Sevgili okurlar; bugün seçim öncesinin en önemli günü. Çünkü bugün siyasi partiler adaylarını resmen açıklayacaklar. Kimin nereden aday olduğunu, sürpriz isimler bulunup bulunmadığını, hüsrana uğrayanları birlikte öğreneceğiz. Sonraki bir hafta her partide adaylık umudunu yitirenlerin ağlaşmalarını ve hatta partileri aleyhine yürütecekleri tezviratı izlemek zorunda kalacağız. Ondan sonra seçim havası da başlamış olacak.
Türban heyecanı
Bu dönem adaylıklarda en dikkat çekici nokta, barajı aşabilecek partilerden herhangi birinin türbanlı aday gösterip göstermeyeceği. Öncelikle tabii ki AKP’nin türbanlı bir aday gösterip göstermeyeceği merak ediliyor. Başbakan bu konuda hiç renk vermedi. Gariptir ki AKP kurmaylarının da hiçbiri türbanlı aday konusuna girmedi. Ankara kulislerine göre AKP bu seçimlerde de türbanlı aday göstermeyebilir. Sürpriz olmaz yani.
Parti önde gelir
Tabii AKP içinde türbanlı aday konusu hiç konuşulmadı ama, buna karşı özellikle bazı türbanlı yazarlar “türbanlı aday yoksa oy da yok” kampanyası açtılar. Buna en büyük tepki yine AKP içinden ve dini ağırlıkları bilinen kişilerden geldi. AKP’nin abileri, türbanlı kızları adeta azarlayarak “Ne karıştırıyorsunuz şimdi, önce iktidarda kalmak önemli” anlamına gelecek yazılar yazdılar. Türbanlı yazarlar çok kızdı buna.
TÜSİAD’ın çıkışı
Aday belirleme çalışmaları sürerken, kamuoyunda en dikkat çekici çıkışı ise TÜSİAD yaptı. AKP’ye anayasa hazırlayan ekipte bulunan bir gruba anayasa taslağı hazırlatan TÜSİAD türbanın artık mecliste olması gerektiğine inandığını belirtirken, laikliğin, Ankara’nın başkent olmasının, İstiklal Marşı’nın ve sosyal devletin kaldırılabileceğini ileri sürerek bu konuları tartışmaya açtı. AKP bunu çok beğendi.
Büyüklerin tepkisi
Ancak, TÜSİAD’ın büyük abileri bu çıkıştan pek hoşnut kalmamış. Rivayettir ki bir büyük holdingin en büyük ismi Başkan’a anında mektup yazarak “Özgürlük ve demokrasi tabii ki ana şiarımızdır ama çok önemli kararlarda ve açıklamalarda büyüklere danışmak da nezaket gereğidir” demiş. Yine rivayete göre TÜSİAD yönetimi de bunun üzerine geri adım atmış. İyi de TÜSİAD’ın bütün itibarı ve gücü de gitmiş olmadı mı?
Meclis’ten önce
TÜSİAD’ın laiklik, başkent, İstiklal Marşı konusundaki görüşlerini bir kenara bırakıp sadece türbanla olan ilgisine bakmak istiyorum, çünkü şu anda gündem bu. TÜSİAD mecliste türbanlı milletvekili istiyor. Ancak bir gariplik var; Meclis’e türban sokmak isteyenler acaba kendi işlerinde neden türbanlılara özgürlük sağlamıyorlar. Devlet Bakanı Egemen Bağış da bu konuya çok güzel biçimde değinerek bir çağrı yaptı biliyorsunuz.
Görmek istiyoruz
Egemen Bağış TÜSİAD’ın “Meclis’te türbanlı vekil görmek istiyoruz” talebine “Ne kadar güzel bir düşünce” dedikten sonra “Umarım bu hassasiyeti kendi işlerinde de gösterirler. TÜSİAD üyesi şirketlerin yönetimlerinde türbanlı kadınların da bulunduğunu artık görebiliriz” diye konuştu. İronik olduğunu tahmin ettiğim bu konuşma ile Bağış TÜSİAD’a “lafla olmaz, hayata geçirin” çağrısı yapıyordu galiba aslında.
Bağış’ın yapması gereken
Türkçemizde “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye bir deyim vardır. TÜSİAD’a fevkalade güzel bir akıl veren Egemen Bağış’ın da bu konuda katkı yapması gerek. Bağış’ın zarif eşinin VAKKO mağazaları var. Hatta bunların açılışı adeta devlet töreniyle yapılmıştı. Bayan Bağış Beyoğlu’ndaki VAKKO’yu tekrar açıyormuş. Umuyorum ve diliyorum VAKKO’nun yeni mağazasında türbanlı hanım kardeşlerimiz de çalışacaktır.
Tabii görünür olmalı
Gerçi kimi TÜSİAD üyeleri “Bizde çalışan türbanlılar var” diyebilir. Ama kastım o değil. Türbanlılar görünür biçimde çalışmalı. Örneğin bir şirketin CEO’su, satış müdürü, reklam ve halklar ilişkiler müdürü de türbanlı olabilir. Ya da ünlü mağazaların satış bölümlerinde, müşteri ilişkilerinde de türbanlılar olmalıdır. Sanıyorum Bayan Bağış VAKKO Beyoğlu’nda bu işe öncülük edecek ve türbanlı satış elemanı çalıştıracaktır.
