Deyimin nereden çıktığını bilmeyenler için yazmak istiyorum. Timsahlar çok hareketsiz hayvanlardır. Genellikle sadece avlanırken hareket ederler. Avlarını da büyük bir iştahla yerken gözlerinden bir sıvı akar. Bu gözyaşı değildir ama bakınca timsah sanki ağlıyormuş gibi görünür.
İşte bir şeye üzülmediği halde üzülmüş gibi yapanlar için “timsah gözyaşları döküyor” denilmiştir.
Şimdi bu hikâyeyi neden yazdım? İsviçre’de yeni yapılacak camilerin minarelerinin olup olmaması konusunda bir referandum yapıldı biliyorsunuz.
Bu referandumdan da “hayır” yanıtı çıktı. Bizde olduğu gibi birçok Müslüman ülkede tepkiyle karşılaşan bu karar Avrupa Birliği ülkelerinde de tartışılıyor.
Medyamız da Avrupa’daki tepkilere çok büyük yer veriyor. Bunları okuyunca sanıyorsunuz ki Avrupa bu karardan dolayı çok üzgün, hatta utanç duyuyor. Gerçi başta Sarkozy’den olmak üzere bu karara ve gelecek benzerlerine destek de azımsanmayacak ölçüde. Tepkileri daha büyük göstererek içimizi rahatlatıyoruz belki.
Oysa bu tepkiler bana “timsah gözyaşlarını” anımsatıyor. Yani Avrupalı demokratlar, özgürlükçüler, entelektüeller sanki üzülmüş gibi yapıyorlar.
Bu kanıya neden vardığımı hemen söyleyeyim: Referandum gizlice yapılmadı, üstelik aynı gün “Silah ihracatına yasak gelsin mi?” ve “Havacılık sektörüne ek ödenek verilsin mi?” konularında da sandık başına gidildi.
O şimdi ağlaşan Avrupalılar “temel hak ve özgürlükler konusunda referandum yapılamayacağını” bildikleri halde hiç seslerini çıkarmadılar. Bu referandumun yapılmasına bir kişi bile karşı çıkmadı.
Ne zaman ki sonuç ortaya çıktı ve İslam ülkelerinden tepki geldi “Şimdi Müslümanlar İsviçre’deki paralarını çekerler mi, bizim mallarımızı almaktan vazgeçerler mi?” korkusuna kapılanlar güya tepki göstermeye başladılar.
Bunlara kimse kanmasın. Birkaç gün içinde olayın üzerini külleyeceklerinden ve ardından başka kararlarla ortaya çıkacaklarından emin olun.
Bize gelince, Ankara’da Melih Gökçek yine temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren bir konuda referanduma gitmeye kalkmıştı. Ama Türkiye’deki gerçek aydınlar, Avrupalılar gibi olmadıklarından anında tepki göstermişler ve referandumu engellemişlerdi. Sözde liberallerin ise sesi çıkmamıştı.
Şimdi; bizim gerçek aydınlarımız mı yoksa çok öykündüğümüz Avrupalı aydınlar mı daha değerli?
Açıkçası Avrupa’nın sözde aydını ile bizdeki liberal maskeli faşistler arasında fark yok galiba.
Cami çıkışı maskeler düştü
Danıştay’ın meslek lisesi mezunlarının üniversiteye giriş sınavında katsayıyı kaldıran YÖK kararını iptal etmesi dün Beyazıt Meydanı’nda protesto edildi.
“Edilir, ne var bunda?” diyeceksiniz belki de, durum öyle değil.
Çünkü protesto eylemi Beyazıt Camii’nde Cuma namazından çıkanlarla cami önünde bekleşenler tarafından gerçekleştirildi.
