Türkiye bölündü de taraflar kimler peki?

Haberin Devamı

Son zamanlarda canımı en çok sıkan söylemlerden biri; “Türkiye iyice bölündü. Herkes takım tutar gibi bir tarafı tutuyor, ortasının bulunması lazım.”

Bu söylemi öncelikle AKP ve yandaşları yayıyor.

Bu tuzağa düşen pek çok kişi Türkiye’nin ikiye bölündüğüne inanıyor.

Suya sabuna dokunmayan ve kim gelirse gelsin avantasına bakan bir kesim ise kendisini bunun dışında tutarak güya akıl vermeye çalışıyor.

Çok açık ve kesin biçimde görüşümü söyleyeyim: Türkiye’nin ikiye bölündüğü koca bir yalandır.

Evet, Türkiye’de bir ayrım vardır. Bir tür bölünmeden söz edebiliriz.

Ama bu bölünme iktidarın yarattığı “benden olan ve olmayan” ayrımından başka bir şey değildir.

İktidar ve payandası sözde liberal özde faşistler kendi emellerini gizlemek adına Türkiye’yi bölünmüş gibi göstermektedir.

Oysa güya bölünmüş Türkiye’de taraflardan biri iktidar ve yandaşlarıdır ve amaçları Türkiye’de rejimi dönüştürmektir.

Güya bölünmüş Türkiye’nin öte tarafı ise, bu dönüşüme karşı çıkanların tamamıdır. Bu kesim kendi içinde bir birlik sağlayamadığı gibi pek çok konuda da görüş ayrılığı içindedir. Ki demokrasinin de gereği budur.

Ancak iktidar için mevcut tehlike, herkesin ortak değeri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, Atatürk devrim ve ilkelerinin tamamen değiştirilmesi olunca, buna karşı çıkan tüm kesimlerde ortak bir refleks oluşmakta.

İşte bu ortak refleksten korkan iktidar ve yandaşları, kendileri dışında kalan herkesi aynı kefeye koymakta ve sanal olarak böldükleri Türkiye’de asıl güç sahibinin kendileri olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Burada bana göre çok tehlikeli bir kesim daha var. O da, kendilerini toplumdan soyutlayan ve bölünmeden şiddetle rahatsız olduğunu beyan eden ve hemen her gelişmeyi “Onlar böyle yapıyor, bunlar da böyle” diyerek sulandıranlardır.

Bu kesimin tehlikesi şudur: Medyada da sesleri çok çıkabilen bu kesim Türkiye’nin içine düşmek üzere olduğu derin uçurumu yok saymakta, bu iktidarın rejimi değiştirme operasyonunu ciddiye almamakta ve güya aklı selimin sesi gibi davranmakta.

Oysa bu belkemiksiz tutum nedeniyle Türkiye’nin dönüştürülmesi hızlanacaktır. Artık herkesin düne göre daha da uyanık olması gerekir.


***



Hal komisyoncuları güvence istiyorlar

Önceki hafta gazetede üç ziyaretçim vardı. Biri Türkiye Meyve Sebze Komisyoncuları Federasyonu Başkanı Yüksel Tavşan, diğerleri de İstanbul Yaş Sebze Meyve ve Bostan Komisyoncuları Derneği yöneticileri Sedat Toktürk ile Muhittin Baran.

Aslında sorunlarını anlatmak ve Meclis’te görüşülecek olan Haller Yasası hakkında bilgi vermek istiyorlardı.

Önce hal ve komisyoncuların konumunu konuştuk. Halin bir borsa gibi olduğunu, fiyat istikrarının sağlandığını ve üreticinin hakkının da burada korunduğunu anlattılar.

Ama asıl sıkıntıları Haller Yasası’na konan bir madde ile ilgili. Bu maddeye göre haller tahsisten çıkarılıp kira usulüne dönüştürülüyor. Halciler buna karşı değil. Ama yasanın bu maddesinde kiralamanın en fazla 12 yıl olabileceği, bu süreden sonra yeniden ihaleye çıkarılacağı ve bu işi yapan esnafın kazanılmış bir hakkı olmayacağı hükme bağlanıyor.

