Türkiye’nin çivisi çıkıyor

Haberin Devamı

Sevgili okurlar bu hafta şaşıracaksınız belki ama içimdeki karamsarlığı paylaşmak istiyorum sizlerle. Çünkü Türkiye zembereği boşalmış saat gibi, bilinçsizce, fütursuzca ve geçirdiği tüm deneyimlerden hiç ders almamışçasına deliler gibi gidiyor. “Türkiye’nin çivisi çıkıyor” diyorum, ama belki o da yetersiz, çivisi çıktı bile...

Şaşırtıcı olaylar

Bir tarafta terör örgütünün kan döken saldırıları, öte yanda etnik bir siyasi partinin ülkeyi alabildiğine germek için giriştiği toplumsal saldırılar, ekonominin “gökdelenden düştüğünü” görmeyip “havada uçuyor” sanmak, artan işsizliğin korkutan toplumsal yaralar açma aşamasına gelmesi, cinsel sapkınlığın bir marifetmiş gibi ekranlarda anlatılması, bir meczubun ağzından Türkiye’de herkesin karalanması ve hiç yoktan Atatürk’ün kişiliği üzerine başlatılan tartışmalar... “Türkiye’nin çivisi çıktı” demek yanlış mı?

Kuzey Irak’ta bir devlet

Geçen haftanın medyada pek manşetlere çıkmayan ama Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendiren en önemli olayı bana göre Barzani’nin Bush’la görüşmesiydi. ABD Başkanı bizim “aşiret lideri” dediğimiz, teröre destek olduğunu bildiğimiz bir adamı Beyaz Saray’da konuk etti. Görüşmeden sonraki bazı açıklamalar Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti’nin kurulacağının da sinyalleriydi.

Barzani ile anlaşma mı?

Eğer Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti, ABD’nin “himmetiyle” kurulacaksa, Türkiye’nin görüş ve onayının alınmaması, bunun bir emrivaki gibi yapılması teknik olarak mümkün değildir. Bu durumda henüz kamuoyunun bilmediği bazı gizli görüşmeler ve anlaşmalar olduğu yolunda kuşku duymamız haklılık kazanır.

DTP’nin garip tavrı

Dünyanın merkezinde bir Kürt Devleti gündeme getirilirken, DTP’nin hemen her gün yeni bir bahaneyle gerginlik yaratmasının mantığını da anlamak çok güç. Kimileri DTP’nin “güç elinden gidiyor” kaygısıyla ve güç gösterisi için sokaklara taştığını ileri sürse de bana göre bu o kadar sıradan bir konu değil. DTP’nin gerginlik politikasının hiçbir mantığı yok. Hele Amerika’da bir Kürt Devleti pazarlığı yapılırken “Türkiye özerk bölgelere ayrılsın” önerisi kadar absürd bir girişim olamaz.

Erdoğan’ın Doğu gezileri

Bu arada aldığım çok ilginç bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Geçen hafta konuştuğum çok saygın bir profesör şu anda orduda görevli bir generalin sohbet sırasında kendisine “Tayyip Erdoğan’ın Doğu illerine yaptığı tahrik gezileri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?” diye sorduğunu söyledi. Bu soruyu böyle sorduran sadece bir generalin kişisel merakı ve yorumu mu yoksa Silahlı Kuvvetler, Erdoğan’ın Doğu illeri gezilerine bu gözle mi bakıyor?

Gerçek payı olabilir mi?

Tabii sevgili okurlar, Doğu illerinde yapılan protesto gösterilerini izlediğimiz zaman böyle bir yorumun gerçek olması ihtimali de güçleniyor. Elbette TC Başbakanı ülkesinin her yerine gidecektir. Ama DTP, her gezi öncesi halkı sokağa dökeceğini açıkça ilan ediyor. Başbakan gidiyor ve gerçekten olay çıkıyor.

Anlaşma dedikoduları

Burada aklıma aylardır konuşulan ama pek yazılmayan bir anlaşma haberi geliyor. Söylendiğine göre Silahlı Kuvvetler, Doğu ve Güneydoğu’da yerel yönetimlerin DTP’de olmasından son derece rahatsız. Yerel yönetimleri alabilecek tek parti olarak AKP görülüyor. İşte deniyor ki: “Bu bölgede AKP desteklenmeli, adayı Kürt bile olsa AKP’nin kazanması halinde DTP’nin siyasi etkinliği ortadan kaldırılabilir.” Bu nedenle askerle AKP arasında gizli bir anlaşma yapılmış.

Bu anlaşma bozuldu mu?

Bu noktada insanın aklına “Acaba bu anlaşma bozuldu mu?” sorusu geliyor. Silahlı Kuvvetler, AKP’nin ABD ile bir takım gizli anlaşmalar yaparak bölge üzerinde başka planları olduğuna inanmaya başlamış olabilir. O nedenle yerel seçimlerde AKP’nin desteklenmesi planı ortadan kalkmasına neden olabilir.

“Mustafa” olayı

Sevgili okurlar geçen haftanın en şiddetli tartışma noktalarından biri de Can Dündar’ın yaptığı ‘Mustafa’ belgeseliydi. Türkiye’nin bunca kritik tartışmaları arasında böyle bir filmin ortaya çıkması ve durup dururken Atatürk’ün kişiliği üzerine bir tartışma başlatılması ne kadar uygun, bunu kamuoyunun takdirine bırakmak istiyorum.

İnsani boyut kavramı

‘Mustafa’ belgeseli AKP’ye destek veren çevrelerce beğenilirken, diğer kesimin tepkileri farklı oldu. Özellikle Can Dündar’ın “insani boyut” dediği Atatürk’ün özel hayatının irdelendiği bölümler tepki de çekti. Sadece şunu söylemek istiyorum: İnsani boyut demek ille de zaaflar anlamına gelmez. Atatürk’ü, “insani boyutunu da sunuyorum” maskesi arkasında kimi çevrelerin açık saldırılarına hedef haline getiren bir tablo yaratmak yanlıştır.

Yakından bakalım

Sevgili okurlar, Mustafa’yı bir yabancı olarak izlesem belki de çok beğenebilirdim. Ama Atatürk ilkelerine, devrimlerine ve bizzat Atatürk’e yönelik tavırları açıkça bilinen siyasi hareketin iktidarda olduğu Türkiye’de aynı duyguları paylaşmayacağım kesin. Yıllardır Atatürk’ü zaaflarıyla eleştirmeye kalkanlar, küçücük çocukların beynine “marazi bir Atatürk portresi” oturtmaya çalışanlar bu filme “bize ne çıkar” gözüyle bakacaklardır.

Akılda kalanlar

Filmi izledikten sonra insanın aklında kalan şu oluyor: Atatürk babası öldükten sonra evlenen annesine karşı içi öfke dolu, bu yüzden mutsuz bir çocukluk geçiriyor, imam olan öğretmenden dayak yediği için İslam’a kin besliyor, içki, kadın ve safahat hayatına düşkün, gayrimeşru çocuğu olduğu şüphesi taşıyan, evlat edindiği bir kadınla aşk yaşadığı ima edilen, diktatörce davranıp tüm dava arkadaşlarını saf dışı eden, popülist bir tavırla herkesle işbirliği yapıp sonra hepsinden hesap soran, halktan koptuğu için yalnızlaşan ve halk tarafından sevilmediği için hep hatırlanmama kaygısı içinde kıvranarak ölen bir lider. Bu mudur Atatürk?

Hüseyin Üzmez olayı

Sevgili okurlar geçen hafta Hüseyin Üzmez’in aklı başında olan herkesin kanını donduracak açıklamalarına maruz kaldık ne yazık ki. Hiç utanmadan ve sıkılmadan, kendisini savunmak yerine adeta yaptığının “caiz” olduğunu böbürlenerek anlatan Hüseyin Üzmez yüreklerde yara açtı. Şimdi onu kurtarmak için yasa değiştirmeye kalkan iktidar ne yapacak çok merak ediyorum.

Ekonomik kriz

Geçen hafta ekonomik kriz ve etkileri yine gündemin en başındaydı. Hafta içinde doların değerinin birden düşmesi akla garip spekülasyonları getirdi ister istemez. Acaba “krizden fırsat yaratmak” bu muydu diye düşünmeden edemedim açıkçası. Kriz ve etkileri sürecek. Bu hafta ekonomi ile ilgili yazılarıma devam edeceğim.

Turgut “Altınsoy”

Kendi kendime çok kızdığım “özensizlik” nedeniyle oluşan hatalardan birini geçen hafta yaptım. Ankara Keçiören Belediye Başkanı’nın soyadını “Altınok” yerine “Altınsoy” diye yazdım, Özal döneminde ANAP’tan belediye başkanı olan Mehmet Altınsoy adı demek ki ağır basmış zihnimde. Bu “özensizlik” için hepinizden özür dilemek istiyorum.

Ordu’da iki mutlu gün

Sevgili okurlar geçen hafta Cumhuriyet Bayramı’nı Ordu’da kutladım. Ordu Atatürkçü Düşünce Derneği’nin davetlisi olarak gittiğim bu güzel kentte iki çok mutlu gün geçirdim. Derneğin pırıl pırıl üyelerinin gösterdiği çok sıcak ilgiden şımarmamak mümkün değildi. Elbette Ordu ile ile ilgili izlenimlerimi de önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

*****


Ev bir kez bittikten sonra duvarcı unutulur.

Hint atasözü

DİĞER YENİ YAZILAR