Telekulak’a Adalet Bakanı koruması!

Haberin Devamı

Ergenekon soruşturması zanlılarına sorguda en çok “telefon dinleme kayıtları” ve “bilgisayar belgeleri” gösterilmiş. Belli ki bunlar “kanıt” olarak kullanılacak.

Ancak yasalarımıza göre telefon dinleme kayıtları kanıt olarak kabul edilebiliyor mu?

Mümkün, ama yasal ve hukuksal dayanaklarının da yerine getirilmiş olması gerekiyor. Yani her dinleme için ayrı ayrı mahkeme kararı alınmış olmalı. Eğer bu yoksa bu telefon kayıtlarının hiçbir değeri olamaz.

Vural Savaş 4 Temmuz’da Sözcü Gazetesi’nde telefon dinlemelerinin kanıt olup olamayacağı yolunda bir yazı yazmıştı. Yazıda doğal olarak pekçok kanun maddesi var. Bunları bir hukukçu gibi irdelemem mümkün değil. Ancak işin özü şu: Dinlemeler için her zanlı için ayrı ayrı mahkeme kararı alındı mı? Eğer tek tek izin alındıysa bunlar kanıt sayılabiliyor.

Ama eğer izin yoksa ya da “genel izin” çerçevesinde dinlenme yapılmışsa kayıtlar kanıt niteliğini kaybedecektir. Genel izin konusunu medyadan izlemişsinizdir. İktidar insanları daha rahat izlemek için Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT için bir mahkemeden “genel dinleme” izni almıştı. Bunu öğrenen Jandarma İstihbaratı da aynı izni istemişti. Buna karşın Adalet Bakanı Yargıtay’a bir yazı yazarak Jandarma’ya verilen dinleme izninin iptalini istemişti.

Yargıtay Jandarma’ya genel dinleme izni verilmesini Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile iptal etmişti. Aslında bu iptal kararının daha önce MİT ve Emniyet’e verilen izinleri de kapsaması gerekir. Ancak prosedür gereği Adalet Bakanı’nın Yargıtay kararından sonra MİT ve Emniyet için de aynı başvuruyu yapması gerekiyor. Ve ilginçtir bu başvuruyu sadece Adalet Bakanı yapabiliyor. Türkiye’de başka hiçbir kurum ve kişinin böyle bir hakkı yok. Adalet Bakanı ise bu başvuruyu hala yapmadı. Jandarma için Anayasa’ya aykırı bulunan bir izin MİT ve Emniyet tarafından hala kullanılıyor. İşte kuşku burada. Örneğin Mustafa Balbay’ın telefonları şahsa izin yerine “genel izleme” çerçevesinde dinlendiyse, kayıtların hiçbir anlamı kalmadığı gibi derhal imha edilmesi de gerekiyor. Buradaki önemli konu şudur: Adalet Bakanı anayasaya aykırı bir işlemin sürmesine bile bile izin veriyor. Yarın hukuk geçerli olduğunda vereceği cevabı çok merak ediyorum.

Ve son bir not: Evlerden alınan bilgisayarların kopyalarının kişiye teslim edilmesi gerekiyor. Şu ana kadar bu yapılmadı.Yani “gözaltında tutulan bilgisayarlar” üzerlerinde her türlü oynamaya açık durumda.

*****

Herkesi “derin” bir korku sardı

Mustafa Balbay ve Ufuk Büyükçelebi’den sonra Erol Mütercimler de gözaltı sürecini kamuoyuna anlattı. Saynur Tezel’in programına katılan Mütercimler’in en çarpıcı sözleri karşılaştığı bir öğrencisinin “Hoca babam sizin derslerinizde tuttuğum notları çöpe atmamı istedi” demesini anlatmasıydı.

Bu sadece o öğrencinin sorunu değil. Ergenekon olayındaki son tutuklamalarla birlikte bir zaten başlamış olan “korku” döneminin zirve yaptığını gözlüyorum.

Nereden biliyor musunuz? Bana gelen mesajlardan. İnternet sitesindeki yazılarımızın sonuna konan yorumları kastetmiyorum. Direk adıma gelen okur mesajlarını kastediyorum. Tuhaftır son birkaç gündür gelişmelerle ilgili yorumlar çok azaldı. Buna karşın AKP yandaşlarından gelen çok ağır küfürlü mesajlar ise çoğaldı.

