Türban konusu nihayet daha düzeyli biçimde tartışılmaya başlandı. En azından artık “laiklik” vurgusu tek tük yapılıyor. Bunun yerine muhafazakâr kesimlerin toplumun diğer kesimleriyle birlikte yaşama istek ve arzuları daha ön planda.
Ancak bu tartışmalarda da bana göre kamuoyunu yanlış yöne iten noktalar var. Türban konusunu sadece muhafazakâr kesimin modern olma çabalarına bağlamaya kalkmamız da tam doğru değil, ama iyi niyetli bir çaba bu.
Türban konusunda kim bilir kaç yıldır yazı yazıyorum. Burada üzerinde ısrarla durduğum nokta şu: Kimsenin şu ya da bu nedenle başını örten kadınlarla bir sorunu yok.
Sorun bunu politik amaçla kullanmak isteyenler. Hatta açık açık soruyorum hep; gerçekten başını örtmek isteyenler kadınlar mı yoksa erkekler bu konuda daha mı atak?
Bugüne kadar izlediğim kadarıyla Türkiye’deki türban konusu kadınlardan çok erkeklerin sorunu. Tahrik eden, konuşan, bu işin bayraktarlığını yapan hep erkekler. Onların da tek amacı var, bu konuyu siyasi arenada kullanmak.
Son zamanlarda herhalde herkesin dikkatini çekiyordur. Türbanla gezen genç kız sayısında önemli artış var, bu gözle görülüyor.
Peki bu kızlar bugüne kadar inançsız mıydı, birden hidayete mi erdiler de başlarını örttüler. Üstelik başlarda türban takılıyken altta vücuda yapışmış bir gömlek ve kot pantolon, en altta da spor ayakkabı.
Bu da şunu akla getiriyor. Sıkça konuşulan mahalle baskısı giderek egemen oluyor. İyi de bu mahalle baskısını oluşturan kadınlar değil erkekler. Onlar kahvelerde, erkek toplantılarında bunları konuşuyorlar ve ortaya bir baskı unsuru çıkıyor.
Yani demem şu ki, durum kimi sosyologların dediği gibi muhafazakâr kadınların toplum içinde yer alma isteğinden biraz daha farklı. Onların çok küçük bir bölümü gerçekten böyle bir başkaldırı içinde eylem yapıyor. Diğer kadınlara kimse bir şey söylemediği için onlar zaten bir baskı hissetmiyor. Ki nitekim Türkiye’de aklı başında hiç kimse inançları nedeniyle ne bir kadını ne de erkeği asla baskı altında tutmuyor, onları küçümsemiyor, hor görmüyor.
Ama dünkü yazıda da belirttiğim gibi sözde güne uymak isterken estetikten yoksun ve banal oluverenler hariç tabii. Onların durumu ne yazık ki traji komik.
Erkekler kadınları daha rahat bırakırsa inanın her şey çok daha farklı olacak. Bir taraftan özgürlük diyenler diğer taraftan mahalle baskılarıyla kızlarının başlarını örtmeye kalkmadığı zaman gerçek demokrasinin de keyfini çıkarmaya başlayacağız.
Bu açıdan bakınca Hayrünnisa Hanım’ın Köşk’e çıkmasını bile bunun için bir fırsat olarak görebiliriz. Eğer bir numaralı hanımefendi konumunun gereğini yerine getirirse, genç kızlarımızın özgürlük alanları da genişleyecektir.
Ondan sonra sorunu bir daha tartışmayız bile. Ama erkeklerin egemenliğindeki bu mahalle baskısı iktidarın da desteği ile giderek artarsa tartışma çok daha şiddetlenecektir. Türkiye’nin buna tahammülü olamaz.
Nadire İçkale hiç rahatsız edici değil
Ünlü iş kadınlarından Nadire İçkale hac görevini yerine getirdikten sonra kalabalık yerlere girerken başını örtmeye başladı.
Nadire Hanım’a geçen akşam İstanbul’un önemli davetlerinden birinde rastladım. Yine başı kapalıydı. Ama kendine has bir türban yaratmış, son derece modern bir görünümü vardı.
