Ters takla olan CHP ve yine kurnazlığın zaferi!

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; heyecanlı bir hafta geride kaldı. Erdoğan’ın “bağımsız adaylık” planı, dinleme kepazelikleri, Yargıtay’ın kapatmadaki ısrarı derken, pek çok olayın belki de bir anda çözülebileceği döneme doğru hızla gidiyoruz.

Geçen haftanın en kritik olaylarından biri tabii ki CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın makam odasında yaptığı bir görüşmenin AKP’ye yakın bir gazetede yayınlanmasıydı. Olay bir “dinleme skandalı” olarak patladı ama belli ki sonu bir “acemilik skandalı” haline geldi. Şimdi CHP ne yapmalı? Akla ilk gelen Önder Sav’ın istifasıdır. Siyaset bazen insana böyle bedel ödetir.

Sevgili okurlar; ancak olaya bir de başka açıdan bakmak istiyorum. Bir ay kadar önce Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programında sürekli olarak demagojiye kaçan AKP’li bir yazara “Sizi anlamakta güçlük çekiyorum. Bilimle, sanatla, eğitimle, estetikle, akıl ve zekâyla pek ilginiz yok ama kurnazlıkta da üstünüze yok” demiştim.

AKP zihniyetinde kurnazlığın çok geçerli olduğunu bundan önce de kimbilir kaç kere yazdım. Ve son olayda kurnazlık yine bir “şaheser” olarak ortaya çıktı.

AKP’li bir gazete Önder Sav’ın odasında yaptığı bir konuşmayı aynen yayınladı. Bu yayından sonra Baykal bunun nasıl olabileceğini sordu. Pek çok gazete de bunun bir dinleme skandalı olabileceğini yazdı.

AKP’li gazete hiç sesini çıkarmadı. Gerçekten de böyle bir durumda akla tek şey gelebilir; o da bir örgütün çok güçlü dinleme cihazlarıyla bir odanın içini dinleyebildiği. Nitekim üç gün pek bir şey söylemeyen CHP Genel Başkanı Baykal sert bir basın toplantısı düzenleyerek iktidarı suçladı.

Kurnazlık ortaya çıkıyor

Baykal’ın sert sözlerine önce İçişleri Bakanı “çok sert olmayan” bir açıklama ile cevap verdi ama olayın soruşturulacağını söyledi. İçişleri Bakanı’ndan sonra sıra Dengir Mir Mehmet Fırat’a geldi. AKP’nin bu “çok özel” ismi “bıyık altından gülerek” Baykal’ı iftira atmakla suçladı, ağır hakaretlerde bulundu. Bu şaşırtıcıydı, çünkü dinleme gerçekti ve iktidarın olaya böyle gözü kara girmesi pek akla mantığa uygun değildi. Belli ki Dengir Mir Mehmet Fırat ne olacağını biliyordu.

Bunun bir benzerini Danıştay saldırısından sonra da yaşamıştık. O zaman da Mehmet Ali Şahin “Durun bakalım arkasından kimbilir neler çıkacak?” demişti. Sonra olayı Ergenekon’a bağlamaya kalkmışlardı. Çünkü sanık bir şekilde iktidara eleştiri yönelten bir derneğe girip çıkmış üstelik bir de hüviyet elde etmişti.

AKP’ye yakın gazete bu sert açıklamalardan sonra da pek sesini çıkarmadı. Bir gün daha bekledi. Ve üçüncü gün bombayı patlattı: “Biz Önder Sav’ı cep telefonundan aramıştık. Önder Sav telefonu kapattığını sandı ama aslında kapatmamıştı. Böylece bütün konuşmalarını dinleyebildik.” Hemen arkasından da Türktelekom’un arama kaydı belgesi ortaya kondu. Bu belgeye göre gazetenin santralından Önder Sav’ın cep telefonunun arandığı ve 44 dakika süren bir görüşme yapıldığı anlaşılıyordu.

