AKP Hükümeti Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınır ötesi harekât imkânı sağlayacak tezkereyi bu hafta Meclis’e gönderecek. Aslında tezkerenin bayram öncesinde Meclis’e gelmesi bekleniyordu. Ancak AKP yönetimi işi aceleye getirmemek amacıyla bekletmeyi uygun gördü.
Ayrıca tam bu sırada Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde Ermeni soykırım tasarısı görüşülüyordu. Muhtemeldir ki onun da sonucu beklendi.
Büyük ihtimalle yarın Meclis tezkereyi görüşecek. Ama hemen söyleyeyim, bu tezkere sanıldığı gibi kolaylıkla geçmeyecek. Hatta AKP içinde ciddi çatlaklar olacağı ihtimalini bile göz ardı etmemek gerek. Bunu iki açıdan irdeleyebiliriz. Birincisi Meclis’te artık PKK’ya bağlı olduğu konusunda çok ciddi şüphelerin olduğu 22 kişilik DTP grubu var. Herhalde bu grubun “Türk Silahlı Kuvvetleri Irak topraklarında operasyon yapabilir” gibi bir kararı desteklemeleri pek mümkün değil.
Bunun yanı sıra AKP’li çok sayıda Doğu ve Güneydoğu illerinden seçilip gelmiş milletvekili var. Bu milletvekillerinin çoğunluğunu Kürt kökenliler oluşturuyor. Onları ikna etmek de o kadar kolay olmayacaktır.
Ancak bu sorunun çok büyümeden atlatılabileceği ihtimalinin güçlü olduğunu düşünüyorum. Asıl sorun başka noktadan çıkıyor.
Bilmiyorum, birden fazla gazete alan ve özellikle dinci basını da izleyenleriniz var mı? Bu gazetelerdeki bazı köşeleri okuduğunuzda kanınızın donacağını tahmin ediyorum.
Çünkü, bazı gazetelerin önemli bazı köşe yazarları birkaç gündür ısrarlı biçimde bir konuyu dillerine doladılar. Çok açık olmamakla birlikte 13 yiğidimizin şehit olduğu olayın arkasında başka bir şey olup olmadığını sorgulamaya çalışıyorlar.
Tam ve açık yazamadıkları şu: “Acaba 13 askerimizi PKK değil de başka güçler mi şehit etti?”
Bu soru çok net sorulamıyor elbette, ama ima edilen budur, bunu bilin.
Peki ne söylenmek isteniyor? Onu da satır aralarından çıkarıyorsunuz. Korku şu: 13 askerin şehit olmasıyla birlikte Türkiye’de müthiş bir infial oluştu. Ve en önemlisi, iktidarın beklemediği bir şekilde asker ön plana çıktı. Vatandaş askerine sahip çıkarken, bu ani yükseliş nedeniyle meydanı boş bulup askere olmadık hakaretler edenler bile şimdilik(!) seslerini kesmek zorunda kaldı.
Askerin tekrar güçlenmesi, halk tarafından eskisine oranla daha çok sevilmeye başlanması, AKP’nin yandaşlarında “asker inisiyatifi ele geçirirse ne olur?” endişesine yol açtı.
Eğer tezkere sorunsuz biçimde kabul edilip, asker sınır ötesi operasyon yetkisini alırsa daha da güçlenecek. AKP’yi endişeye iten de bu. Asker inisiyatifi ele geçirirse örneğin olağanüstü hal veya sıkıyönetim talepleriyle hükümetin karşısına dikilir mi?
Bu yetkiyi alan asker yönetime de müdahale etmeye kalkar mı? AKP’ye korkulu rüyalar gördüren gerçek işte bu. Ve işte bu nedenle kimi AKP kalemşörleri sözde “cinlik” yaparak 13 şehit olayını çarpıtmayı ya da en azından kendi tabanlarının zihninde “asker mi bir oyun oynuyor” sorusunun sorulmasını amaçlıyor.
Elbette böyle saçma sapan bir düşünceye prim verecek aklı başında, ülkesini ve milletini seven bir kişi bile çıkmaz.
Ama bilin ki bu tür yazıların altında bu vardır. Ve bu tezkerenin öyle gönül rahatlığı ile çıkmayacağının, çıksa bile Silahlı Kuvvetler’e gerekli yetkinin verilmesinde pürüzler çıkacağının kanıtıdır.
Başkan!
Tayip Bey’in CNN’deki açıklamaları çok ilginçti. Yüzü biraz gergin ve yorgun görünüyordu nedense, ama belki de Ramazan sebebiyledir.
Tayyip Bey’in konuşma üslubunda yine bazı garip tanımlamalar vardı. Örneğin Bill Clinton’dan söz ederken “Hillary Clinton’un Beyi” demesi ve bunu birkaç kez tekrarlaması tuhaftı.
