çoğunluk sağlanamadığı için tezkere Meclis’ten geçmemiş sayılmıştı.

Türkiye’nin çıkarı

Sevgili okurlar, başta AKP’liler olmak üzere Türkiye’nin önemli bir bölümü kararın “kapatma” olarak çıkacağını düşünüyordu. Hatta AKP buna göre planlarını bile hazırlamıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın da söylediği gibi üyelerin bir bölümü “Türkiye’nin çıkarının AKP’yi kapatmamaktan geçtiğine” karar verdiler. Herhalde Anayasa Mahkemesi üyeleri de “AKP kapatılınca yerine kim gelecek?” sorusuna bir cevap bulamadılar.

Bu daha mı iyi?

Tabii alternatifsiz olmak AKP’nin kapatılmamasını haklı mı kılıyor? Alternatifsizlik mutlaka çok etkili ama şahsi inancım fiili durumlardan sonra alternatif bulunmasının zor olmayacağı yönünde. Çünkü demokrasi kendi içinde mutlaka alternatif bulur. AKP’nin kapatılması halinde siyasetin çok büyük bir kaosa düşmeyeceğine inananlardandım. Bunu da ısrarla dile getirdim. Hatırlayacaksınız. Ama 5 Anayasa Mahkemesi üyesi böyle düşünmediğini ortaya koydu.

Büyük uzlaşma

Sevgili okurlar Anayasa Mahkemesi elbette ülkemizin en yüksek ve en bağımsız mahkemesi. Bir yerlerden telkin ve uyarı alması düşünülemez bile. Ancak şunu da görmek zorundayız: Anayasa Mahkemesi bu ülkenin gerçeklerinden de uzak duramaz. Direk temaslar olmasa bile gelişmelerden etkilenmemeleri mümkün değil. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin içinde AKP’nin de bulunduğu Türkiye’nin en etkin güçleriyle bir uzlaşma sağladığına inanıyorum. Üyelerden asker kökenli olanın bile kapatmaya karşı oy kullanması bende bu duyguyu güçlendiriyor. Merakım bu uzlaşmada AKP ne verdi?

Sert bir uyarı mı?

Kapatma kararının ardından medyanın özellikle AKP dümen suyunda gitmeyen bölümü “Bu kararla AKP çok ağır bir uyarı aldı” yorumunu yaptı. Bu görüşe göre AKP kapatılmamıştı ama laiklik karşıtlığının odak noktasında bulundukları da tespit edilmişti. Yani AKP’ye “Artık çok dikkatli ol, aslında kapandın ama kurtuldun, bundan böyle laiklikle ilgili hata yaparsan çok kötü olur” denmişti. Bu iyi bir temenni. Ben de yürekten katılmak istiyorum. Buna karşın kuşkularım da var.

“Ne uyarısı” derse

Evet sevgili okurlar Anayasa Mahkemesi kararı AKP’ye yönelik sert bir uyarıdır ama AKP bunu algılamazsa ya da bu yorumlara değer vermezse ne olacak? “Bak bu çok ciddi uyarıdır” diyenler, bundan sonra laiklik konusunda çok daha vahim adımlar atılırsa ne yapabilecekler? İşte AKP’nin sert uyarıldığını ileri süren çevreler bu soruların da cevabını bulmak zorundadır. Aksi takdirde bu temenniler “züğürt tesellisi”nden öte bir anlam taşımayacaktır.

Yeniden kapatma

AKP, bir yıl önceki seçim zaferinden sonra bu kez Anayasa Mahkemesi kararı ile büyük bir zafer daha kazanmıştır. Artık önünde hiçbir engel yoktur. AKP, yarın Anayasa’yı tümden değiştirip, Anayasa’nın en önemli bölümlerinden biri olan başlangıç bölümünü tamamen atarsa, örneğin artık konuşulmayacağı söylenen türban bırakın üniversitelerde tüm kamuda kullanılır hale gelirse bunun önüne geçecek güç yok. Bunu şunun için yazıyorum, “AKP sert uyarıldı” iyi niyeti kısa bir süre sonra hüsrana dönüşebilir. O zaman yeniden mi kapatma davası açılacaktır?

Siyaset yeniden

Sevgili okurlar, AKP kapansa da kapanmasa da hepimiz biliyorduk ki Türkiye yepyeni bir siyasi yapılanmaya gitmek zorunda. Şu anda kapamama durumu ile karşı karşıyayız ve siyaset belki partinin kapanmasından daha önemli hale geldi. Artık AKP’den rahatsızlık duyan hiç kimse şikâyet etmek veya yakınmak durumunda değildir. Eğer yukarıda yazdığım bazı kuşkuları duyanlar varsa ellerini taşın altına koymak zorundadır. Yeni siyasi oluşumlar mutlaka yaratılmalıdır.

