İstanbul trafiği ile ilgili dünkü yazımda, trafik polisi sayısının yetersiz olduğunu, bunun sonucunda en sıkışık saatlerde ortada hiç polis görünmediğini dile getirmiştim.
Tabii emniyet müdürlüğü bu tür yazılardan alınıyor. Oysa bu bir durum saptamasıdır. Rakamlar ortada, 14 milyonluk koca kent 500’e yakın trafik polisiyle denetlenmek isteniyor. Bu da olmuyor. Bence buna önem verilmeli.
* SÜRÜCÜLER: Bugün, asıl soruna, yani sürücülerin durumuna değinmek istiyorum. Çünkü İstanbul trafiğinin arapsaçına dönmesinin açık ara birinci sorumlusu, aslında sürücüler. Geçenlerde trafik sınavına hazırlanan birinin kitabını alıp baktım biraz. Benim sınava girdiğim dönemdekinin neredeyse iki katı kalınlıkta bir kitap. Trafikle ilgili tüm kurallar yazılı.
* EZBERLERDİK: Bizim zamanımızda buna benzer bir kitabı adeta ezberlerdik, sınavda bunların büyük çoğunluğu sorulurdu, kitapta yazanın dışında bir kelime bile yazsanız o cevap yanlış sayılırdı. Herkes kuralları ezerlediği için, ehliyeti aldığı an bunların hepsi zihninden çıkıp giderdi. Oysa şimdi, önce kursa gidiliyor, o kurallar aylar süren eğitimde öğretiliyor, uygulaması gösteriliyor. Ayrıca ezber de gerekmediği için öğrenilenlerin akılda kalması gerek mantıken.
* SANKİ SINAV İÇİN: Öyle olmuyor işte. Yine ehliyeti alan, sanki o kurallar sırf sınav sorusu olsun diye öğretilmiş gibi, dağdan inip de arabayı ilk defa görenlerin şaşkınlığı ile direksiyon başına geçiyor. Kural mural hak getire olunca da trafik arapsaçına dönüveriyor.
Bütün sürücüler bozmadan kurallara uysalar, kent içi trafiği yarı yarıya azalacaktır, isteyen herkesle iddiaya girerim. İşte o zaman yol ve trafik hataları ile polislerin yetersizliği de daha anlaşılır ve görünür olacaktır.
* TRAFİK-DEMOKRASİ: Kimi zaman trafik kuralları ile demokrasiye uymak arasında müthiş bir bağ kurarım zihnimde. Trafik kurallarına uymayanların, trafikte “kurnazlık” yaparak öne geçtiğini sananların aslında demokrasi, insan hakları ve hukuk konusunda da çok yetersiz olduğunu düşünürüm. Kurallara bakın sonra siz de zihninizden bu fikri bir geçirin, bakalım haksız mıyım?
* ÖNEMLİ HATALAR: Hemen aklıma gelen ve trafiği mahveden birkaç önemli hatayı sizlerle de paylaşmak istiyorum. Örneğin, önünüzdeki kavşakta “yeşil ışık” yanıyor. Ama ışıktan sonrası durmuş. Siz bunu göre göre kavşağa giriyorsunuz, ama ortasında kalıyorsunuz. Tam o sırada diğer yöne yeşil ışık yanıyor ve siz yolu kapattığınız için orası da duruyor. Tabii bu durumda tam diğer taraftan gelen yol için kırmızı yanıyor, ama bu kez hırsla geçmeye çalışan bir başka araç sizin arkanızdan gelen trafiğin önünü kesiyor.
* AKIL-MANTIK: Oysa biraz akıl ve mantıkla baksak; yeşil yansa da önümüzdeki trafik yürümüyorsa hiç olmazsa diğer tarafa yol versek birazdan biz de kurtulacağız belki ama, ne desem nafile. İşte polisi bu durumlarda arıyor insanın gözü.
Trafiği en sıkıştıran “kötü” ve “kurnaz” uygulamalardan biri, daralan trafiğe en sağdan ya da en soldan gelip “kaynak” yapmaya çalışılması. Oysa yollarımızdaki yer çizgileri gerçekten mükemmel. Üçgen biçiminde içi enine çizgili bölgeler aslında yol değildir, o çizgiler buranın üzerine çıkılmamasını emreder. Normalde belki buraların kaldırım gibi yüksek yapılması daha doğru. Ama trafik kurallarını koyanlar, insanlara değer verdiklerinden buraları yükseltmek yerine çizgiyle göstermişler.
* GEÇİŞ YERİ Mİ?: Bizim sürücüler ne yapıyor, o çizgili yerleri, birkaç arabanın önüne geçebilecek bir geçiş yeri olarak kullanıyor. O çizgilere uyulsa trafik daralsa bile sıkışmayacak sadece yavaş akacak. Aynı şekilde emniyet şeridini ya da sağa veya sola ayrılan şeridi düz gitmek için kullananların yarattığı kargaşa da trafiği içinden çıkılmaz hale getiriyor.
