Önceki hafta pazar günü Silahlı Kuvvetler’le ilgili yazdığım yazıya pek çok olumlu-olumsuz tepki aldım. Halen tutuklu olan Tümamiral Semih Çetin de yazıdan duyduğu üzüntüyü ve duygularını anlatan bir mektup gönderdi.
Bu mektubu sizlerle paşlaşmak istiyorum:
“Sayın Ataklı; sözde Balyoz Hârekat Planı Soruşturması kapsamında 25 Şubat 2010 tarihinden itibaren Hasdal Cezaevi’nde tutuklu bulunuyorum. Bu arada tahliye edilip yeniden tutuklandığımız birkaç günlük süreyi saymazsanız yaklaşık 7 haftadır cezaevindeyim. Üzülerek okuduğum ve bazı bölümleriyle bana cevap hakkı doğurduğunu düşündüğüm 19 Nisan 2010 tarihli yazınız üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin personelini daha iyi tanımanıza yardımcı olması ümidiyle bu mektubu gönderiyorum.
Öncelikle yazınızın istemeden de olsa Türk Silahlı Kuvvetleri’ni zayıflatmak ve halkın gözünde küçük düşürmek maksadıyla yürütülen hayasız bir savaşın amacına hizmet ettiğini düşünüyorum. Bu savaşta amaç, düzmece bulgu ve belgelerle teğmeninden amiraline ve generaline kadar onlarca şerefli Türk subayının tutuklanmasını sağlamak, böylelikle bir yandan bu personel hakkında komutanlarının kafasında şüphe yaratırken, diğer yandan da aynı personelin uğradıkları büyük haksızlığa engel olamadıkları düşüncesiyle komutanlarına olan sevgi ve saygısını ortadan kaldırmaktır. Ancak şurası iyi bilinmelidir ki gerektiğinde bu vatan uğrunda gözünü kırpmadan can vermek üzere yemin etmiş biz şerefli Türk subayları haksız yere hapse atıldık diye düzmece belgeleri düzenleyen alçakların oyununa gelecek değiliz. Bir generalin savcının karşısında dil dökmesini anlamakta zorlandığınızı yazmışsınız. Amirallerle aynı duygu ve düşünceler içerisinde olduğunuzu varsayarak anlamanızı kolaylaştırmak isterim. Yapılan mesnetsiz ithamlar cevaplanmadığı taktirde bunun ‘Cumhuriyet savcısına ifade vermeye tenezzül etmediler’, ‘yargıya hakaret’ ya da ‘yargıya da saygıları yok’ başlıklarıyla istismar edileceğinden emindim.
1 Nisan’da 19 subayı tahliye eden hâkimin karar öncesi ve sonrası medyada benzer başlıklarla linç edildiğini ve birkaç köşe yazarı dışında bu duruma kimsenin tepki vermediğini hatırlatmak isterim. Ayrıca iyi niyetlerine inanmak istediğim savcıları plan, plan semineri gibi yabancı oldukları askeri konularda aydınlatarak ellerindeki belgelerin tamamen düzmece olduğunu kanıtlamaya çalışmanın neresi yanlış? Bunun dik duruşla ne ilgisi var doğrusu ben anlayamadım.
Rapor alıp hastane köşelerinde saklanmaya gelince. İleri derecede bel fıtığı rahatsızlığım var. Cezaevinde iken durumum kötüleşince doktor hastaneye sevk etmek istedi. Cezaevi aracına binmeyi onuruma yediremediğim için gitmedim. Tahliye olduğumda tedavi için hastaneye yattım. Doktorun ameliyat önerisi yanlış yorumlanır endişesiyle, tedaviyi yarıda kesip yeniden tutuklama kararına uyarak cezaevine geri döndüm. Yazınızı okuduğumda ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. Beni üzen bu yorumun bizleri yargılanmadan şimdiden mahkûm eden maksatlı medyadaki yazarların değil, sizin gibi neler olup bittiğinin farkında olduğunu sandığım bir köşe yazarının kaleminden çıkmış olmasıdır. Vatan savunması için ölümü göze almış insanların hapisten kaçmak için bir sağlık sorunu olmadan hastaneye yatabileceğini nasıl düşünebilirsiniz inanamıyorum. Halen hastanede yatan güvenmediğinizi belirttiğiniz generalleri ziyaret ettiğiniz taktirde bu yargınızın değişeceğine eminim.