Eskiden beri tanıdığım Nadire Hanım’ın bu yeni görünümü bende en küçük bir rahatsızlık bile yaratmadı. Çünkü esprisi yine eskisi gibi, tavır ve davranışları son derece içten ve en önemlisi güzelliğinden bir şey yitirmemiş.
Yani karşımda tanıdığım bildiğim Nadire İçkale vardı. Hiçbir komplekse kapılmadan eskiden olduğu gibi davetlerde bulunuyor. Kaçgöç havasında değil. İçki elbette içmiyor ama çevresindeki içenlerden de en küçük bir rahatsızlık duymadığı gibi onları da asla sıkıntıya sokmuyor.
Buna kimsenin itirazı olamaz ki. Olmuyor da zaten. Burada sıkıntı ancak “Ben inançlı biriyim, bu inancımla devlet yönetiminde olmak istiyorum” dendiğinde ortaya çıkıyor.
Yoksa başka bir anlamı yok.
Sporda hüsran
Futbol ve Basketbol Milli Takımlarımızın başarısızlıkları hepimizi üzdü. Ancak buna “Spordur, kazanmak da var kaybetmek de” deyip geçemeyiz. Futbolda Avrupa’nın en zayıfı karşısında ecel teri dökmek hiçbir bahane ile açıklanamaz.
Basketbolda ise sanki herkes canını dişine takmış da karşı takımlar çok güçlüymüş havasına girmek de olmaz. Çünkü rakiplerimiz bizden üstün olmadığı gibi kötüydü bile. Ama biz o kadar beceriksizdik ki, sonuç bu oldu.
Spordaki bu hüsranın, toplumda giderek yayılmakta olan estetikten yoksun, banal bir yaşam biçiminin bir sonucu olmasından endişe ediyorum.
Futbolda duygusal nedenlerle bir adamı takıma almak için teknik direktör değiştirmek, basketbolda milyonlarca dolarlık transferlerde bir sakata gelmemek için ürkek oynamak bana göre bunun adımları. Buna bir de “Canım sonunda ölüm yok ki” sığlığının eklendiğini görürsek hiç şaşırmam.
Aydınlardan kasıt (!)
Başbakan Erdoğan aydınlara seslenerek “Haksızlıklar karşısında bilim adamları, entelektüeller ve sanatçıların sesleri ne yazık ki yeterince çıkmıyor. Oysa insanlığın vicdanı olmaları gerek” dedi.
Bazı gazeteler bu açıklamaları biraz şaşırarak yayınlamış. Açıkçası ben de şaşırdım.
Bilim adamı, entelektüeller ve sanatçılar özünde muhalif insanlardır. Bu muhalefet ille de iktidara karşı değildir. Ama bu sayılan kişiler genelde toplumdan çok farklı düşündükleri, yaşadıkları ve davrandıkları için de her zaman muhalefet tarafına düşerler.
Gerçek anlamdaki bir entelektüeli ise muhalifler bile sevmezler çünkü onların fikir ve görüşleri muhalefetin çok ilerisindedir.
İşte beni şaşırtan bu oldu. Tayyip Bey bilim adamı, entelektüel ve sanatçılara “sesinizi yükseltin, vicdanınızın sesi olun” diyor ama, muhalefete hiç tahammülü yok ki.
Tabii eğer bu kesimden istediği, muhalefete muhalefet etmeleri ve kendisinden yana olmaları ise on sözüm yok. Ama gerçekten entelektüel olanların da kendi yanında olması mümkün değil.
Ayrıca bilim adamları, entelektüeller, sanatçılar da seslerini genellikle medya aracılığı ile duyurabilmekte. Tayyip Bey ise medyadan gelen muhalefet seslerine karşı “Bunların hepsi CHP’li” diyebiliyor. “Onlar lafları yuvarlıyor ama ben onları yuvarlarım” da diyor.
Peki, bilim adamlarının, entelektüellerin, sanatçıların seslerini yükseltmeleri halinde bunu hazmedebilecek mi?
Her şeye rağmen Tayyip Bey’den bu sözleri duymak insanı umutlandırıyor. Merakım, kim Tayyip Bey’in bu sözlerinden cesaret alarak vicdanının sesini ortaya koyacak? Ve tabii daha önemlisi bu sese Tayyip Bey nasıl bir tepki verecek? Bakalım, göreceğiz.

