Toplumsal dengemiz nasıl bozuldu?

Haberin Devamı

Dün yazdığım yazıda “Birbirimizi anlamalıyız” söyleminin ne kadar tehlikeli ve bölücü bir şey olduğunu anlatmaya çalışmış ve yazının sonunda “Türkiye’nin toplumsal dengesinin nasıl bozulduğunu” da bir sonraki yazıda anlatacağımı belirtmiştim.
Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 tarihinde kuruldu. Ülke insanı emperyalizmin ahtapot kollarını kesip atarak özgürlüğüne kavuşmuş ve yepyeni Türkiye’yi inşa etmeye karar vermişti.
Cumhuriyet’i kuran kadrolar yeni Türkiye için radikal kararlar almak zorundaydı. Çünkü aksi takdirde eski hatalar çok kısa sürede tekrarlanır, ülke yeniden derin bir kuyuya düşebilirdi.
Bu nedenle bir dizi devrim yapıldı. Yeni Türkiye mutlakiyet rejiminden çıkmış halkın iradesini önde tutan, bugün için elbette sayısız eksiği olan, ama o günün koşullarında demokrasi olarak kabul edilebilecek bir sisteme geçmişti.
Başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’i kuran kadrolar eski yönetim biçimiyle bağların tamamen koparılması gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle laiklik ilkesi ilk fırsatta anayasaya girdiği gibi hayata da geçirildi.
Buradaki temel amaç artık devletin din kurallarına göre yönetilmemesiydi. Ama bu gerçekten çok zor bir değişimdi. Yüzlerce yıl boyunca fetva alarak karar veren yönetici kesiminin bir anda çağdaş hukuka ve yaşam biçimine uyum sağlaması elbette kolay değildi.
Bunun tek çaresi halkın din ve inanç özgürlüğüne hiç karışmamak ama aynı şekilde bunu devlet yönetimine de karıştırmamaktı. Nitekim Cumhuriyet’in ilk kadroları da bunu yaptı. Tabii bunu yaparken, tüm nüfuzları ellerinden alınmış küçük dinci çevrelerin tepkileri de oldu. Onlar eski durumlarına gelmek için mücadele ederken bir yandan da Cumhuriyet kadrolarını dinden uzaklaşmakla suçladılar.
Ancak genç Cumhuriyet’in kurucuları bunlara hiç aldırmadan yollarına devam etti.
Ama bu süre içinde ne kimsenin namazına, ne orucuna kimse karışmadı. Devlet yönetimine de bu sistemi getirmek hariç herkes dini inancının gereğini en özgür biçimde yerine getirdi.
Toplum bu barış ortamında aykırı olanları elbette biliyordu. Kimse namazında niyazında olana “yobaz, softa, gerici” damgası vurmadı.
Oysa toplumda gerçekten yobaz olanlar biliniyordu ama onların fazla hükmü yoktu, çünkü Türk halkı laikliğin verdiği özgürlükle dilediği gibi yaşayabiliyordu.
Denge ne zaman bozulmaya başladı? 1990’lı yılların ortalarına doğru o zamanki Refah Partisi’nin kadını ve siyasal İslam’ı keşfetmesi ve buna kimi sözde aydınların demokrasi adına destek vermeleriyle iş çığırından çıkmaya başladı.
İnançla fikri birbirine karıştıran hatta bunu bilerek yapan çevreler bir yandan laiklik karşıtlığını yükseltirken diğer yandan demokrasi söylemiyle zihinleri karıştırdılar.
Laikliğin bir yaşam biçimi olduğu gerçeği bir kenara itilerek, bunun din açısından ve hatta Kuran’a dayanarak doğru olup olmadığı tartışılması başlatıldı. Böylelikle Türk halkının adalet duygusu sömürüldü. Türkiye’de sanki inanan insanlara baskı yapılıyormuş, yasaklarla hayatları zindan çevriliyormuş havası yayıldı.
Sonuçta aslında Cumhuriyet rejiminin ve laikliğin keyfini süren milyonlarca insanın kafasında oluşan sorular yumağı birbirine girdi.