Zafer çığlıkları

Bu belgenin ortaya çıkması elbette CHP’ye ters akla attırmış gibi oldu. Erdoğan açtı ağzını yumdu gözünü. Artık Baykal’ın ne çobanlığı kaldı ne röntgenciliği. AKP yandaşı medya ise neredeyse zil takıp oynayacak hale geldi.

Çok güzel de, AKP’li o gazete neden daha ilk gün “Önden Sav’ın açık bıraktığı telefon sayesinde konuşmaları biz de duyduk” demedi? Haydi ilk gün gazetecilik heyecanı diyelim. Baykal bunun nasıl olabildiğini sorup grup toplantısında konuştuğunda neden bu açıklama yapılmadı? Dürüst bir gazete haberinin üzerine fırtına koptuğu anda bunun nasıl olduğunu açıklardı. Hayır bu yapılmadı. Gelişmeler göz önüne alınarak tuzak kuruldu.

Öyle ya da böyle CHP zor durumda kaldı. İçine düştükleri halin savunulacak yanı yok. Ama, akıl ve zekâdan yoksunluğun parlak çıkışı olan kurnazlıklar da bir yere kadar söker. Kurnazlık gerçeklerin anlaşılmasını bir süre geciktirebilir, kurnazlara zaman kazandırabilir. Ama eninde sonunda gerçek de ortaya çıkar, hak ve adalet de yerine gelir.

Kanadoğlu açıklamaları

Sevgili okurlar; Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu geçen haftanın başında Erdoğan’ın 5 yıl yasak alması halinde bile bağımsız aday olarak seçimlere katılabileceğini ileri sürmüştü. Bunun üzerine kendisine “Temelli kapatılmaya neden olanlar milletvekili ise milletvekillikleri düşer” diyen anayasanın 84. maddesini sormuştum.

Kanadoğlu sözlerini tashih ederek “Bağımsız olarak seçimlere katılma ancak o seçim döneminden sonraki seçimlerde gerçekleşebilir. Yani milletvekilliği düşen bir kişi ara seçime katılamaz, ya zamanında yapılacak bir sonraki genel seçime ya da erken genel seçime katılabilir” demişti.

Kanadoğlu bu görüşlerini cumartesi günü Cumhuriyet’te yazdığı makalesinde de tekrarladı.

Ancak başka anayasa hukukçuları bu görüşe katılmayarak “Milletvekilliği düşürülmesi bir cezadır, eğer siyaset yasağı da 5 yıl içinse, bu süre boyunca hiçbir şekilde adaylık söz konusu olamaz” demişlerdi.

Bu konu elbette çok tartışılacak, ancak son kararı Anayasa Mahkemesi verecek. Anayasa Mahkemesi görevi ve yetkisi gereği, eğer bir kapatma ve siyasi yasak kararı alacaksa, buna tanım getirmek ve müeyyidesini de içtihatlarla belirlemek durumundadır.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

*****

Nasrettin Hoca

Hoca kalabalık misafir geleceği bir gün komşusundan kazanını ödünç istemiş, Adam da vermiş. Hoca koca kazanda yaptığı yemeklerle misafirlerini bir güzel ağırlamış.

Ertesi gün kazanı iyice yıkayıp temizledikten sonra içine bir de tencere ekleyip komşusunun kapısına dayanmış, Komşusu kazanın içindeki tencereyi görünce şaşırmış “Bu nedir hoca?” diye sormuş. Hoca gayet güler yüzle “Ne olacak senin kazan doğurdu işte” karşılığını vermiş. Birden öfkeye kapılan komşusu tencereye bir tekme attığı gibi hocanın boğazına sarılmış. “Bre ahlaksız hoca ben sana kazanı aş yapasın diye verdim, aşk yapasın diye değil.”

*****


Kimilerini yenilgi yıkar , kimileriyse zaferle küçülür, bayağılaşır. Büyüklük, hem yenilgiyi, hem de zaferi kabullenmektir.

John Steinbeck



DİĞER YENİ YAZILAR