Sayın Ataklı;
Şu an yaşadıklarımıza en çok üzülen insanlardan biri olduğunuzu biliyorum. Ama yazınızın bazı bölümleriyle maksadını aştığını düşünüyorum. Moralinizi bozmayın ve bizlere güvenin, ancak sakın acımayın. Er ya da geç yüce Türk adaleti önünde aklanacak ve girdiğimiz gibi başımız dik çıkacağız buradan. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de bu süreçten bazılarını umduğu gibi zayıflayarak değil, daha da güçlenerek çıkacağından endişeniz olmasın. Saygılarımla, Tümamiral Semih Çetin”
AKP darbeler konusunda samimi değil
Anayasa değişiklikleri AKP oylarıyla tek tek geçiriliyor. Önceki gece darbeciler tarafından 1982 Anayasası’na konan geçici 15. maddenin kaldırılması görüşüldü ve kabul edildi. Böylelikle 12 Eylül yönetimini sorumsuz kılan bu madde ortadan kalkmış oldu.
Ancak yeni düzenleme ile darbe yapanlara yargı yolu açılmış olmadı. Bunun farkına varan CHP’liler “12 Eylül’ü gerçekleştirenlere yargı yolunun açılmasını” öngören bir önerge sundular. Ne gariptir ki AKP milletvekilleri bu önergeyi reddettiler.
Demek ki AKP darbe ile hesaplaşmak konusunda samimi değil. AKP için tek önemli olan şey, kapanma tehlikesini bertaraf etmek ve yargıyı kendi emrine sokmak. Darbeye karşı olma, özgürlüklerden, demokrasi ve hukuktan yana tavır alma tamamen gösterişten ibaret. Bugüne kadar “darbe” bağırtıları çıkaran maskeli faşistlerin ise bu konularda nedense hiç sesleri çıkmıyor.
O yazıyı neden yazdım
Tümamiral Semih Çetin’in de bir mektupla üzüntülerini belirttiği yazım çok ses getirdi. Pek çok kişi yazının ağır olduğunu belirtirken bazı generallere haksızlık yaptığımı söyleyenler de oldu.
Örneğin dik duruşa örnek olarak sadece emekli Orgeneral Çetin Doğan’ı göstermemi yanlış bulanlar oldu. Bir emekli korgeneral aradı örneğin ve “Korgeneral Engin Alan yazınızı ilgiyle okudu ama rapor alma konusunda çok üzüldü, çünkü gerçekten çok hasta ve böyle bir durumda rapora sığınacak karakterde biri değil” dedi.
Evet, elbette eleştirenler ve üzülenler olacaktır. Ama bana göre o yazı mutlaka yazılmalıydı. Bugün askerden umut bekleyenlerin sayısı elbette çok azdır ama halkın ezici bir çoğunluğu askerin içine düştüğü-düşürüldüğü yürekler acısı durum nedeniyle kahroluyor.
Askerin en basit konuda bile cevap verememesi, Genelkurmay Başkanı’nın sürekli doğru konuşmayan adam durumuna düşmesi, meslektaş dayanışması bile yapamaması çok dikkat çekiyor.
Tüm bunları “demokrasi ve hukuka bağlılık” olarak açıklamak teknik olarak doğru olabilir ama halkın gönlünde bu etkiyi yaratmadığı da başka bir doğru.
O yazıyı yazarken ben de üzüldüm ve bazı kalplerde kırgınlık yaratabileceğimi düşündüm. Ama bundan kaçarken halkın duygularını görmezden de gelemezdim.
Tanık olduğumuz son olaylar, her bir köşesi cennet vatanımızın artık, “Her bir köşesi CİNNET vatan” olduğunu gösteriyor!
(Gani Yıldız)