*****



Çarşaflı bakan eşi

Erdoğan’ın yeni hükümetindeki bakanlarla ilgili her gün yeni bilgiler alıyoruz. Gerçi bunların çoğu zaten bilinen şeyler. Ancak dün öğrendiğim bir konu var, ama kendim görmediğim için kesin yazamam.
Söylenenlere göre hükümete giren bakanlardan 14’ünün eşleri türban takıyor. Ancak içlerinden biri varmış ki, türbanla yetinmeyip kara çarşafla dolaşıyormuş.
Tayyip Bey’e çok yakın isimlerden olan bu bakanın eşi etrafta da çok görünmüyormuş. Bu nedenle bu hanımın kara çarşaf giydiğini AKP’lilerin bile pek çoğu bilmiyormuş.
Ancak şimdi artık bakan eşi olduğuna göre eninde sonunda bir yerde görünecek. Tabii o zaman eleştirilere neden olmamak için çarşafını çıkarıp o da türban takabilir. Ancak bu dedikoduyu bana ileten kişi “Bence kısa vadede asla ortaya çıkmayacak. Çünkü giydiği çarşaf tüm yüzünü de örtüyor, sadece gözleri görünüyor. Bundan vazgeçmesi pek mümkün olmaz” dedi.


*****



Umman’la ilgili televizyonda görmediklerim

Hafta içinde bir sabah televizyonda Umman’la ilgili bir program izlediğimi belirterek “Dikkatimi çekti, sokaklarda hiç kadın yok. Oynayan çocuklar arasında kızlar bile göremedim” diye yazmıştım.
Ardından da bu tür ülkelerde kadınların özgürlüklerinin fazla olmadığını da eklemiştim.
Bu yazımdan sonra Umman’da iş yapan bir şirketin yöneticisinden mesaj aldım. Bana Umman konusunda yanıldığımı, gerçeğin farklı olduğunu anlatıyordu. Size bu mesajı aynen aktarmak istiyorum.
Can Bey,
Yazılarınızı zevkle okuyorum (her ne kadar seçimlerden sonra içeriği yumuşasa da).
Bugün Umman ile ilgili seyrettiğiniz programdan izlenimlerinizi yazmışsınız, Umman’ın başkenti Muscat’ta yaşıyor olmam sebebiyle bazı düzeltmeler yapmak istiyorum. Zira o televizyon programında gördüğünüz şeyler gerçekle uyuşmuyor.
Gördüğünüzün aksine kadınlar burada daima sosyal/iş/ekonomi hayatının içindeler, her yerde görebilirsiniz. Belki şu anda şaşıracaksınız ama kadınlara baş örtüsü takma zorunluluğu yok, isteyen başı açık isteyen geleneksel olarak örter. Burada saçını tamamen kapatma zorunluluğu yok. Araba sürebilirler ve eşlerini yanlarına almalarına da gerek yok dışarı çıkmaları için. Plajlara gittiğinizde kadınları tek başına güneşlenirken, yüzerken görmeniz çok mümkün, kimse de dönüp bakmaz.
Umman’da oldukça hareketli bir ekonomik gelişme var, bilinen uluslararası firmaların hemen hemen hepsi burada, azımsanmayacak sayıda da Türk inşaat firması burada (STFA, TEKFEN, INCO...)
Sultan Kabus, ülkeyi oldukça barış içinde yönetiyor, burada bulunduğum süre içinde bırakın kargaşayı en küçük kavgaya dahi şahit olmadım.
Lüks otellerde isterseniz içki içebilirsiniz, eğer kartınız var ise içki dükkanlarından içki satın alabilirsiniz (Gayrımüslimler için).
Kiliseler ve tapınaklarda (Budist-Hindu) ayinlere katılabilirsiniz...
Muscat, dünyanın en temiz şehirlerinden birisi, gecenin ikisinde yolları temizleyen işçileri gördüğünüzde artık şaşırmıyorsunuz. Tüm Umman’da çok katlı bina yapımına izin yok, Muscat’ta en yüksek bina Sheraton Oteli, o da 8 katlı.
Umman, Suudi Arabistan’la kıyaslanamayacak şekilde modern ve dünyanın her tarafından gelen insanlar çalışıyor. Yeni başladığınız televizyon kanalında Umman ile ilgili program yapabilirsiniz, iş dünyası için burada oldukça fazla olanaklar var. Selam ve saygıyla...
Turgay Yılmaz
CEO/ Büro Veritas Umman

DİĞER YENİ YAZILAR