Türkiye Avrupa’dan uzaklaşmaz

Haberin Devamı

Bazı kavramları artık kabul etmemiz ve anlamsız tartışmalarla zaman yitirmememiz gerek. Şurası bir gerçek ki Türk halkı geleceğini Avrupa Birliği’nde ve daha da ötesi Avrupa Birliği standartları olarak bilinen çağdaş yaşam koşullarının ülkemize de yerleşmesinde görmektedir.

Küçük bir kesim iflah olmaz biçimde Avrupa Birliği’ne karşı ve bunu da her yerde ve fırsatta söylüyorlar. O kesimi dinleyip haklı oldukları yanları da görmeliyiz. Yine küçük bir kesim de iflah olmaz biçimde “ne pahasına olursa olsun Avrupa Birliği” görüşünde. Onları da iyi dinlemek gerek.

Ancak Türkiye’nin önemli bir bölümü “Evet Avrupa Birliği, ancak bu yolda ulusal onurumuzun ayaklar altına alınmasını da istemiyoruz” görüşünde. Kendimi de bu kesimde görüyorum. 20 yılı aşkın süredir yazdığım yazılardan bunu herkes biliyordur herhalde.

Peki son zamanlarda kesin AB karşıtları ile ille de AB’ciler arasında neden çok sert tartışmalar oluyor. Bu bana göre “Ne pahasına olursa olsun AB’ye girmeliyiz” diyenlerin aynı zamanda AKP destekçisi gibi görünmelerinden kaynaklanıyor, çünkü onlar gelişmelere “Avrupalı gibi” düşünerek “Türkiye’de bir hükümet var, o da AB için çalışıyor, o halde desteklenmeli” şeklinde bakıyor. Bu iktidarın aslında AB’yi pek istemediğini, ama iktidarda kalabilmek için sıkıştıkları an bu yola saptıklarını göremiyorlar. Yanlışları burada.

Önceki gece Show TV’deki Siyaset Meydanı’nda bunun çok çarpıcı bir örneği izledik. Hep Avrupa’da yaşadığı için Türklerden farkında olmadan ve herhalde asla istemeyerek “üçüncü şahıs” gibi “Ben Türkleri çok severim” diye söz eden, beğenmediği görüşler duyunca sinirlenip “vah zavallı Türkiye” veya “aşağılık bir şey bu” tepkisi gösteren Vural Öger gibi...

Yine Bahadır Kaleağası da benzer bir duruma düştü. Konuşmasından, giyim kuşamından, görünümünden son derece kaliteli ve donanımlı olduğu anlaşılan Kaleağası herhalde AKP çizgisinde değildir. Ama konumu gereği AKP ile yakın ilişkide olmak zorunda. Bu da AB’den yana ama AKP’ye de karşı olan kesimleri rahatsız ediyor.

Buna bir de AB’ye karşı olanların, sanki demokrasi düşmanı ve darbeciymişler gibi suçlanması eklenince insan ister istemez çileden çıkıyor.

*****

Tanık, komşu

Yıldırım Tuna’dan: Adamın biri uyuşturucu satmaktan yargılanıyormuş, yan komşusunu şahit olarak mahkemeye çıkartmışlar. Savcı tanık kürsüsündeki komşuya sormuş, “Bu adam size hiç uyuşturucu verdi mi?” diye. “Hayır efendim” diye yanıtlamış komşu. Savcı bir kez daha sormuş, “Karısı bir şey verdi mi?” Komşunun cevabı yeniden “Hayır efendim” olmuş. “Pekii, hiç kızları size verdi mi?” diye sorularına devam etmiş savcı. “Affedersiniz efendim..” diye araya girmiş komşu, “Hâlâ uyuşturucudan bahsediyorsunuz değil mi?”

*****

Yalancının cezası, kimsenin kendine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır.

Bernard Shaw

*****

Zamana karşı yarış

Başbakan Erdoğan dün Avrupa Birliği toplantısında konuşuyor. Müthiş bir Avrupa Birliği heyecanı içinde. Reformların hızla çıkarılacağını, Türkiye’nin nasıl bir ülke olduğunun herkese gösterileceğini söylüyor.

