Başbakan Erdoğan’ın “Velev ki siyasal simge” sözleriyle başlayan türban tartışması Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ile son buldu. Şu sıralar gözler AKP hakkında açılan kapatma davası ile Ergenekon soruşturmasına çevrilmiş durumda.
Ancak A&G Araştırma Şirketi’nin türban konusunda yaptığı son araştırma gösteriyor ki Türkiye’nin türbana bakışında bu arada ciddi değişikler var.
Araştırmada en dikkat çekici nokta, Türk toplumunun giderek türbanı laiklik karşıtı bir simge olarak görmesi. 2007 yılında yapılan araştırma ile bugünkü kıyaslandığında “türban laiklik karşıtı bir simgedir” diyenlerin oranında artış söz konusu. Bu da defalarca bu köşeden belirttiğim üzere, AKP’nin türban konusunda büyük yanlışların altına imza attığını bir kez daha kanıtlıyor.
Kamuda türban kullanımı ile ilgili bölümü de araştırmanın bir diğer ilginç maddesi. Eylül 2007’de yapılan araştırmaya katılanların yüzde 37,4’ü “kamuda türban yasak olmalı” derken, bu oran bugün yüzde 50,3’e yükselmiş. Peki, geçen 9 ayda ne oldu da fikirler değişti?
AKP seçmeninin büyük bölümünü Cumhuriyet kazanımlarını benimsemiş, Atatürk ilke ve devrimleriyle problemi olmayan kişiler oluşturuyor. Bu çoğunluk istikrarı bozmamak, zaten ip üzerinde cambazlık yaparak devam ettirdikleri hayatlarında yeni bir maceraya atılmamak için ve bir de AKP’nin ilk 5 yılda ortaya koyduğu merkeziyetçi yönetim şekline aldanarak yeniden AKP’ye oy verdi. Ancak seçimlerin üzerinden çok geçmeden Türkiye’nin yaşadığı siyasi ve toplumsal gerilimler bu kitleyi AKP’den uzaklaştırdı. Ki yine aynı araştırmada yer aldığı üzere ankete katılanların yüzde 45,9’u türban konusunda hükümeti sorumlu görüyor.
Son olarak araştırmada dikkatimi çeken, kadınlarda örtünme oranının eğitim seviyesi arttıkça azalması oldu. Diplomasız kadınların yüzde 89,7’si örtünürken bu oran lise mezunlarında yüzde 23,4’e, üniversite mezunlarında ise yüzde 10,2’ye düşmekte. Eğitim seviyesi yükseldikçe inanç azalmayacağına göre demek ki çağdaşlık ve mantık ağır basıyor.
İlk generaller değil
Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan iki orgeneralin tutuklanması AKP yandaşlarını çok sevindirdi biliyorsunuz. Ama bu kesim sevincini AKP adına değil de “darbe önlendi, pislikler ortaya çıkıyor” diyerek belirtti. Bir de üstüne “İlk kez generaller de tutuklandı” başlıklarıyla verdiler.
Bu çok da doğru değil. Türkiye ilk orgeneralini Menderes döneminde tutukladı. 33 kişinin ölümünden sorumlu tutulan Orgeneral Mustafa Muğlalı tutuklanmış ve hapse mahkûm edilmişti. Orgeneral Muğlalı hapishanede ölmüştü.
12 Mart döneminde de generaller tutuklanmıştı. 9 Mart’ta darbe yapacağı ileri sürülen Tümgeneral Celil Gürkan tutuklanmış, üstelik Özel Harp Dairesi’nin işkence tezgâhından bile geçmişti. Yine Korgeneral Cemal Madanoğlu da bu dönemde tutuklanmıştı. Şimdi televizyonlardan hiç inmeyen Mahir Kaynak da bu isimlerin muhbiriydi. Türkiye “ajan provokatör” deyimini Mahir Kaynak’la öğrenmişti. Şimdi belli ki ajan provokatörün adı “gizli tanık” olmuş. Çok merak ediyorum Ergenekon’un “Mahir Kaynak”ları kimler çıkacak. Çok şaşıracağımızı söyleyebilirim. Yine aynı dönemde bir de “bomba davası” vardı. Tıpkı bugünkü Ergenekon iddianamesine benzer bir iddianame ile pek çok kişi tutuklanmıştı. Aralarında askerler, polisler, mafya üyeleri vardı. Sanıklar arasında 27 Mayıs ihtilalini yapmış, genç ama generallerden bile güçlü subaylardan Numan Esin de bulunuyordu.
