Tek amaç: Yargı benim dediğimi yapmalı

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; Meclis’te geçen hafta başlayan anayasa değişiklik teklifi görüşmeleri bu hafta da sürecek. Parti kapatma ile ilgili madde geçtikten sonra yargı ile ilgili asıl tartışmalı maddeler bu hafta görüşülecek. Şimdilik görünen o ki bu maddeler de 330 sınırının üzerinde oy alacak. Maddelerin tümünün oylanmasında aynı sonucun çıkması şaşırtıcı olmamalı.

12 Eylül Anayasası

AKP ve destekçisi maskeli faşistler gırtlaklarını patlatırcasına bu anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi gerektiğini, böylelikle Türkiye’nin daha demokrat ve sivil olacağını ileri sürüyor. Yanı sıra asıl vuruşu da 12 Eylül Anayasası üzerinden yaparak “Buna karşı çıkanlar 12 Eylül Anayasası’nı desteklemektedirler” yalanını ısrarla söylüyorlar.

Kötünün örneği

Oysa bir kötüye karşı kötü örnek gösterilmez. Bugün aklı başında hiç kimsenin 12 Eylül’ü desteklemesi ve yaptığı anayasaya iyi demesi mümkün değildir. Kaldı ki 12 Eylül Anayasası halkın yüzde 92 desteğini aldığı günden beri bu konuda mücadeleler verilmiştir. Bu anayasanın 70’ten fazla maddesi değiştirilmiş, en önemlisi başlangıç bölümündeki 12 Eylül ruhu ve kutsal devlet kavramları metinlerden çıkarılmıştır.

12 Eylül bitmeli

Bu ülkenin aydınlık insanları 12 Eylül sabahından beri demokrasi mücadelesi vermişlerdir ve vermeye devam etmektedirler. Elbette 12 Eylül döneminin bütün izleri silinmelidir ama yerine konmak istenen 12 Eylül’den beter uygulamalara karşı çıkmak da demokrasi ve hukuk devletine inanan herkesin görevidir.

Hedef, yargı

Bugünkü iktidarın ve yandaşı faşistlerin tek amacı var: Devletin tüm kurumlarını ele geçirdikten ve etkisiz hale getirdikten sonra en önemli kurum olan yargıyı tamamen kontrol altında almak, sadece kendi amacı için kullanmak. Yargıda reform adına sunulan ilk bakışta mantıklı gibi bile gözüken tüm maddelerin varacağı yer budur.

Yargıyı rakip görmek

İktidarın 8 yıllık söylemine baktığınızda temel bir görüşün hâkim olduğunu fark edersiniz. İktidar diyor ki “Biz Türkiye’yi büyük ülke yapmaya çalışıyoruz ama egemen sınıfların emrindeki statükocu yargı buna izin vermiyor. Attığımız her adım yargı tarafından kesiliyor.” Bu söylemle halka düşman gibi gösterilen yargı Türkiye’nin önündeki en büyük engel olarak sunuluyor.

Beyni yıkanan halk

8 yıldır medyanın da büyük katkısıyla adeta beyni yıkanan ve gerçekleri görmesi engellenen geniş halk kitleleri, bu yalana ortak olmakta bir sakınca görmedi. Bir ülkenin temelini oluşturan bilimsel kavramlar kahve kültürü düzeyinde anlatılınca, olaylara düz mantıkla bakan milyonların gözleri görmez oldu. Demokrasi ve hukuk kavramlarından yoksun insanlar demagojik açıklamalara hak verdiler.

Sadece yasalara uyun

Oysa yargının hükümetle bir sorunu olamaz. Çünkü yargı hukuk ve yasalar çerçevesinde görev yapar. Eğer siz başta Anayasa olmak üzere hukuk ve yasalara aykırı kanunlar çıkarmaya, tasarruflarda bulunmaya kalkarsanız, yargı denetimi elbette devreye girer. Bunu “yargı bize karşı” şeklinde sunmaya kalkışmak hukuk ve demokrasiye de ihanettir aslında.

Yapılmak istenen

AKP ve yandaşı maskeli faşistler “demokratikleşme, sivilleşme” adına yargı ile ilgili değişiklikleri destekliyorlar ama dikkat edin, işin özünde bir değişiklik yok. Yani Anayasa Mahkemesi yine var, HSYK var, Danıştay, Yargıtay olduğu gibi duruyor. Hatta parti kapatma da duruyor. Peki değişen ne? Burada görev yapacakları iktidar kendi seçmek istiyor.