Konuyu bir ara 301’inci maddeye getiriyor. Ve diyor ki “Bu konudaki tasarıyı hazırladık ve Meclis Başkanlığı’na verdik. Ancak Meclis Başkanvekili tasarıyı gündeme almadı. Oysa biz zamana karşı yarışıyoruz.” Çok güzel de, burada samimiyesizlik var. Çok değil bir ay kadar önce canlı yayında Cemil Çiçek’e bu madde sorulmuştu. O da adeta gazetecileri azarlayarak “İkide bir soruyorsunuz, henüz bir şey yok” cevabını vermişti. Bir ay önce “gündemde bile olmayan” şu ünlü madde nasıl oldu bir anda “zamana karşı yarışılarak” çıkarılacak hale geldi. Nedenini biliyorsunuz da, samimiyet adına yazdım.

*****

İki koyun güdemeyenler

Başbakan Erdoğan, söylediği ne kadar oldu tam hatırlamıyorum ama bir tarihte muhalefete çatmak adına “Bunlar iki koyunu bile güdemez” demişti. Hatta o tarihte bir yazı yazıp “yahu bu koyun gütmek çok kolay bir iş midir ki her seferinde bunu örnek gösterirler” diye sormuştum. Vakti zamanında Demirel de “Bunlar iki kazı güdemez” demişti çünkü.

Muhalefet kaz ya da koyun güder mi güdemez mi bilemem, ama Başbakan partisinin grubunu yönetemediğini gösterdi. Geçen hafta hükümetin verdiği ve önerge AKP’li milletvekilleri tarafından “muhalefet önergesi sanılarak” reddedilmişti. Kapanma paniği içinde herkes görevini unuttu anlaşılan. Başkalarını koyun gütme konusunda eleştirenler kendi milletvekillerine bile sahip çıkamıyor işte.

*****

Hasan Celal Güzel

Şahsen tanıdığım ve sempati de duyduğum Hasan Celal Güzel’i son zamanlarda ekranda çok sık görür olduk. Ama merakım şu ki Hasan Celal Güzel’i hemen her gece ekrana taşıyanlar acaba ne düşünüyor?

Güzel, eski bir siyasetçi. Adının duyulmasını Turgut Özal’a borçlu, parti başkanı olduğunda arkasında 100 kişi ya vardı ya yoktu. Şu anda hiçbir etkili makama sahip değil. Siyaseten gelecek vaat etmiyor. Üretimin içinde değil. Bilim, sanat, kültür konularında bilinen çalışmaları yok.

Elbette ekranda görüşlerini açıklamasına karşı değilim, ama toplumda ve siyasette hiçbir etkisi olmayan insanların “çok etkili ve çok önemli” süsü verilerek her gece ekrana çıkarılmasını da anlamak kolay değil.

*****

Makineye insan muamelesi yapınca öyle oluyor

İstanbul’da devreye giren EDS’nin trafik ihlallerini azalttığını daha önce de yazmıştım. Ama her zaman aynı iyi sonucu vermiyor. Bakın anlatayım.

Geçenlerde taksiye bindim. Şoförle sohbet ediyoruz. Laf EDS’ye geldi. Ben de “İyi oldu değil mi?” diye sordum. Şoför “İyi oldu da abi, yok yere canımız yandı” dedi. Sonra da 115 liralık ceza makbuzunu göstererek anlattı:

Geçenlerde belli ki arkamızdan kalantor biri geliyor, Polisler yol açmaya çalışıyor. Polisin biri yolu rahatlatmak için bizi emniyet şeridine yönlendirdi. Şeritte kocaman EDS yazıyor. Ama polis işaret ettiğine göre girdik tabii. Derken işte bu gördüğün ceza makbuzu geldi. Polis yol verdi ama fotoğraf makinesi bu, anlamıyor ki. Aynı şoför bu yüzden pek çok kişiye ceza geldiğini de ileri sürdü. Bildiğim kadarıyla fotoğraf çekilen yerler aynı zamanda izleniyor da. Ekran başında olanların bu durumları göz önünde bulundurması gerek herhalde.

DİĞER YENİ YAZILAR