Türbanın tarihine kısa bir bakış

Haberin Devamı

Dünkü yazımda türbanla baş örtüsünü karıştıran Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ü internet üzerinden gelecek hakaret dolu saldırılardan bir parça korumak için türbanın gelişimi ile ilgili kısa bir bilgi vermiştim.

Ancak sizlerden gelen mesajlardan bu konunun gerçekten daha fazla merak edildiğini anladığım için konuyu biraz daha açmak istiyorum.

Türk toplumunda türban diye bir örtünme biçimi 1965 yılına kadar yoktu. Kadınlarımız genellikle başlarını örtmeye özen gösterirler; bunun için başta baş örtüsü olmak üzere, yöresine göre örtü, tül, yaşmak, ferace gibi isimler kullanırdı. Kadınlar bunları kullanırken saçlarının ve boyunlarının tamamen örtülmesine de pek dikkat etmezdi.

Kadının başını örtmesi çok dar bir çevre dışında dini olarak ele alınmazdı. Bu taa Orta Asya’dan gelen Türk geleneklerinden biridir.

Ne zaman ki Şule Yüksel Şenler 1965’te ortaya çıktı, türban kavramı da, o yıllardaki adıyla sıkmabaş, tartışılmaya başlandı.

Şule Yüksel Şenler 1938 doğumlu. Yani bugün 69 yaşında. Şenler 1965 yılına kadar batılı tarz yaşamı seçmiş bir Türk kadınıydı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale, şiir ve hikâyeler yazıyordu. Şenler 1965 yılında İslami yaşam biçimine geçmeye karar verdi ve tesettüre girdi.

Şenler topuklarına kadar uzun mantosu, boynunu tamamen saran ve saçının tek bir telinin bile görünmesine izin vermeyen örtüsüyle ilk kez ortaya çıktığında büyük ilgi görmüştü. O güne kadar ama dini inançtan, ama gelenekten başını örten kadınların yanında “gizemli” havasıyla sanki bir devrim lideri gibi gezmeye başladı.

1960’lı yılların ortaları, 1961 Anayasa’nın sağladığı özgürlükler çerçevesinde her türlü görüşün rahatlıkla sergilendiği bir ortam yaratmıştı. Sosyalist, komünist fikirlerin yanı sıra milliyetçilik adı altında faşist görüşlerle ilk siyasal İslamcı görüşler bu dönemde ortaya çıkmıştı.

Şenler siyasette ve toplum yaşamında İslama çok bağlı kadının da yeri olduğunu ileri sürerek yurt gezilerine çıktı. Pek çok ilde tesettür konusunda konferanslar verdi. O dönemin dinci bazı gazeteleri de Şenler’i bayrak yaparak arkasında durdu.

1971 yılında Şenler, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir mektup yazdı. İslama çağrı niteliğindeki bu mektupta Cumhurbaşkanı’na hakaret olduğu gerekçesiyle hakkında dava açıldı ve Şenler hapse girdi. 3 ay cezaevinde kaldı.

Şenler 1975 yılına kadar basındaki en ateşli polemikçilerden biri olarak irticaya karşı çıkan çevrelerle adeta savaştı.

Çok sayıda kitabı olan Şule Yüksel Şenler bugün de kitap çalışmalarına devam ediyor.

Şimdi gelelim Şenler’in bugünkü hükümetle olan çok yakın ilişkisine. Türkiye’de türbanı bayrak yapan ilk kadın olan Şule Yüksel Şenler Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı, AB müzakerecimiz ve Irak’a girmemek koşuluyla Amerika’dan alınacak 1 milyar dolarlık anlaşmaya imza atan Ali Babacan’ın halası.

Seçilene kadar bir gün siyaset yapmamış, orta büyüklükteki bir şirketi bile yönetmemiş Ali Babacan’ın Türkiye hazinesinin başına geçirilmesiyle taçlandırılan gelişmesinde halasının verdiği büyük mücadelenin payı olabilir mi dersiniz?

*****

Türk Ordusunun tankları 20 yıllık mı?
Tayyip Erdoğan bir televizyon konuşmasında silahlı kuvvetlerin göz bebeğimiz olduğunu söyledikten sonra ordu için ne kadar çok fedakârlık yaptıklarını anlattı.

Tayyip Bey ordunun elindeki tankların 20 yıllık olduğunu ama kendi iktidarları döneminde bunların yenilendiğini anlattı.

Tabii hepimiz gururlandık. Ordumuzun eski silahlarla donatılmış olduğunu da öğrenmiş olduk bu arada.

AKP’nin bu başarısına tam sevinirken 2000 yılında emekli olan bir albaydan mesaj aldım.

Adı bende saklı albay, Başbakan’ın silahlı kuvvetler üzerinden siyaset yaptığını ileri sürerek “Bizde stratejiler 10’ar yıllık dönemler halinde geliştirilir. Bu stratejilere göre ne gibi harp araç ve gereçlerine ihtiyaç olduğu saptanır ve bunlar bütçeye dahil edilir” diyor.

Albay, alımların Savunma Bakanlığı kanalı ile yapıldığını da hatırlatarak “Başbakan’ın biz aldık dediği tanklar öyle sanıyorum ki 2000 yılı civarında planlanmış alımlardır. Bu iktidar dönemine denk gelmesi tesadüften ibarettir” iddiasında bulunuyor.

Bu mesajı okuyunca açıkçası kafam biraz karıştı.

Birincisi gerçekten bizim ordumuz eski silahlarla mı donanmış durumda.

İkincisi AKP silahlı kuvvetlere gerçekten yeni tanklar aldı mı?

Hükümetten ya da silahlı kuvvetlerden bir açıklama gelirse buradan sizlere de aktarırım.

*****

Tanıtıcı tanıtım
Sizin de dikkatinizi çekiyor mu bilmem, çok izlenen televizyonlarda reklamlar bitiyor, ardından “tanıtıcı reklam” başlığı taşıyan bir reklam daha yayınlanıyor.

Reklam sözcüğünün sözlükteki anlam karşılığı “tanıtım.” “Tanıtıcı reklam” ne demek oluyor peki? “Tanıtıcı tanıtım.” Şimdi pek çok kimse reklamlar bittikten sonra neden yeniden reklam girildiğini merak ediyor. Efendim RTÜK kuralları gereği program aralarına giren reklam kuşaklarının belli bir süresi var. Ama reklam da çok. O zaman televizyonlar, RTÜK’ün izin verdiği sürenin dışında bir reklam kuşağı daha icat ettiler. Üzerine “tanıtıcı reklam” yazısı konunca o, reklam kuşağı olmuyor, sanki televizyonun kendi tanıtımı muamelesi görüyor. Bir tür hülle yani.

Bir medya mensubu olarak televizyonların tek gelir kaynağının reklam olduğunu biliyor ve “Bunu yapmayın” demiyorum. Ama bari Türkçe’ye dikkat etseniz ve “Tanıtıcı reklam” garabetinin yerine başka bir şey bulsanız diyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR