TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, salı günü Business Channel’da günün konuğu oldu. Öyle sanıyorum ki Ertürk bugüne kadar çıktığı hiçbir televizyon programında bu kadar çok açıklama yapmamıştı. Tomru Dereköylü ve Demet Karal’la birlikte sorduğum tüm sorulara açıklıkla cevap veren Ertürk, özellikle Sabah-atv’nin satışı konusunda zihinlerde oluşan tüm konulara da açıklık getirdi.
Ertürk’ün bu açıklamalarının önemli bir bölümü bazı televizyonlarda ve internet sitelerinde yayınlandı.
Programın sonunda Ertürk’e “Yasa ya da hukuka uygun olmayabilir ama vicdani bir konuda soru sormak istiyorum” diyerek şöyle dedim:
“1998 yılından bu yana el konan bankalarda ve bu bankaların hâkim ortaklarının diğer şirketlerinde çalışan yüzlerce kişi yasalar gereği şu anda mağdur. Bu kişiler öyle ya da böyle patronlarının istediği görevlerde bulunarak şirket sorumluluğu üstlenmişlerdi. Ancak el koymalar başladıktan sonra bu kişiler hakkında da tedbir ve hacizler uygulandı. Bugün patronlarının pek çok malı satılan yüzlerce kişi hâlâ bu tedbir ve hacizler altında. Kredi kartlarını kullanamıyorlar, banka hesapları yok, yurt dışına çıkamıyorlar. Bu kişilerin durumuna artık bakmayacak mısınız?”
Ertürk bu soru üzerine konunun kendilerini de rahatsız ettiğini belirterek “Evet bu durumu biliyoruz. Bu elbette vicdanları da rahatsız ediyor. Ancak bu durumda olan birçok kişi hakkındaki tedbir ve hacizleri kaldırdık. Ona rağmen dediğiniz gibi yüzlerce kişi hâlâ mağdur” dedi.
Ertürk’e bu kişilerin ne yapması gerektiğini sordum. Şöyle karşılık verdi: “Bu kişilerin durumlarını inceliyoruz. Ancak bizim asli görevimiz kamu alacağını tahsil etmek. O nedenle böyle mağdur olan kişilerin hepsini inceleme şansımız olmayabilir. Ancak ekranlardan sizin aracılığınız ile sesleniyorum. Mağdur edildiğine ve sorununun hâlâ çözülemediğine inananlar derhal bize başvursun.
Direkt TMSF Başkanlığı’na gelsinler. Gerekli incelemeleri yapar ve üzerlerindeki tedbir ve hacizleri kaldırmaya çalışırız.”
Onca el konmuş bankanın sahipleri hakkında her gün haberler yayınlanır, üzerine yorumlar yapılırken bugüne kadar bu drama kimse el atmak istememişti. Ancak kendi iradeleri dışında bu duruma düşen kişilerin yaşadığı sıkıntılar biliniyordu.
Belki bu soru Ahmet Ertürk’e ilk kez sorulmuş oldu. Ertürk de açık söyleyeyim hiçbir komplekse kapılmadan açık bir çağrıda bulundu. Ben de programı izlemeyen ya da bundan haberi olmayanlara buradan haber vermek istedim. Bu durumda olanlar TMSF’ye hemen başvurabilir.
Darbe hikâyeleri
Darbe dönemleri ile çok komik olaylar anlatılır hep. Birini dün Zaman Gazetesi’nde okudum. 12 Eylül’den sonra beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne atanan Yücel Seçkiner sporda bir atılım yaparak kulüplere stat yapmaları için arsa tahsis etmeye başlamış. Bir süre sonra bunu Evren duymuş. Seçkiner’i çağırıp fırçalamış: “Sen devletin malını nasıl kulüplere verirsin” demiş. Seçkiner verdiği arsaların gece kulüplerine değil spor kulüplerine verildiğini anlatmak için çok zorlanmış.
Aklıma geldi. 12 Mart’ta bir öğrenci evine baskın yapan polisler duvarda asılı duran Karl Marx’ın fotoğrafını görünce “Utanın, nur yüzlü dedeniz var siz hâlâ komünistlik yapıyorsunuz” diye bağırmış.
Bir başkası: Sağcı gençlerden biri polis tarafından götürülürken “Ben sosyalist değilim, nasyonal sosyalistim” diye bağırmış. Polis de “Vay demek yeni bir sosyalist örgüt” diye copu geçirmiş.
Ahmet Ertürk’ten TMSF ile hâlâ sorunu olan patronlara mesaj
TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün Business Channel’deki sohbetinde söylediği bana göre en önemli noktalardan biri henüz TMSF ile protokol imzalamamış olan eski banka sahiplerine verdiği mesajdı.
Ertürk “bizimle iyi geçinen borcunu daha rahat öder ve kurtulur, iyi geçinmeyenin ise borcu asla bitmez” anlamına gelen ifadeler kullandı.
