Sevgili okurlar; Şemdinli’deki alçak saldırıdan iki gün önce, hain teröre karşı verdiğimiz şehitler adına isyan etmiş ve “Yeter artık” diye haykırmıştım. Bu yazım beklediğimin çok üzerinde bir ilgi gördü. Belli ki milyonlarca insanın içindeki fırtına ve isyanı dile getirmişim. Gördüğüm kadarıyla bu yazı arkasından gelen ve 11 askerimizi şehit eden saldırı, isyanı adeta bir kasırgaya çevirdi kamuoyunda.
Yanlış değerlendirmeler
Hemen belirtmeliyim ki, tamamen duygularımı yansıttığım bu yazıyı yanlış değerlendirenler de oldu. Özellikle her şeye rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Atatürk Cumhuriyeti’nin sarsılmaz koruyucusu olarak görenler arasında, orduyu yıpratma kampanyasına benim de katıldığımı ileri sürenler çıktı. “Bu dönemde askeri yıpratmayın” diyenlere mutlaka söylemek istediklerim var.
Askerin tepe noktası
Eğer yazılarım bir eleştiri olarak algılanıyorsa, herkes bilmeli ki bu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik bir eleştiri değildir. Bu eleştirilen ordunun tepe noktasını işgal eden, ama yerlerini dolduramayanlara karşıdır. Elleri kolları bağlı olduğu halde terörle mücadeleyi, iktidarın baskısı altında gerektiği gibi yapamayan ama bunu çıkıp kamuoyuna açıklama cesareti de gösteremeyenleredir.
Sorumluluk mu bağımlılık mı?
Genelkurmay Başkanlığı hükümete karşı sorumludur. Ancak son üç dönemin Genelkurmay Başkanları bu sorumluluğu neredeyse bir bağımlılık haline getirdi. Tabii bunda iktidarın özellikle maskeliler eliyle yürüttüğü yoğun yıpratma ve karalama kampanyasının büyük etkisi var. Ordunun en seçkin isimlerinin sabahın kör karanlığında terörist sıfatıyla gözaltına alınması, tutuklanması bir orduda moral bırakır mı?
Demokrasiye saygı
Üst düzey komutanları anlamak istiyorum. Elbette Türkiye Cumhuriyeti’ne, demokrasiye ve hukuk düzenine bağlılıklarını göstermek için zaman zaman pasif kalabilirler. Ancak eğer gerçekler birer birer açıklanmazsa, kamuoyu bu saygıyı zafiyet olarak görmeye başlar. Bu da orduya olan güveni sarsacağı gibi ordunun iç düzenini de sarsar. Moral yok olur, başıbozukluk kendisini gösterir.
Büyükanıt olayı
Bir örnek vermek istiyorum: Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanıyken, Meclis Silahlı Kuvvetler’e sınırötesi operasyon izni verdi. Hükümet de bu konudaki kararını askere bildirdi. Askerimiz Irak’ın içine girdi. Tam operasyonların ortasında ABD Başkanı Bush “Türk ordusu Irak’tan derhal çıksın” dedi. Askerlerimiz geri çağrıldı. Türkiye şaşkındı. İktidar büyük sıkıntıya giriyordu.
Hükümeti savunuverdi
İşte tam bu sırada Genelkurmay Başkanı Büyükanıt “Amerika’dan talimat gelmedi. Operasyon başarıya ulaştığı için askerimizi ben geri çağırdım” deyiverdi. Oysa talimat hükümetten gelmişti, Büyükanıt ise her nedense bütün sorumluluğu üstlenmişti. Tabii Büyükanıt böyle konuşunca herkes sustu, hükümete yönelik eleştiriler de havada kaldı. Büyükanıt bu çıkışı yapmasa kamuoyu gerçeği öğrenecekti.