İnternet, bazen sinir bozucu da olsa fikir ve görüşlerin görülmedik ölçüde özgürce açıklanabildiği bir ortam. Ama belli ki özellikle vatanını seven, cumhuriyet devrim ve ilkelerine bağlı olan, Atatürk’ü seven, ülkenin daha demokratik olmasını isteyenler artık korku içinde.

Savcılık soruşturmalarında okur mesajlarının bile “suç kanıtı” gibi gösterilmesi dehşet bir korku yarattı.

Bunun da ötesinde birkaç gün öncesine kadar telefonda rahatlıkla siyaset konuşabildiğim pekçok kişi “konuşmayalım” demeye başladı. Karşı devrim propaganda savaşını çok iyi götürüyor.

*****


Bavullar nereye?

Aşırı sinirli biri, havalimanında “Bavul kabul bankosu” görevlisi memura etmediği hakareti bırakmamış.. Müşterinin abartılı kabalığı karşısında, banko memuru sakin ve güleryüzlü bir şekilde davranıyor, hiç cevap vermeden işine devam ediyormuş..

Adam işi bitip gidince, bir arkada sıradaki “Sizi tebrik ederim..!” demiş memura, “Hiç tahrike kapılmayıp nezaketinizi sürdürdünüz.. Ama bu kadarı da yanlış.. Yapabileceğiniz bir şeyler olmalı..” “Olmaz olur mu, var efendim..” demiş, memur gülümseyerek, “Şerefsiz New York’a gidiyor, bavulları Bangkok’a..!” (Yine Yıldırım Tuna’dan.

Değerli Tuna dün kızını evlendirdi. Gençlere mutluluklar dilerim.)

*****


İki şok söylenti

Gerçekten “şok” niteliğinde iki “söylenti” duydum. Ama inanın şaşırmadım. Çünkü kapatma davasının açılmasıyla birlikte iktidar öylesine bir saldırıya geçti ki, insan hiçbir şeye şaşırmaz hale geldi.

Söylentilerden birincisi şu; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın emekli olacağı gün bekleniyor. Çünkü Büyükanıt emekli olduğu andan itibaren açık hedef haline gelecek ve gözaltına alınacak.

Savcılık bunun sinyalini gözaltındaki bazı kişilere sorarak verdi. Gazeteci Ufuk Büyükçelebi’ye “Neden Genelkurmay Başkanı ile çekilmiş fotoğrafın var?” sorusu yöneltildi. Bir gazetecinin Genelkurmay Başkanı ile görüşmesi garipseniyor ve bir “terör soruşturmasında” kanıt gibi sunuluyorsa bunun altında başka bir şey vardır.

İktidarın Büyükanıt’ı bir “çete” içinde göstermeye çalışması Şemdinli’de patlayan bombaylabaşlamıştı. Bir savcı Büyükanıt’ı “kaos yaratmak” amacıyla bombalar patlatmakla suçlamaya kalkmıştı. Belli bir görüşün adamı olduğu anlaşılan savcıya Adalet Bakanının içinde bulunduğu Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu meslekten men cezası vermişti. Ama amaca ulaşılmış ve Büyükanıt AKP yandaşları tarafından dile dolanmıştı

Yine Büyükanıt’ın “sivil danışmanlığını” yapan bir kişi de aylar önce Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmıştı. Bunlar tesadüf değildir herhalde.

İkinci hedef ismin ise Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt olduğu söyleniyor. Gözaltı listesinde bulunan ama yurtdışında olduğu için yakalanamayan soruşturmanın en “şaşırtıcı” ismi Turhan Çömez’in de sırf bu amaçla kapsama alındığı belirtiliyor.

Herhalde “karar” aşamasında bir Anayasa Mahkemesi üyesinin “terör” suçundan gözaltına alınması iki emekli orgeneralin tutuklanmasından bile daha çok etki yaratır.

*****

Tarafsızlık, bir ilke olarak sürüp giderse, zayıflık olur.

Kossuth


DİĞER YENİ YAZILAR