Açıkçası Ertürk yasaların kendilerine verdiği yetkiyi diledikleri gibi kullanabileceklerini ima etti.
Ertürk’ün bu konudaki hesabı çok ilginçti. Çünkü Ertürk’e göre bugünkü yasaların ve maliyenin tavrı esas alındığında bir kamu alacağı 700 milyon dolar olarak da 3 milyar dolar olarak da hesaplanabiliyor. Ertürk diyor ki “Bizimle iyi geçinen, soruna çözüm amacıyla yaklaşan borçluların hesaplarını ona göre yaparız, iyi niyetle yaklaşırız, faiz ve ceza oranlarını ona göre düşünürüz. Ama bize dostça yaklaşmayan, çözüm değil sorun arayanlara karşı yasaların verdiği en katı kuralları uygularız.” Aslına bakarsanız birkaç yıldır üzerinde çok tartışılan şimdi adı değişse de çıktığında 5020 sayılı yasa olarak bilinen yasa hukuk kurallarının tümünü çiğneyen bir yasaydı. Hukuka çok bağlı olduğu söylenen dönemin Cumhurbaşkanı Sezer bu hukuk dışı yasayı “hortumcuları koruyor” suçlamasından korktuğu için hemen imzalamıştı.
Oysa dünyanın hiçbir ülkesinde bir borç yüzünden insanın karısı, çocukları, akrabaları sorumlu tutulamaz. Ama bizde oldu.
Bu nedenle Ahmet Ertürk aslında hukuka hiç uymayan bu söylemi yasaların kendilerine verdiği güçle söyleyebiliyor. Tabii işin bir başka yüzü de şu: Eğer bu kadar ağır yaptırımlar olmasa bankaların kötü yönetimi nedeniyle oluşan kamu alacağını tahsil etmek de mümkün olmaz.
Gerçi bugün tüm bu alacaklar tahsil edilemedi ama zararın önemli bölümü de kapatıldı. Ama en önemlisi tüm bu yaşananlar herkese ders olduğu için bankacılık sistemi de eskiye oranla çok daha düzgün hale geldi.
Son söz olarak Ertürk’ün uyarısını tekrarlamak istiyorum: TMSF’den kurtulmak isteyen borçlular TMSF’ye daha yumuşak ve yapıcı yaklaşsınlar.
Bir mağdur örneği
TSMF bankalara el koyduktan sonra Meclis’in çıkardığı 5020 sayılı yasa ile bu banka sahiplerinin tüm mal varlıklarına el koyma hakkı kazanmıştı. Yasa sadece el koyma ile yetinmemiş ve banka sahiplerinin eşlerinin, birinci derece akrabalarının varsa evlatlıklarının da mallarına el konulmasını uygulamaya sokmuştu. Bunun dışında banka sahibinin şirketlerinde çalışan ve oluşan borçla ilgisi olduğu kanısına varılan tüm kişileri de oluşan borçtan sorumlu tutmuştu.
Bu uygulama nedeniyle bankalarda ya da patronların diğer şirketlerinde çalışan kimi sekreter, şoför hatta korumalar bile oluşan borçtan sorumlu tutulmuş, mal varlıklarına el konulmuş, yurt dışına çıkışları yasaklanmış, kredi kartlarını bile kullanamaz hale getirilmişti. Bunlardan bazılarının el konulan malları da satılmıştı.
Şu anda bir medya organında mütevazı ücretle çalışan bir arkadaşımız var. Zamanında Dinç Bilgin’in sahibi olduğu Sabah Gazetesi’nde çalışıyordu. Burada bilmem ne şirketinin yönetim kurulunda gösterilmiş usulen. Ama bankaya el konulunca Dinç Bilgin’in borcundan sorumlu tutulmuş. TMSF bu arkadaşımızın el koyduğu Şişli’deki küçücük evini satışa çıkarmış ve satmış da.
Bu arkadaşımızın şimdi evi yok. Dinç Bilgin’le de bir ilişkisi yok. Bilgin Sabah ve atv’nin satılmasıyla birlikte TMSF’den tamamen kurtulacak. Peki, evi satılan bu arkadaşımız bunu yerine bir daha koyabilecek mi?
Yine Uzan döneminde eşi bu grupta çalışan bir hanım var örneğin. Eşini yakalandığı amansız hastalıktan kurtarmak için Bodrum’daki yazlık evini satışa çıkarmak istemiş ancak ev TMSF’nin haczi altında olduğu için çok sıkıntı çekmişti. Ne yazık ki eşinin ölümüne çok az zaman kala TMSF bu evin satışına izin vermişti de hiç olmazsa ilaç ve hastane masrafları karşılanmıştı.
Bu dramlar ne yazık ki banka operasyonları sırasında kamuoyuna pek yansımadı.