Ben karar vereyim

Eğer bu yargı kurumlarında sadece iktidarı seçtiği kişiler görevde olursa, kararlar hukuk ve demokrasi kurallarına göre değil, iktidarın hedeflerine göre alınacaktır. Örneğin iktidar Anayasa’ya aykırı bir kanun çıkaracak ama Anayasa Mahkemesi üyeleri belli zihniyet sahibi insanlardan oluştuğu için bu aykırılık dikkate alınmayacak ve iktidarın önünü açacaktır.

Yanlış bir izlenim

Yargı söylendiği gibi belli bir siyasi görüşün emrinde değildir. Statükocu, darbeci de değildir. Bugün özellikle yüksek yargıda görev alanların pek çoğunun siyasi fikir ve görüşleri birbirinden çok farklıdır. Ama temel aldıkları tek konu vardır: Bu ülkenin Anayasası ve buna bağlı yasaları. Önlerine gelen konuya sadece bu çerçeveden bakarlar.

Değişince ne olacak?

Değişiklik iktidarın istediği yönde olursa, yüksek yargı organlarında görev alanlar aynı görüşten kimselerden seçilecek. Bu kişilerin temel amacı hukuk ve demokrasi değil, bağlı oldukları zihniyetin hedefleri olacak. Böylelikle, sistemde hiçbir değişiklik yok gibi olmasına rağmen, bütün kurum ve kuruluşlar sadece iktidarın emrini yerine getirecektir.

Cumhuriyet’le hesaplaşma

Sonuç olarak devletin yargısını da kendi amacına kullanmak isteyenlerin asıl varmak istedikleri hedef olan Cumhuriyet ve Atatürk ilkeleriyle hesaplaşması ve bunları ortadan kaldırmaları aşamasıdır. Zaten halkın önemli bir kesiminin beynine Cumhuriyet ve Atatürk aleyhine fikirleri yerleştirenler şimdi zafer tacını takacakları güne hazırlanıyorlar.

Haşim Kılıç örneği

İktidar ve maskeli faşistlerin yargıda görmek istedikleri “tek tipin” örneği olan Haşim Kılıç’ın medyada “espri” gibi algılanan bir davranışı Cumhuriyet’le hesaplaşma adına çok tipik bir örnektir. Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde Anıtkabri ziyaret etmiş ve şeref defterine geçen yıl yazdığı mesajı aynen yazmıştır.

Yenisi çok mu zor?

Bunun tek anlamı vardır: Bu zihniyet Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saygıyı bir külfet olarak görmektedir. Şeref defterine bir yıl önceki mesajın yazılması Cumhuriyet ve Atatürk’e hakaretin sembolik bir uzantısıdır. Başkan “Buraya zorla geliyorum, saygı da duymuyorum” hissiyatını dile getirmiştir bence.

İster as ister kes

Sevgili okurlar, medyamız her nedense tıpkı Kılıç’ın mesajı gibi Başbakan’ın 23 Nisan’da yerine oturan çocuğa “Artık yetki sende, ister as ister kes” sözlerini de espri olarak algıladı. Ya da böylesi işine geldi. Serde korku var tabii. Oysa bu söz Erdoğan’ın Başbakanlık döneminin en önemli sözüdür bana göre.

Gaf ya da espri değil

Başbakan’ın sözleri boş bir anda yapılan gaf ya da espri değildir. Bu, bastırılmış bir iç duygunun bir anda ortaya çıkıvermesidir. Ne ilginçtir ki, tarafsız medyada birinci sayfalardan küçük görünen bu haber, dinci ve maskeli faşist medyada hiç yer almadı. Bir gerçeğin bu kadar kaba biçimde ortaya çıkması herhalde onları bile rahatsız etti.

Bedelli sömürüsü

Üç beş kuruşları olduğu için para verip askerlikten kurtulmak isteyenlerin başlattığı kampanya hüsranla ama Başbakan Erdoğan’a büyük prim kazandırarak sona erdi. Bu olayı bile kendi adına propaganda unsuru olarak kullanan Başbakan’ı aslında alkışlamak(!) gerek. Bir olay ancak böyle sömürülür ve bir şey yapılmadığı halde oya dönüştürülebilir.

Askere bir tokat daha

Başbakan, Genelkurmay’ın bedelli askerliğe karşı çıktığını biliyordu. Hatta birkaç ay önce gündeme geldiğinde Başbakan konuyu kapatmıştı. Ancak şimdi durumdan yararlanan Başbakan, sanki gerçeği bilmiyormuş gibi bedelliyi çıkarabileceklerini ama bir kere de askere sorması gerektiğini söylemiştir. Sonuç: Başbakan bedelliyi çıkaracaktı ama ah o asker yok mu, karşı çıktı. O halde askere küfür, AKP’ye oy.

Hepinize iyi haftalar dilerim...

DİĞER YENİ YAZILAR