Türbanla yeni bir yaşam biçimine açılan kapı

Haberin Devamı

Dünyanın en ünlü İslamcı rock şarkıcısı Sami Yusuf’un Feshane’deki konserini yazmıştım dün. Türbanlı kızların bu konserde çılgınca eğlenmelerinin de bana çok tuhaf geldiğini belirtmiştim.

Bu yazıyla ilgili pek çok kişiyle sohbet ettim daha sonra. Hemen herkes konunun tuhaflığını dile getirdi. Ancak bu sohbetlerden bazı ortak görüşler de ortaya çıktı.

Örneğin Ramazan ayıyla birlikte şiddetini daha da artıran bir “İslam şovu”na tanık oluyoruz. Oruç tutup tutmadıkları bilinmeyen kimi ünlüler iftardan iftara koşuyor, bazı büyük camilerin avluları kara çarşaflılar tarafından hıncahınç dolduruluyor, şalvar ve hatta sarık takan erkeklerin sayısında gözle görünür bir artış oluyor.

Türkiye’nin bazı gelenekleri vardır. Yüzde 99’u Müslüman olan bu ülkede insanlar gerek dini vecibelerini gerekse normal yaşamlarını bugüne kadar bir ahenk içinde yürüttü.

İsteyen başını örttü, isteyen 5 vakit namazını kıldı, Cuma’ya gitti, Bayram Namazı’na koştu. Orucunu tutana kimse “niye” demedi.

Bir saat önce dekolte kıyafetle bir davete katılan kadınlar, ardından gittikleri bir mevlitte dekoltelerini kapatıp başlarını örterken bir tedirginlik duymadıkları gibi bunu doğru olduğuna inanarak yaptılar.

Karısı kızları bikinileriyle plajda güneşlenen adam, tatiline kısa bir ara verip Cuma namazına gittikten sonra deniz kıyısında kurduğu çilingir sofrasında keyfini çıkarttı ılık yaz akşamının. Bunlar Türkiye’nin rengiydi, ahengiydi, güzelliğiydi.

Oysa son zamanlarda garip değişiklikler olmaya başladı.

Tıpkı Sami Yusuf konserinde gördüğümüz manzara gibi. Ya da yıllardır hiç aksatmadan her Ramazan gittiğim Eyüp Sultan Camii’nin avlusundaki İran’ı bile aratan görüntü gibi.

Sanki sihirli bir ağız kadınlara “Canınız ne istiyorsa yapın, ama başınız örtülü olsun” diyor. Peki neden? Bundan ne umuluyor, ne bekleniyor?

Çok basit; az önce dediğim gibi Türkiye’nin gelenekleri var. Türkiye’deki insanların İslam inancı, iddia ediyorum ki güya şeriatla yönetilen İslam devletlerinden çok daha derin, çok daha güçlü ve anlamlı.

Laik cumhuriyetin sağladığı özgür ortama alışmış insanları bir anda dini kuralların egemen olduğu bir sisteme geçirmek mümkün değildir. Bunun tepkisi çok sert ve hızlı olur.

Oysa şu anda bir balans yapılıyor. Toplumun özellikle genç kesimi dünyevi zevklerden mahrum bırakılmadan, ama en azından dini sembolleri de üzerinde taşıyarak yeni yaşam biçimine alıştırılıyor.

Gençler önce bu sembollere alıştırılır. Ama dünyevi zevkleri devam eder. Ama asıl dalga birkaç yıl sonra gelir.

Dini sembollere alışmış genç nesil, yapılacak propagandalarla din kurallarını da tıpkı dünyevi zevkler gibi benimsemeye başlar. Derken bir bakarsınız Türkiye başka bir yaşam biçimine geçirvermiş.

İran mı olur? Hayır olmaz. Ama Malezya veya Mısır olur. Malezya ve Mısır nasıl mı, olanağı olan bu ülkelere giderse ne dediğimi anlar.

*****

Tatsız deneyim

Birkaç gündür sizlerden çeşitli mesajlar alıyorum. Business Channel’da neden görünmediğimi soruyorsunuz. Çünkü bu televizyondan kopartıldım. Nedenleri üzerinde asla durmak ve bu konuyu konuşmak bile istemiyorum. Çünkü tatsız bir deneyim oldu benim için.