Halciler diyor ki “Eğer bu böyle olursa kimse bu mesleği sürdüremez. 12 yıl göz açıp kapayana kadar geçip gider. Bu mesleği çok uzun yıllardır yapanlar, bir anda işsiz ve sermayesiz kalır. Ayrıca bu meslek aklına her gelenin yapabileceği bir meslek değil. Parası olan herkes ‘Biraz da komisyonculuk yapalım’ diyerek buraya girerse bundan en büyük zararı önce üretici sonra da son tüketici görür.”

İşin özeti, halciler bu mesleğin zamanla sınırlanmasına şiddetle karşı. Yasanın diğer pek çok maddesine, kendi aleyhlerine de olsa karşı çıkmıyorlar, ama güvencelerini de yitirmek istemiyorlar.

Anladığım kadarıyla başta iktidar partisi olmak üzere siyasilerle görüşmeler sürüyormuş. Bu da benden bir uyarı olsun. Hal üzerine sohbet koyulaşınca “Bu konuşma burada olmaz, asıl ben sizi ziyaret edeyim, bana her şeyi yerinde anlatın” dedim.

İki gün sonrası için sözleştik ve sabahın erken saatlerinde İstanbul Sebze Meyve Hali’ne gittim. Onu da diğer yazıda anlatayım.


***



‘Hal’in hâli çok ilginçmiş

Sedat Toktürk’e “Ben oraya geleyim” deyince “Perşembe günü kahvaltıya bekliyoruz o zaman” dedi. “Saat kaçta?” diye sorunca “Kaçta isterseniz, 08.00, 09.00?” karşılığını verdi. Gecenin üçünden önce yatmadığım için 08.00 pek cazip gelmedi, 09.00’da karar kıldık.

09.00’a beş kala halden içeri girdim. İnanılmaz bir manzara. Her taraf sebze meyve dolu. Kamyonlar sıra sıra bekliyor, bir hareket bir hareket...

Dernek binasında bir kahvaltı hazırlamışlar sormayın, kuş sütü eksik. En güzeli de taze meyve ve sebzelerin bolluğu. Tam cennetinde olunca farklı oluyor tabii.

Derneğin yöneticileri beni beklemişler. Beklemişler diyorum, çünkü benim gittiğim saatlerde meğer halde işler de bitiyormuş. Yani ben “erken” bile geldim diye düşünürken, meğer orası için çok geç bir saatmiş.

Halde işler gece yarısına doğru başlıyormuş. Alıcılar o saatlerde hali dolduruyor ve mal seçiyormuş. Sabaha karşı ise alınan mallar kamyon ve kamyonetlere yüklenip gidiyormuş. Benim orada olduğum saatlerde ise herkes işini bitirip gidiyormuş.

“Peki beni niye bu saatte çağırdınız, keşke daha erken gelseydim” dedim. Kıyamamışlar güneş bile doğmadan çağırmaya.

Şimdi bana bir ziyaret olanağı daha çıktı. Bu kez halin en kalabalık ve hareketli olduğu saatte gideceğim. Bana her şeyi anlattılar ve gezdirdiler ama asıl merakım o pazarlıkların yapılması, fiyatların belirlenmesi anları.

Bir dahaki sefere artık.


***



Buna eğitim diyoruz

Milli Eğitim Bakanlığı lise son sınıf öğrencilerine üniversite sınavlarına hazırlanmaları için 25 gün izin vermiş. 20 günlük devamsızlık hakkını da kullanabilecek öğrenciler 45 gün okul yerine dershanelere gidecekler.

Ve biz de buna eğitim diyeceğiz. Yok katsayıydı, yok kontenjandı diyerek saçma sapan tartışmalar yapacağız.

Milli Eğitim’in bu kararı bir utanç belgesidir. Liselerde doğru düzgün eğitim verilemediğinin, ancak dershanelere giden çocukların sınavda başarılı olma şansı yakalayabileceğinin itirafıdır.

Çocuklarımız ancak dershanelerde eğitim gördükten sonra üniversiteye girebileceklerse bunca yıl okumanın ne anlamı var! Verin eğitimi dershanelere, onlar da çocukları daha kısa sürede üniversiteye hazırlasınlar.

DİĞER YENİ YAZILAR