Şimdi sıra Başbuğ’da
Aynı tavrı şimdi İlker Başbuğ’da görüyoruz. Şemdinli’deki hain saldırıdan sonra tüm sorumluluğu kendi üzerine aldı ama bundan da bir kahramanlık hikâyesi çıkarmaya soyundu. Askeri olarak söylenecek şeyler elbette vardır ama, bu terörün artmasındaki iktidar payını neredeyse tamamen örten bu garip savunma İlker Başbuğ’un kalitesine hiç yakışmadı gibi geliyor bana.
Askeri hata olabilir
Şunu bilmeliyiz ki, eğer bir terör tehdidi ile karşı karşıya iseniz, ne kadar hazırlıklı olursanız olun kayıp verebilir, ağır darbeler yiyebilirsiniz. Bölge şartları, teröristlerin bölge hâkimiyeti, yine teröristlerin kalleşçe davranması sizin sisteminizi bozabilir. Ancak kamuoyu şehit edilen askerlerimizin hesabının sorulup sorulmadığını merak edecektir. Saldırıya uğrayabilirsiniz, ama saldıranların sır olmasını kimseye anlatamazsınız.
Kahramanlık hikâyeleri
Son saldırıda çatışan askerlerimizin kahramanca davrandıklarından kimsenin şüphesi yok. Sorun onların orada yalnız bırakılmaları, yardımın geç gelmesi ve teröristlerin ellerini kollarını sallayarak kaçmalarıdır. O zaman bu millet “Vergilerimizle aldığınız o helikopterler, zırhlılar, silahlar nerede?” diye soracaktır. O askerleri orada yalnız bırakıp sonra “kahraman gibiydiler” demenin yararı yok.
Ya ABD’ye teşekkür
Tabii bir de Genelkurmay Başkanı’nın ABD’ye teşekkürü var. Ne derse desin zihinlerde istihbaratın yabancı bir ülkeye verilmesinin yarattığı kuşku var. Buna rağmen Başbuğ’un hiç gereği yokken “ABD istihbarat verdi, desteği devam ediyor” demesi kamuoyunda hiç de hoş karşılanmadı. O zaman “Peki madem ABD istihbarat verdi, niye saldırıya engel olamadınız” diye sormayacak mıyız?
Savaş görüntüsü
Başbuğ, Başbakan’ın propagandasına da alet oldu örneğin. Şehit cenazelerinin Amerikanvari biçimde dizilmesi, Başbakan’ın ABD Başkanı türü gelişi, Başbuğ’un karşılaması hoş görüntüler değildi. Ama en kötüsü güya kararlılık adına saldırı noktasında çektirilen fotoğraflardı. Çömelmeyi bir kenara bırakın, fotoğraf görüntüsü bir terör mücadelesinden ziyade “devletlerarası savaş alanı” portresi çiziyordu. Bu PKK terörüne verilmiş en büyük ödül gibiydi.
Sahte kutlamalar
Bu arada son yazılarımı hararetle kutlayanlar(!) arasında çok sayıda AKP’li ve maskeli faşist olduğunu da söylemeliyim. Özellikle her fırsatta Türk askerini kötülemeye, karalamaya çalışanlar, yazılarımı bahane ederek asker karşıtlıklarını dile getirme fırsatı yarattılar kendilerine. Kürt sorununu kendi siyasetlerine malzeme yapmak isteyenler, bu kurnazlığını fark etmediğimi de sanmasınlar sakın.
Kahreden son saldırı
İstanbul’da dün 4 askerimizin şehit olmasına bir genç kızımızın hayatının baharında aramızdan ayrılmasına olan üzüntümü de dile getirmeden geçemeyeceğim. Şimdi merak ediyorum: “Size büyük kentleri zindan edeceğiz” diyen milletvekili acaba ne yapacak? Demokrasi gereği iktidar ve yandaşları yine susacak mı? Bir küçük protestoda bile bulunmayacaklar mı?
Terör tırmanıyor. İktidar gerekli önlemleri almazsa bu hali OHAL bile çözemeyecek! (Gani Yıldız)