* BOŞLUK BENİMDİR: En sık yapılan hatalardan biri de “gördüğü her boşluğa girme” hastalığı. Bizim sürücüler nedense kendi şeritlerine asla uymaz. Öndeki araç yavaşladığı an kendini hemen sağa ya da sola atar. Bu bir iki saniyelik duraksatmaların 10 dakika içinde bütün bir bulvarın trafiğinin sıkışmasına neden olduğu ise kimsenin aklına bile gelmez.
* EĞİTİM BOŞ LAF: Trafik polisinin yapması gereken işte bu noktalarda bulunmak, hiç acımadan ağır cezalar kesmektir. Herkesin ağzında “bir eğitim” lafıdır gidiyor. Açık söyleyeyim bunu eğitimle ilgisi yok. Ehliyet alınırken her şey öğretiliyor. O çok bayıldığımız batı ülkelerindeki halk çok akıllı olduğu için değil en küçük bir kural hatasında çok ağır cezalar ödediği için trafik kurallarını öğrenmiştir, bunu unutmayın.
On üç yaşındaki bir kıza tecavüz edenlere, hem cezaların alt sınırları uygulanmış, hem de “iyi halleri” nedeniyle cezalarda indirim yapılmış.
Hukuk sistemimizin hali, sanıklarınki kadar
“iyi” gözükmüyor!
(Gani Yıldız)
Dünyanın ilk şarabının üretildiği yere seyahat
Yeni Rakı, Kayra Şarapları (MEY) grubunun yöneticisi Galip Yorgancıoğlu “Elazığ’a bağ bozumuna gidiyoruz, gelir misiniz?” deyince hiç tereddüt etmedim. Bir kere yolum nedense hiç Elazığ’a düşmemişti, sonra Türkiye’deki şarapçılığı çok merak ediyordum. Üç gazeteci, Ertuğrul Özkök, Mehmet Tezkan ve ben pazartesi sabahı kalkıp Elazığ’a uçtuk. Bir de Serdar Turgut gelecekmiş ama o son anda herhalde daha cazip geldiği için Floransa’ya gitmiş. Gazetesinin Genel Yayın Müdürü de orada olunca, ağzımızı açmadık tabii, adam haklı, ne yapsın.
Uçaktan iner inmez soluğu Şükrü Baran Bağı’nda aldık. Harika bir kahvaltı eşliğinde, şarapçılıkla ilgili ilk bilgileri almaya başlamıştık bile.
Önce Şükrü Baran‘dan söz edeyim. Elazığlı bir işadamı. 2001 yılına kadar İstanbul’da işini yaptıktan sonra, karar veriyor ve doğduğu kente, köyüne geri dönüyor, kazandığı paranın bir bölümünü buraya yatırmaya karar veriyor.
Bu bölge dünyanın en eski bağcılık ve dolayısıyla şarapçılık bölgesi.
Baran köyünün hemen bitişiğindeki araziya bağ kuruyor, o ünlü “öküzgözü” üzümünü yetiştirmeye başlıyor. Ama klasik bağcılık yapmıyor, en modern ve yeni teknoloji ve anlayışla kuruyor yeni düzenini. Bu idealist Elazığlının çabası sonucunu çabuk veriyor, dünya çapında şarapçılığa soyunan Kayra ile ortaklığa gidiyor.
2006’da Amerika’dan Winemaker yani şarap yapıcısı Daniel O’Donnel‘le anlaşıyorlar. Dünyanın sayılı şarap yapıcılarından O’Donnel bir yandan bağcılık konusunda yoğun çalışmalar yaparken diğer yandan da, Kayra’nın Fransa lokantalarına bile giren yeni markalarını yaratıyor.
Kayra İmperial Öküzgözü, Kayra İmperial Şiraz, Kayra Vintage Cabarnet Sauvignon, Kayra Vintage Chardonary, Buzbağ Rezerv şarapları çeşitli uluslararası yarışmalarda ödüller kazanıyor. Galip Yorgancıoğlu “Elazığ dünyanın ilk şarap yapılan yeri, peki biz niye dünyanın en iyi şarabını burada yapmayalım” diyor ve ideallerinin bu olduğunu söylüyor, ki bu bu sırada az önce saydığım şarapların tadına bakıyoruz. Aramızda Ertuğrul Özkök gibi bir “şarap üstadı” olunca, onun gözlerine bakıyoruz, o da “Çok güzel, gerçekten içtiğim en güzel şaraplardan bunlar” diyor ve biz de katılıyoruz ona.
Kayra Tekel özelleştirmesinden almış Elazığ Şarap Fabrikası’nı. Fabrika Atatürk’ün emriyle kurulmuş. O büyük insanın ülke kaynaklarını değerlendirmek için nasıl hamleler yaptığını bir kere daha görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Sonra o gün kurulan fabrikanın mimarisi ve kullanışlığı ile Tekel’in daha sonra yaptıklarını karşılaştırıyoruz. İlk yapılanlar çok daha iyi.
Sonra, çok partili dönem başlamış, güya demokrasi gelmiş, ama her şey bozulmuş.
Elazığ ile ilgili pek çok notum var, daha sonra yazacağım tabii.
Efsane dizi Dallas geri dönüyormuş. Yapımcılara tavsiyemiz, senarist sıkıntısı halinde ülkemize uğrasınlar, zira yandaş medyada çok parlak arkadaşlar var!
(Gani Yıldız)