Bırakın general tutuklamayı, Türkiye bir kuvvet komutanı orgenerali bile tutuklayıp hapisle ve rütbe tenziliyle cezalandırdı daha çok yakında. Yani bir tabu falan yıkılmış değil, dönemlerin koşullarına göre yaşanıyor her şey. Abartmayın o kadar.
Tüfeğin sahibi kim?
Fıkra Eyüp Karadayı’dan: 80 yaşındaki adam doktora gider. Doktor adama sorar:
“Sağlığınız nasıl?”
“Harika doktor bey, 18 yaşında bir karım var ve benden hamile...”
Doktor birkaç dakika düşündükten sonra adama döner ve “sana bir hikâye anlatacağım” der... Avlanmaktan çok hoşlanan bir adam varmış. Her gün tüfeğini alarak ava gidermiş. Fakat bir gün dalgınlıkla yanına tüfek yerine şemsiyesini almış. Ormana gitmiş. Ağaçların arasında yürürken karşıda bir geyik görmüş. Hemen şemsiyeyi çıkarmış, nişan almış ve “Pat.. pat..” Geyik yere yığılmış...
Hikâyeyi dinleyen 80’lik adam, şaşırmış.. Doktora dönerek, “Olamaz..” demiş.. “Geyiği bir başkası vurmuş olmalı..”
Doktor cevap vermiş: “Kesinlikle öyle!..”
“Her şeyi biliyorum” böbürlenmesinin tehlikesi
Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar, iddianamede yer alan gizli tanıklardan üçünü bildiğini ama isimlerini açıklamayacağını yazdı. Gizli tanığı deşifre etmenin cezası ne kadardır bilmiyorum. Ancak bu tür yazı ve beyanlar çok tehlikeli olabilir. Hem yazan açısından hem de tanıklar açısından.
Şimdi diyelim ki tanıkları susturmak isteyen güçler var. Bunlar Şamil Tayyar’ı kaçırdılar ve zor kullanarak bu isimleri öğrendiler. Sonra da gidip bu tanıkları ortadan kaldırmaya kalktılar. Ne olacak o zaman?
Bir gazeteci böyle bir sorumluluğu üstlenebilecek kadar cesur davranabilir mi? Ya da bu “cesaret” mantık çerçevesine oturtulabilir mi?
Tanık ortadan kaldırma gibi heyacanlı sahneleri filmlerde görüyoruz. Evet öyle. Ama “Tanıkları biliyorum” gevezeliği filmlerde bile olmuyor.
Sinan Aygün olayında kafama takılan
Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün neden tutuklandı, neden 15 gün sonra serbest bırakıldı? Delillerde değişen neydi?
Tahminim: Bana sanki Sinan Aygün’e “kısa süreli” bir ceza verildi gibi geliyor. Sanki, Sinan Aygün’ün “burnunu sürttürmek” istedi birileri.
Çünkü Sinan Aygün hem karakteri hem de konumu gereği hemen herkesle ilişki içinde. Aygün’ü sabah Genelkurmay Başkanlığı’nda, öğle hükümetten bir bakanla, akşamüzeri ise iş dünyasında önde gelen biriyle, akşam yemeğinde gazetecilerle, gece de Ankara Belediye Başkanı’yla birlikte görebilirsiniz. Bu hiç şaşırtıcı değil.
Bu kadar geniş ilişkiler içinde olan birinin çok konuşması da son derece doğal. Öyle sanıyorum ki, Aygün’ün safiyane konuşmaları birilerinin canını sıktı. “Şunu biraz korkutalım” dediler gibi.
Merak ediyorum, acaba bu işin içinde Ankaralı gazetecilerin “meçhul bakan” adını taktıkları kişi olmasın? (Sinan Aygün’e geçmiş olsun dileklerimle.)
Bu gece 32. Gün’deyim, saat 23.00 sıralarında yayınlanacak.