Gizli yasak mı var?
Ancak sanıyorum Bayan Bağış’ın da diğer TÜSİAD üyelerinin de görünür yerlerde türbanlı çalıştırmaları o kadar kolay değil. Çünkü örneğin daha çok varlıklı bölgelerdeki büyük alışveriş merkezlerinde alınmış bir “gizli karar” var. Çok satışlı büyük firmalar büyük AVM’lerdeki mağazalarında veya görünür yerlerde “türbanlı eleman çalıştırmama” konusunda anlaşma imzalamışlar. Temizlikçiler falan bu kararın dışında kalıyor tabii ki.
Tamamen “duygusal”
Bir alışveriş merkezinin ortaklarından birine sormuştum “Bu kararı neden aldınız?” diye. O kişi “Karar bizim değil, mağazaların ortak kararı. Çünkü satış elemanı türbanlı olan yerlerin müşteri sayısı düşüyormuş. Onlardan talep geldi, toplantılar yapıldı ve karar alındı” dedi. Demek ki durum tamamen “duygusal.” Her nedense türbanlı elemanlar varken alışveriş yapmaya gelenler içeri girmekten çekiniyormuş.
Türbanlı müşteriye evet
Buna karşı, alışveriş merkezlerinin en çok satın alan müşterilerinin de türbanlı kadınlar olduğu ileri sürülüyor. Pek çok mağaza sahibi “türbanlılar gelip dünyanın alışverişini yapıyor, onlar olmasa işlerimiz çok kötü olur” diyorlar. İşe bakın ki, türbanlı eleman satışı düşürüyor, türbanlı müşteriler ise satışları patlatıyor. Özellikle mücevher satıcılarının keyfinin çok yerinde olduğunu gözlemliyorum.
O halde başka kampanya
Şimdi bazı türbanlı yazarlar “türbanlı aday yoksa oy da yok” diyor ya, bu sloganı geliştirmeleri gerekmiyor mu? Örneğin “Türbanlı çalıştırmayan mağazalardan alışveriş yapmıyoruz” demek neden akıllarına gelmez? Anlaşılan Meclis’e türbanlı sokmak alışveriş merkezlerine ya da lüks mağazalarda türbanlı çalıştırmaktan daha kolay geliyor. Doğru. Meclis’te risk yok. Ama başka yerde türbanlı istemek galiba biraz cesaret işi.
Kızlar niye okur?
Yıllardır “Türkiye’de eğitim özgürlüğü olmadığı için okuyamayan kızlar” ağıtları yakılıyor. Pek çok kızımız evinde oturmaya mahkûm bırakılırken, parası olanların ise yurt dışında, “türbana özgürlük sağlayan ülkelerde” okuduğu söylenir. Yabancı okullarda “özgürce” okuyan çok sayıda kızımız başarıyla diplomalarını alıp Türkiye’ye geliyorlar. Peki neden onların uzmanlıklarından yararlanmak gelmiyor hiç akıllara.
Nerede dindar sermaye?
TÜSİAD söz konusu olunca, ister istemez örnekleri de sosyetenin gittiği mağazalardan vermek durumunda kalıyor insan. Oysa vitrini olmayan pek çok büyük şirket, holdingler de var. Ama bakıyoruz onlarda da türbanlı yönetici hiç yok. Üstelik dindar olduğunu söyleyen, bu nedenle MÜSİAD’ta birleşen iş adamlarının şirketlerinde de etkili makamlarda türbanlı kadınlar oturmuyor. Peki bu kızlar boşuna mı okudular dışarıda yıllarca?
Dış ilişkiler bahanesi
Anladığım kadarıyla büyük şirketler “dış ilişkileri nedeniyle” yetkili makamlara türbanlı getirmiyor. Katar’ın, Bahreyn’in, Dubai’nin kadın yöneticilerinin başının açık olduğu taplantılarda, türbanlı bir Türk kadını olması “imaj” bozuyormuş. Öyle söylüyorlar özel sohbetlerde. Madem imaj bozuyor, peki üniversite kapılarında biriken türbanlı genç kılara bunu neden anlatmıyorlar acaba? Burada bir samimiyetsizlik yok mu?
Türbanlıların rahatlığı
Son olarak bir noktaya daha değinmek istiyorum. Türbanlı kadınlar “özgürlük ve demokrasi” adına TV ekranlarında erkeklerle kıyasıya çatışıyor. Benim merakım şu; bu türbanlı kadınlar kendi camiaları içinde erkeklerle aynı masada oturup, tıpkı TV’deki erkeklerle tartıştıkları gibi kendi görüşlerinden erkeklerle tartışabiliyorlar mı, yoksa bir köşede sadece laf mı dinliyorlar? Cevaplara göre konuyu tekrar tartışırız, çünkü bence işin en önemli noktası bu. Kamuoyu önündeki özgürlük kendi yaşam alanlarında da geçerli mi?
Hepinize iyi haftalar.
Türban şimdi ayaklara dolanıyor
Haberin Devamı

