Türbanlı kızlarla tatlı sert sohbet

Girne’de tarihi kalenin içindeki limanda oturuyorum. Yan masada türbanlı üç kız var. Bir ara bana baktıklarını görünce hafifçe gülüp selamlıyorum

Haberin Devamı

Girne’de tarihi kalenin içindeki limanda oturuyorum. Yan masada türbanlı üç kız var. Bir ara bana baktıklarını görünce hafifçe gülüp selamlıyorum. Bunun üzerine kızlardan biri “Siz Can Ataklı’sınız değil mi?” diye soruyor. Olumlu yanıt alınca aramızda bir sohbet başlıyor. İlk dakikası masadan masaya olan sohbet benim kalkıp onların masasına oturmamla gelişiyor. Bu zaman zaman tatlı sert hale gelen konuşmamızdan bir kesiti aktarmak istiyorum. Konuşmalarda türbanlı üç kızın sözleri karışıktır.

- Can Bey eskiden demokrat bir yazardınız.

- Nasıl eskiden, şimdi ne değişti?

- Şimdi farklı yazıyorsunuz.

- Nasıl farklı?

- Hükümeti çok eleştiriyorsunuz.

- Bunun demokratik olmamakla alakası var mı?

- Hayır da, mesela Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olamayacağını yazıyorsunuz.

- Evet, olmasını istemiyorum.

- Ama bu demokrasiye uygun mu?

- Neden olmasın, birinin aday olması demokrasiye ne kadar uygunsa, karşı çıkmak da öyle değil mi?

- Öyle de siz olmaması gerektiğini yazıyorsunuz.

- Bu da doğru, bu Meclis’te seçim olmamalı.

- Bu demokrasi mi yani?

- Elbette, bu Meclis halkın ancak yarısını temsil ediyor.

- Bunda AKP’nin ne suçu var?

- Suçu yok ama cumhurbaşkanını bundan yararlanıp seçmeye kalkarsa sorun olur.

- Demokrasiye uymak lazım.

- Tabii ki uymak lazım, ancak bu tavır da demokrat değil.

- 28 Şubat’ta daha farklı düşünüyordunuz.

- Yanılmayın, o zaman da aynıydım, ama sanıyorum siz beni farklı algılamak istiyordunuz.

- Demokrasi kahramanı gibiydiniz.

- Kahramanlığı bilmem, ben aynı görüşleri savunuyorum.

- Yok yok, öyle değil.

- Nasıl değil, sadece o zamanki Refah Partililer kendilerini desteklediğimi sanıyordu.

- Peki dediğiniz olsun, ama bilin ki Cumhurbaşkanı yazılarınızı sevmiyoruz.

- İlle sevin diyemem.

- Kızmayın canım.

- Yok kızmıyorum, ama bakın tatil yerindeyiz, siz nereden geldiniz?

- İstanbul’dan, üç arkadaş.

- Sadece üçünüz mü?

- Evet, kız kıza geldik.

- Ne iş yapıyorsunuz?

- Ben belediyede çalışıyorum.

- Ben de bir muhasebe şirketinde.

- Bizim marketimiz var.

- Tatile çıktınız yani?

- Evet, biz gezmeyelim mi?

- Niye gezmeyeceksiniz ama bakın samimi bir şey söyleyeceğim, hava ne kadar sıcak, sıkılmıyor musunuz bu kıyafetle.

- Yoo, niye sıkılalım ki, alıştık.

- Tabii sizi böyle üç hanım görünce biraz şaşırdım, sonuçta burası...

- Biz insan değil miyiz?

- Estağfurullah, öyle demiyorum, ama bir çelişki var gibi geliyor bana.

- Ne çelişkisi?

- Bir taraftan inançlarımız diyorsunuz, öte taraftan başkaları gibi olmak istiyorsunuz.

- Ne demek bu şimdi?

- Şu demek; eğer gerçekten inanıyorsanız, içki içilen bir yerde bulunmamanız gerekmiyor mu?

- Biz içmiyoruz ki.

- Ama ortak olmuyor musunuz?

- Peki biz insan içine çıkmayalım mı?

- Çıkacaksınız tabii, ancak geçen hafta Ruhat Mengi’nin televizyon programında din büyüklerinin kadınlarla ilgili görüş ve kurallarına yer verilmişti.

- Haaa, şu program.

- Eğer gerçekten inanıyorsanız, din büyüklerinin yorumlarına katılmıyor musunuz?