Şansı kullanmalı

Bir önemli noktaya daha değinmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi’nin “kapatmama” kararı Türkiye’de bir gerçeğin daha kanıtlanmasına neden oldu bana göre. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sanıldığı gibi bu tür durumlarda “baskıcı” bir tutum izlemediği ortaya çıktı. Hatta tam tersine Silahlı Kuvvetler aldığı tavırla daha bile sorumlu davrandı. Bir süre önce askerin Türkiye’yi yönetme hevesi olmadığını ama siyasetçilerin çoğu kez asker bahanesi arkasına sığınmaya çalıştığını yazmıştım. İşte AKP bu duruma ilk kez karşı duran ve bu oyunu bozan parti oldu. Bu şansın da bundan sonra iyi kullanılması gerekir.

AKP medyası

Sevgili okurlar, dava sürecinde bu köşede de çok rastladığınız bir “AKP medyası” deyimi vardı. Anayasa Mahkemesi kararından sonra artık bu tanımlamaya da gerek kalmadı. En azından ben bundan sonra böyle bir deyim kullanmamaya karar verdim. Bu medya gerçekten canla başla çalıştı. Sonuca ulaşmak adına hiçbir ahlaki kurala uymamak, namuslu davranmamak pahasına inanılmaz bir propaganda yaptı. Bunda da başarılı olduklarını teslim etmeliyiz. Ve en önemlisi Erdoğan’ın medyayı kontrol etmek için milyarlarca doları gözden çıkarması da meğer doğru bir kararmış.

Aradaki fark

Ancak şunu da söylemeden edemeyeceğim. Süreç boyunca AKP medyası olarak tanımladığımız medya ile aramızda çok önemli bir fark vardı. Evet, Can Ataklı olarak AKP’nin kapatılmasının daha iyi olacağını yazdım. Ama bunu yaparken ahlaki değerlere, hukuk kurallarına ve demokrasiye bağlılığı da ihmal etmedim. Sorguladım, eleştirdim, karşı çıktım, görüşümü tüm dürüstlüğümle yansıttım. AKP medyası tanımındakiler ise adeta bir “biat kültürü” davranışı sergilediler.

Yepyeni bir sayfa

Sevgili okurlar bundan sonra önümüzde yepyeni bir sayfa açılıyor. Ben Türkiye’nin geleceğinden hiçbir zaman endişe etmedim, umutsuzluğa kapılmadım. Bu duygularım aynen bugün de sürüyor. Bu yeni süreçte yine eleştirel bakışla, AKP’nin iktidar yöntemlerini izleyeceğimden ve yeri geldiğinde yine lafımı sakınmayacağımdan emin olabilirsiniz. Türkiye özlediği gerçek çağdaş yaşama, Atatürk’ün gösterdiği yolda, demokratik yöntemlerle mutlaka ulaşacaktır. Herkesin içi rahat olmalı.

Bu gece Avrasya’dayım

Yine bir bilgi vermek istiyorum. Bu gece Avrasya Televizyonu’nda Lale Şıvgın’ın hazırlayıp sunduğu “Beyin Fırtınası” adlı programa katılıyorum. Saat 21.00’de başlayacak programın konusu tahmin edeceğiniz gibi Anayasa Mahkemesi’nin kararı ve olası etkileri. Fırsat bulursam bu yazıda anlatmaya çalıştıklarımı daha geniş bir şekilde anlatmak istiyorum. Şu ana kadar programa katılacağını bildiğim bir kişi var o da Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş.

Konya’da facia

Geçen haftanın en üzücü olayı Konya’daki Kuran kursu binasının çökmesi ve 17 kız çocuğumuzun ölmesiydi. Çocukların beynini çok küçük yaşlarda ilahi görüşlerle doldurmaya çalışanlar keşke dünyevi gerçekleri de göz önünde tutsalardı. Bütün parlak söylemlerine rağmen özünde dini siyasete alet edenlerin cahilliği ve vurdumduymazlığı hep masum yavruların başına patlıyor.

Hepinize iyi haftalar.



***




Karanlığı lanetlemektense bir mum yakmak daha iyidir. Çin atasözü

DİĞER YENİ YAZILAR