Bir eğitim konusunun Cuma namazı ile ilgisi olabilir mi? Konu iktidarın zihniyeti ise elbette var. Çünkü dünkü gösteri de ortaya çıkardı ki, meslek lisesi (aslında imam hatip lisesi) mezunlarına katsayı uygulanmasına karşı çıkanlar bunu çocukların eğitim haklarının elinden alındığı için değil, dini eğitim almış çocukların başka alanlara kaydırılması için yapıyorlar. Dini siyasete alet edenler, dini eğitime de alet ederek pervasızca ortalıkta gezebiliyor.
Reçete okuma uzmanı eczacılar, hükümetin ilaç fiyatlarıyla ilgili acı reçetesini bakalım nasıl okuyacak. (Gani Yıldız)
Analar ağlamasın
Kürt açılımıyla birlikte biliyorsunuz kimsenin itiraz edemeyeceği bir slogan, açılımla ilgili kuşkularını veya önerilerini dile getirenlere yönelik aşağılama ve suçlama adına yapılıyordu.
“Analar ağlasın mı istiyorsunuz?” gibi anlamsız ve aşağılayıcı soruyu ciddi ciddi soranlar sağduyulu vatandaşları sindirmeye çalışıyordu.
Şimdi Amerika, Afganistan’a takviye kuvvet göndermemizi istiyor. Üstelik bunun “muharip” yani “savaşan” bir kuvvet olması öngörülüyor.
Yandaş medya şaşkın vaziyette. Çünkü AKP iktidarı Afanistan’a hiçbir şekilde takviye kuvvet gönderilmeyeceğini açıklamıştı.
Şimdi Amerika takviye istiyor. Yandaş medyanın bir bölümü “Erdoğan’ın reddettiğini” söylüyor, bir kısmı “şartlı evet” denileceğini. Yani sonuçta askerimiz Afganistan’a gidecek. Ama bakıyorum da kimsenin ağzından “analar ağlamasın” lafı çıkmıyor yandaş çevrede. İster muharip olsun ister olmasın, Afganistan savaşı bizim savaşız mı? Orada savaş var. Bir an gelir patates soyan asker bile ölebilir.
Analar yine ağlar yani. Ama talep büyük yerden, bizim yandaşların aklına
bu durumlarda analar gelir mi hiç?
Paşalar sorguda asıl paşa yok
Emekli üç kuvvet komutanı (büyük ihtimalle) bugün Ergenekon savcılarının önünde ifade verecekler.
Eğer Ergenekon olayına başından sonuna kadar inanıyorsanız bu üç paşanın da bugün tutuklanması gerek. Eğer tutuklanmazlarsa bilin ki işin içinde bir iş var.
“İnanıyorsanız” notunu özellikle koyuyorum, çünkü bu davada şu ana kadar hukuktan çok “kanaatler” daha önde tutuldu.
Ama her şeye rağmen ortada bir gariplik var. Paşalar, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in tuttuğu ileri sürülen günlükteki ifadeler nedeniyle sorguya çekilecek.
Örnek bu günlüklerin “kendine ait olmadığını, üzerinde bazı kurgular yapıldığını” ileri sürüyor ilk günden beri. Bugün de bunu söyleyebilir.
Yandaş medya bunun tedbirini şimdiden almış bile, diyorlar ki “Paşa günlükleri inkâr edecek, ama günlüklerden daha önemli belgeler var.” Her zamanki gibi “olacaklar konusunda” bu yandaş medyaya inanırım. Çünkü ne yapılacağı önceden onlara haber veriliyor. Demek ki günlükler dışında yine hepimizi “hayrete düşürecek” iddialar fışkıracak bugün.
Her şey iyi güzel de, günlüklerin gerçek olup olmadığı konusunda kesin bir bilgi yokken, bir darbe hazırlığı için çok daha önemli olan bir “muhtıra” var ortada.
Üstelik bu muhtıra somut, ıslak imzalı, üzerinde bir kurgu yapılmadığı da ortada. Ne gariptir ki, en önemli belgenin sahibi, ayrıca “Bunu ben yazdım” diye övünmesine rağmen hiçbir soruşturmaya uğramadı.
Ben bunun nedenini çok merak ediyorum, benden başka merak eden yok mu?