- Katılıyoruz.

- O halde hem inanıp hem de karşı çıktığınız biçimde yaşamayı nasıl izah ediyorsunuz?

- Niye kıyafetimizden bu kadar rahatsız oluyorsunuz?

- Olmuyorum, sadece size soruyorum. Kuran kurslarında, çok dindar evlerde kız çocuklarına başka şey anlatılıyor, ama başka türlü yaşıyorsunuz.

- Biz de insan gibi yaşamak istiyoruz.

- Ona bir şey demiyorum ki, nasıl isterseniz öyle yaşayın, ama sizinki bana biraz dayatma gibi geliyor.

- Nasıl dayatma?

- İşte bana yapıyorsunuz, biz insan değil miyiz diye sıkıştırıyorsunuz.

- Eeeee?

- Eeee’si var mı? Herkes gibi yaşayalım, ama biz böyle olalım diyorsunuz.

- Sizce mahzuru mu var?

- Bakın cevap vermiyorsunuz, demagoji yapıyorsunuz.

- Peygamberimiz “Zaman sana değil, sen zamana uy” demiş.

- Yani?

- Bugün insanlar böyle yaşıyorsa, biz niye yapmayalım?

- Yani diyorsunuz ki bizim dışımızdaki insanlar hayattan böyle keyif alıyor, biz de öyle keyif alalım.

- ??????

- Bu durumda sizin gibi giyinmeyenlerin yaşam biçimi aslında hoşunuza gidiyor.

- Şimdi siz demagoji yapıyorsunuz.

- Bakın yapmıyorum, sadece çelişkili bir durum olduğunu söylemek istiyorum.

- Bizden rahatsız olmayın.

- Tekrarlıyorum, rahatsız olmuyorum, konuyu siz açtınız, laf buraya geldi.

- Sizi üzmek istemedik.

- Yok canım, üzülmedim tabii, ama bir yanlış yaptığınız görüyorum.

- Nasıl yanlış?

- Dedim ya, lafı siz açtınız, bu konuya girmeseniz ben de bunları söylemeyeceğim, kıyafetiniz bile dikkatimi çekmeyecek belki de. Ama üstüne gidince sorun oluyor.

- Bilemiyorum artık.

- Siz kıyafetinizi her yerde ille de göstermek istiyorsunuz, rahat davranın daha çok keyif alacaksınız.

- Ama herkes bize bakıyor.

- Size öyle geliyor kimsenin umurunda değil.

- Ama Cumhurbaşkanı seçimi için neler yazılıyor.

- Şimdi bakın o başka. Şu kapanma konusunu kendi içinizde yaşasanız hiçbir sorun yok. Ama devleti bu görüşle yöneteceğim derseniz sorun çıkıyor.

- Öyle demiyoruz ki.

- Nasıl demiyorsunuz, bütün iş orada düğümleniyor zaten. Başı kapatma bir sembol olduğu için tartışma çıkıyor.

- Neyse, bu konu bitmez ki.

- Biter de siz bitirmemek için elinizden geleni yapıyorsunuz.

- Konuştuğunuz için yine de çok teşekkürler.

- Ben de size teşekkür ederim, iyi tatiller.

- Teşekkürler, siz yine de daha demokrat olmaya çalışın.

- Merak etmeyin.

*****

Sayın ve kelle
Kimileri kızıyor ve “Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce terörist Apo’ya sayın demesini dile dolamanın ne alemi var, dili sürçmüş olabilir” diyor. Dili sürçmüş olabilir mi? Tabii. Ama dikkat etmek lazım.

Tansu Çiller de dili sürçtüğü için anında özür dilemişti aynı konuda. Dün Fatih Altaylı yazıyordu, Apo ile röportaja gittiğinde yanlışlıkla “sayın” dememek için kendini çok zorlamış ve bunu başarmış. Yani demek ki istendiğinde oluyor.

Ama aynı konuşmada iki kere dil sürçmesi olur mu? Ayrıca şehitlerden söz ederken “kelle” demek de mi dil sürçmesi?

Hepsinin ötesinde Ahmet Türk daha 15 gün önce teröriste “sayın” dediği için 6 ay hapse mahkûm oldu. Bazı başka DTP’liler arasında 1.5 yıla mahkûm olan da var. Şimdi Erdoğan potansiyel Cumhurbaşkanı adayı diye bunu sineye mi çekmeliyiz, konuşmamalı mıyız?

DİĞER YENİ YAZILAR