Ama benim asıl ilgimi çeken, Tayyip Bey’in Amerika Başkanı Bush’tan ısrarla ve sürekli “Başkan” diye söz etmesiydi. Egemen bir ülkenin Başbakan’ı kamuoyu önünde yaptığı bir konuşmada başka ülkenin devlet başkanı hakkında “Başkan” diye konuşmaz. Konuşmamalı. Çünkü ismini eklemeden sadece sıfatı kullandığınızda onu kendi başkanınız gibi benimseniş olduğunuz anlamı da çıkabilir.
Başbakan ikide bir “diplomasiden” söz ediyor. Eğer bu kadar iyi biliyor ve diplomasiye uymak istiyorsa diline de dikkat etmek zorunda. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nı anarken sadece “Başkan” sıfatını kullanması Türk halkını rencide eder.
Dolar düşüyor yastık altları derinleşiyor
Geçen hafta piyasaların büyük sıkıntı yaşadığını dile getiren iki yazmıştım. Dev alışveriş merkezleri dahil özellikle günlük tüketim malları satan dükkan ve mağazalarda neredeyse yaprak kıpırdamıyor. Cumartesi Pazar günleri hariç bazı dükkanlara tek müşteri bile girmiyor.
Tabii bunu Ramazan ayının etkisine bağlayanlar da var.
Ancak önceki gün bir bankacı dostumun söyledikleri de hayli ilgimi çekti. Bu bankacı dostum dedi ki; “Piyasadaki sıkıntının temel nedenlerinden biri doların çok düşük olması.”
Ben de doğal olarak “Ne demek bu?” diye sordum.
Anlattı: “Bugün yüz binlerce insanın tasarrufları dolar üzerine. Bunların önemli bir bölümü bankalarda ama hatırı sayılır miktarda dolar da evlerde saklanıyor. Hani eskiden nasıl altınlar yastık altında tutuluyorsa, şimdi de dolarlar yastık altında. İnsanlar bu tasarrufları sıkıştıkları anda bozdurup sorunlarını halletmek üzere saklıyorlar. Ama biliyorsun son 4 yıldır doların fiyatında hiç artma olmadı. Tam tersine sürekli düşüyor. Bu durumda yastık altında dolar saklayanlar paralarını bozdurmaya asla yanaşmıyor. Tabii bu psikolojik bir durum. Çünkü eskiden dolar saklayan hep karlı çıkardı, şimdi durum tersine dönünce insanlar da ne yapacaklarını bilemiyorlar.”
Bankacı dostumun anlattıklarında elbette gerçek payı var. Ama bu Türkiye içinde yüzde kaçın sorunudur onu bilemiyorum işte.
Bu arada bankacı dostum başka bir hesap daha yaptı. Dediğine göre bugün yastık altında dolar saklayanlar bunu zamanında 1300, 1400 hatta 1500 liradan aldılar. Şu anda görünür zararları çok büyük. Bu nedenle paralarına kıyamıyorlar. Ancak bunun ötesinde 3 yıl önce 1400 liradan alınan doların bugünkü maliyeti en az 2400 lira. Çünkü değerlenen Türk parasının faizi, üzerine bir de dolar faizi ekleyince, yastık altında dolar tutmanın zararı daha da ortaya çıkıyor.
AKP iktidarı büyük sıkıntıda. Yüzde 47’lik bir seçim desteğinin bir anda ortadan kalkması tehdidi ile karşı karşıya kaldıklarını düşünüyorlar. PKK konusunda yapılacak bir hatanın hatta bir gecikmenin bedelinin çok ağır olabileceğini hesaplıyorlar.
Başbakan’ın bütün esip gürlemesine rağmen umudu hâlâ Amerika’da. Çünkü Amerika’dan gelecek bir taviz ya da açık yardımla durumu lehine çevirebileceğini düşünüyor. Bu nedenle bazı AKP’li danışmanların Amerika’da çok sıkı bir görüşme maratonu başlattıklarını duydum. Danışmanlar Amerikalı yetkililere şunu anlatıyorlarmış:
“PKK saldırıları ile Ermeni tasarısı aynı zamana denk geldi. İkisi de Türk halkında çok ciddi öfkeye yol açtı. Bu böyle giderse Amerikan karşıtlığı çok artacak. Ama bunun asıl etkisi bizim üzerimizde hissedilecek. Bu durum böle giderse dayanma gücümüz kalmaz.”
Bu girişi yapan danışmanlar daha sonra da şu ricada bulunuyormuş: “Ermeni tasarısını Temsilciler Meclisi’nde oylatmayın hiç olmazsa. Bu iş tekrar seneye kalsın. Ayrıca PKK’nın bir iki önemli ismini bize teslim ederseniz Türk halkının öfkesini biraz önler ve zaman kazanırız.”
Bunlar inşallah sadece duyumdur, gerçekle ilgisi yoktur.