Buradan çıkan bir ders var tabii. Medya son derece ciddi bir iş ve sorumluluğu çok ağır. Medyayı hiç bilmeyen, tesadüfler sonucu ya da “bu yolla kendimi savunurum” zihniyetiyle bu sektöre heves edenlerin ortaya çıkmasından beri bazı yanlışlıklar yaşanıyor. Bundan en büyük zararı da dürüst, namuslu, düzgün gazeteci ve televizyoncular görüyor. Bir ideal uğruna başlayan bu tür denemeler kimi gerçeklerin yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla derin bir hüsrana ve üzüntüye neden oluyor. Daha da önemlisi, her seferinde “bu kez ihanetlerden ders alacağım” dediğiniz halde bunu başaramıyorsunuz ve genel güvensizlik duygunuz giderek artıyor.

*****

Bu kadar öfkelenme İsmail Türüt

İsmail Türüt başarılı bir türkücü. Karadeniz şivesiyle söylediği türküler dillerde. Üstelik çok da matrak bir tarafı var. Karadenizli olduğunu yaptığı esprilerle her fırsatta gösteriyor.

Şimdi böyle halka mal olmuş bir sanatçının hem politik içerikli üstelik hem de sadece belli bir kesimin görüşünü yansıtan ve sert bir mesaj içeren sözleri türkü yapmasının hiçbir anlamı yok.

Türüt, türküsüne yapılan klibi bilmediğini söylüyor. Doğru olabilir. Ama türküsünü savunurken söylediği sözleri kabullenmek mümkün değil. Hele işin içine gazetecileri karıştırıp onları tehdit etmesi, ağır hakaretlerde bulunması sadece kendisine zarar verir. Kimi aşırıların verdiği coşkuyla heyecana kapılan Türüt’ün bu çevrelerde göreceği ilgi kendi egosunu tatmin edebilir tabii. Ama halkın büyük kesiminin hayranı olduğu sanatına darbe vuracaktır bu.

Bir de şunu hatırlatmak isterim İsmail Türüt’e. Medyaya bu kadar saldırmasın. Çünkü Türk medyası magazine aldığı konularda müthiş bir dayanışma içine girer. Türüt daha da üzülür. Üzüldükçe öfkelenir. Öfkelendikçe ağzından çıkanı kulağı duymaz hale gelir. Sonuçta yok olup gider. Küçük bir grup dışında kimsenin ilgilenmediği bir “dayanışma geceleri yıldızı” olarak kalır.

*****

İsmail Türüt olayındaki büyük yanlış

İsmail Türüt bir türkü söylemiş. Güzel mi? Ritmi belki, ama sözleri kötü. Ayrıca böyle bir türküye hiç gerek de yok.

Birileri, üzerine fotoğraflar ekleyerek zaten kötü olan bu türküyü hem daha kötü hem de tehlikeli hale getirmiş.

Tehlike şu; Bu türkü ve klibi birkaç gündür medyanın dilinden ve ekranından düşmüyor. Her ne kadar bu görüntüler “Rezalet, ayıp, böyle şey olmaz” başlıklarıyla sunulsa da Türkiye’deki herkes bunu böyle algılamıyor.

Zaten Hrant Dink’in canice öldürülmesinden sonra sevinç gösterileri yapanlar da oldu. Ama bu o günün kendi duygusallığı içinde kaldı. Oysa şu andan itibaren hem olay tekrar ısıtıldı hem de bu konudaki görüşler daha katı ve kalıcı hale gelmeye başladı.

Sonuçta bu tür gelişmeler toplumda bölünmelere ve hatta düşmanlıklara dönüşebilir. Beni korkutan bu.

Türkiye’de ne yazık ki iki akım hızla yükseliyor. Biri siyasal islamcıların kendi görüşlerine uygun kişilerin iktidarda olmasını fırsat bilmelerinden kaynaklanan gerici akım. Diğeri de bunun kadar tehlikeli olan aşırı milliyetçilik hatta ırkçılık.

Bir süre sonra sokağa çıkamaz hale bile gelebiliriz.

DİĞER YENİ YAZILAR